arama

Geleceği Elinden Alınan Adam: Oğuz Atay

  • paylaş
  • paylaş
  • Timurtimbuktu
  • 1 vote, average: 1,00 out of 1
    Loading...

Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak bir şeydir.

Albert Camus.

Erdem kendimize karşı sorumluluklarımızdır, topluma değil.

Michel Foucault.

Hayatı 12 Ekim 1934

“Kimse bizim tanımımızı yapmıyordu ki biz kimiz bilelim. ” Oğuz Atay.

Oğuz Atay, 1934 yılında Kastamonu’da dünyaya gelmiştir. (Nüfus hüviyet cüzdanında 1936 yazıyor olabilir. Çünkü Tutunamayanlar’da Turgut Özben 1934 doğumlu olmasına rağmen nüfus kağıdında 1936 yazar. Bu çıkarım, Yıldız Ecevit’in “Ben Buradayım…” adlı biyografisinde, Tutunamayanlar’ın otobiyografik ögeler taşıdığını söylemesinden dolayı yapılmıştır) Annesi öğretmen Muazzez Atay, babası 1939 yılında milletvekili olan Cemil Atay’dır.

Beş yaşına kadar Kastamonu’da yaşayan Oğuz Atay ve ailesinin o zamanki komşusu Kemal Örüklü, O’nu şöyle tanımlar:

“Kendisi beyaz tenli, gürbüz, sevimli bir oğlumuzdu; kardeşimizdi.”

Cemil Atay 1939 yılında milletvekili seçilince Atay ailesi Ankara’ya taşınmışlardır. Dönemine göre iyi bir çocukluk geçiren Oğuz Atay, bu şartlar ve kendine tanınan fazlaca imkan dolayısıyla yalnız bir çocukluk geçirmiştir. Ayrıca O’nu tüm hayatı boyunca sadece birkaç insan anlar. Tüm hayatı boyunca süren bu yalnızlığını ve anlaşılamayışını şöyle tanımlar:

“Canım insanlar!.. Sonunda bana bunu da yaptınız. // … Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor.”

“Kendime yeni bir ön söz yazmak istiyorum. Yeni bir dil yaratmak istiyorum. Beni kendime anlatacak bir dil.”

1951 yılında Ankara Maarif Koleji’ni (şimdiki adıyla TED Ankara Koleji), 1957’de İTÜ İnşaat Fakültesi’ni bitirdi. 2 Haziran 1961’de Fatma Fikriye Gürbüz ile evlendi. 1962 yılında Özge adında bir kızı oldu.

Doçentliği sırasında Topografya adında bir ders kitabı yayımladı.

Halit Refiğ ve Selim İleri ile yakın dostlukları vardır. Hatta Halit Refiğ ve birkaç arkadaşıyla beraber “Olaylar” adlı, sol söyleme mensup bir dergi çıkarmak isteseler de başarılı olamadılar. Bu sırada Oğuz Atay’ın “Pazar Postası” adlı muhalif bir dergide yazıları çıkmaktadır.

Halit Refiğ, Atay’ın edebî yazın hayatına girişini şöyle anlatır:

“Oğuz Atay ile bir gün karşılaştık, ‘Ne yapıyorsun Oğuzcuğum?’ dedim. ‘Roman yazıyorum.’ dedi. Oğuz Atay’ın roman yazacağından o âna kadar haberim yoktu.”

Selim ileri ile dostluğu 1970’li yıllarda bozulmuştur. Atay, Pakize Kutlu (Atay’ın 1974’te evlendiği ikinci eşi) ve Selim İleri, Bodrum’da tatil yapmaktadırlar. Oğuz Atay “Bodrum eskiden yabani otlarla ve hayvanlarla doluydu. Turizm yüzünden hepsini, her şeyi mahvettiler” şeklinde bir söylemde bulunur. Selim İleri bunu o dönem yazdığı yayın organında kendi tabiriyle “kaba, kaba kaba” eleştirir. Bu olay yüzünden Atay, Selim İleri’ye kızar ve görüşmemeye başlarlar. Daha sonra Oğuz Atay’a beyin tümörü teşhisi konulunca Selim İleri yine aynı yayın organında Atay’a geçmiş olsun dileklerini iletir. Daha sonra Atay, Selim İleri’ye sevgi dolu bir mektup yazar.

Atay’ın yalnızlık ve anlaşılamamak üzerine kurulu hayatı 13 Aralık 1977’de Altay Gündüz’ün Büyükdere Caddesi’nde bulunan evinde son bulur. (Vefat ettiği binanın elektronik ortama aktarılmış hali için bknz: https://yandex.com.tr/kullan/panorama-live/0?short_url=CVDieKNY)

“Bat dünya bat!”

Oğuz Atay.

Sanatı … 1970 –

Nietzsche de Atay da beyinlerinde hamileydi; Atay doğuramadan öldü.

“Belki yaşadığını sandığı hayat bir rüyadan ibarettir ve uyandığı zaman O da bütün gerçekleri görecektir; ya da herkes uyumaktadır da O’nun yaşadıkları gerçektir.”

Oğuz Atay’ın sanat ve kurmaca hakkındaki bu yorumu tek başına incelenmelidir. O’nun sanatı hakkındaki tüm yorumlar, bu açıklaması üzerinden yapılabilir.

Atay’ın bir “oyun” metaforu kurduğu söylenebilir. Tür fark etmeksizin tüm eserleri toplam bir tiyatro oyunu, her bir eseri de bir perde olarak görülebilir. İnsanı; toplumdan soyutlanmış, beyninde kendine anlaşılabilir insanlar yaratmış, yabancılaşma kavramının tam göbeğinde bireyler olarak anlatır. 1960 – 1980 romanlarının temalarından biri olan yabancılaşmayı (ötekileşme, tutunamayan olma durumu [Kafkanın Gregor Samsa’sı, Yusuf Atılgan’ın C.’si gibi. – hatta E. Serbes’in Behzat Ç.’si.] en net biçimde gözler önüne serer. Tutunamayanlar’da yaptığı “Onlar” tanımı bunun örneğidir. “Onlar” tanımı diğer varoluşçuların Pekçok’larıyla eşdeğer tutulabilir. Yazılarındaki kişiler, Dostoyevski’nin “hedef” kavramıyla bağdaştırılabilir bir arayış içerisindedir.

“Var olmak tehlikeli bir oyundur.” Oğuz Atay.

oğuz atay

Bir şahsiyetin eseri, tenkid yöntemleri (eleştiri kuramları ki bu eleştiri kuramlarından birini buradaki yazımda anlatmıştım.) hariç yazarından bağımsız düşünülemez. Dönemde oluşan zihniyet; yine dönemde oluşan sosyal, siyasi, askerî yaşamla birlikte değerlendirilir. Milli Edebiyat döneminde Saf Şiir anlayışını nasıl “dönemin olaylarından kaçış, sanata sığınma” olarak değerlendiriyor ve bunu yine o yazarlara bağlıyorsak Atay’da da farklı bir yöntem uygulayamayız.

1950’li yıllar Türkiye Cumhuriyeti için görülmemiş olaylara sahne olur. 1946 yılında kurulan Demokrat Parti’nin 1950 yılında Adnan Menderes ile başa geçmesi, çok partili dönemin yaşanması, Batı modernizminin Türk kültürüne etkisi, II. Dünya Savaşı gibi olaylar dönemin sanat anlayışını etkilemiştir. Atay, eserlerinde ironiyi büyük bir ustalıkla kullanır. Neredeyse her şeyi ve herkesi bu yolla eleştirmiştir.

Eserlerinde diyalog, monolog, iç monolog, bilinçakışı tekniklerini büyük bir ustalıkla kullanmıştır (bknz: Tutunamayanlar syf. 460 – 537).

Bunun yanında kişilik bölünmesini (Freudiyen etki, Freud psikanalizi) yani id – ego ve süper ego kavramlarını sırasıyla Olric, Turgut Özben, Selim Işık olarak yine Tutunamayanlar’da görebiliriz.

Dil konusunda Oğuz Atay’a modern – postmodern edebiyatın Ömer Seyfettin’i diyebiliriz. Eserlerinde belirli bir tanıma karşılık gelen yeni kelimeler ve kelime grupları kullanmıştır. Buna örnek olarak Tutunamayanlar’a bilimsel bir isim olarak bulduğu “disconnectus erectus” gösterilebilir.

Atay’ın sanatına Kafka, Dostoyevski, J. Joyce, V. Nabokov, İ. Gonçarov, H. James, Halid Ziya Uşaklıgil gibi isimler etki etmiştir.

Dipçe: Sanatına etki eden isimlerin arasında Halid Ziya’nın sayılmasının sebebi Atay’ın Halid Ziya’yı kendi duyarlılığına yakın bulduğunu söylemesidir. (Kaynak)

Oğuz Atay’ın sanatı hakkında Murat Belge şunları söyler:

“Avantgard olmak, olacak bir şeyi yazmak gibi bir tutkuyla yola çıkıyorsanız, o zaman başınıza ilk gelecek itimalin bu olduğunu da baştan kabul ederek gireceksiniz. Çünkü yaptığınız işin tabiatı gereği insanlara alışık olmadıkları bir şeyi sunacaksınız. İnsanların alışık olmadıkları o şey çok zaman insanların suratına şamar gibi gelir. Ve onlar da şamarla cevap verirler.”

Dipçe: Murat Belge’nin bu yorumu ses kaydından yazıya aktarılmıştır. Orijinalliği korumak adına anlatım bozuklukları düzeltilmemiştir.

1970’li yıllarda Türk toplumu Atay’ı anlayacak yeterliliğe sahip değildi. Hatta Türk aydınları ve eleştirmenleri de Atay’ı anlayacak yeterliliğe sahip değildi. Dönemin önemli isimlerinden Fethi Naci, Oğuz Atay’ı romancı olarak görmediğini ifade etmiştir. Kaldı ki Atay, öldükten sonra anlaşılan bir yazar olmuş ve okur O’nu 1990’lı yıllarda keşfetmiştir.

Eserleri … 1970 –

Yayımlanmış eserleri kronolojik olarak şu şekildedir:

Tutunamayanlar (1971-1972)

Tehlikeli Oyunlar (1973)

Bir Bilim Adamının Romanı (1975)

Korkuyu Beklerken (1975)

Oyunlarla Yaşayanlar (1985)

Günlük (1987)

Eylembilim (1998)

Atay’ın tamamlayamadan öldüğü Türkiye’nin Ruhu adlı bir eseri daha vardır, basılmamıştır. Topografya adlı eserden edebi eser olmaması nedeniyle burada bahsedilmemiştir.

Tutunamayanlar

Eser, ilk cildi aralık 1971’ de ikinci cildi nisan 1972’ de olmak üzere iki cilt halinde Sinan Yayınları tarafından basılmıştır. İlk baskısında kapağında papatyalar bulunur. Oğuz Atay’ ın en sevdiği çiçek, papatyadır. Kapak tasarımını o dönemde Londra’ da yaşayan Sevin Seydi yapmıştır.

   Günümüzde 724 sayfa tek cilt olarak İletişim Yayınları tarafından basılmaktadır. Kapağında Ara Güler’ in çekmiş olduğu bir Atay fotoğrafı bulunur. Düzeltilerini Ayla Karadağ yapmıştır.

   Atay 26 Temmuz 1970’ te Tutunamayanlar’ ı yazmayı bitirir ve 1970 TRT Roman Ödülleri yarışmasının yapılacağını duyar. Bunu bir fırsat olarak görüp yarışmaya başvurur ve ödül alır. Daha sonra kitabı bastırmak için yayınevleri ile görüşür fakat kimse romanı anlamadığı için basmak istemez. O sırada Hayati Asılyazıcı ( Sinan Yayınevi’ nin sahibi ) Cumhuriyet gazetesi yazı işleri müdürü Çetin Özbayrak’ a ulaşır ve metne nasıl ulaşabileceğini sorar. Çetin Özbayrak, metnin bir kopyasının kendinde olduğunu söyler ve Hayati Asılyazıcı’ ya yollar. Hayati Asılyazıcı metni iki gün boyunca durmadan okur ve daha metni bitirmeden basmaya karar verir. Oğuz Atay’ ı arar, bulur ve bunu kendisine söyler. Atay, bunu duyunca çok sevinmiştir. Daha sonra kitap basılır. Atay, kendine verilen ilk kopyayı imzalayarak Hayati Asılyazıcı’ ya hediye eder.

   Kitabın içerik olarak modernist bir kitap olmasına rağmen birçok postmodernist yapıyı bünyesinde barındırır. Oğuz Atay’ ın sanatı kısmında da belirttiğim gibi Selim Işık, Turgut Özben ve Olric aslında aynı kişinin id, ego ve süper egosudur.

   Kitapta metin içinde metinler yer alır. Ayrıca bir şarkılar bölümü ( 114 – 135) ve bu şarkıların açıklandığı açıklamalar bölümü vardır. Açıklamalar bölümünde her bent için bir hikaye daha kurgulanmıştır.

   Eser bir mektupla biter.

Tehlikeli Oyunlar

Atay, Tutunamayanlar’ı yazdıktan kısa bir süre sonra, 1971’de yapılan bir söyleşide yeni bir roman daha yazdığını ve adının Tehlikeli Oyunlar olacağını söyler. Atay edebiyatında “ oyun “ metaforunun her zaman mevcut olduğunu yukarıda belirtmiştim.

   Eserin ilk baskısı 1973’te yine Sinan Yayınları tarafından yapılır. Kapağı yeşil, flu bir zemin üzerine üstten bir işlemeyle basılmıştır.

   Günümüz basımında kapağı yine Ara Güler’in çektiği bir Atay fotoğrafından ibarettir. 479 sayfadır. Düzeltilerini Sezar Atmaca ve Ayla Duru Karadağ yapmıştır.

   Eser Türk edebiyatında postmodernizmin ilk örneğidir.

“Postmodern bir kitabı eline aldığında hiç unutmaman gereken şey şu olacak: Yazar benimle oyun oynuyor!” Prof. Dr. S. Dilek Yalçın Çelik.

   Eserde başrol Hikmet Benol, şaşırtmayacağı üzere bir Tutunamayan’ dır. Hikmet’in hamurunda birçok kaynak olmasına rağmen en önemlisi İncil’deki teslistir. Hikmet, teslisteki İsa’yı canlandırır. Tutunamayan’ın arketipinin İsa olduğunu bildiğimizden bu yine şaşırtıcı değildir. Hayali bir Albay ile konuşur, dertleşir ve cevaplar alır. Eserde yapı, yine diğer eserlerden oldukça farklıdır. Hikmet Benol, olayları kendi dünyasında abartır, süsler, değiştirir. Bu olayların gerçek halleri ya başta ya da sonradan verilir. Belirli bir sıralaması yoktur. Bu da postmodern yazarların okuyucuyla oynadığı oyunun tâ kendisidir.

   Eserde varoluşçuluğun harcı olan yabancılaşma kavramı üzerinde Tutunamayanlar’da olduğu gibi durulmuştur. Bu sefer, kent hayatı ile beslenmiş Hikmet, gecekonduya konularak yabancılaşma işlenmiştir.

Hayata dayanamayan her insan gibi yapılır oyunda: Mış gibi yapılır. Oğuz Atay.

Postmodernizm: “Mış gibi yapmak” Prof. Dr. S. Dilek Yalçın Çelik.

Bir Bilim Adamının Romanı

İletişim Yayınları’ndan çıkan 270 sayfa biyografik eser. Eser 2004 yılında MEB tarafından Türk ve Dünya Edebiyatında 100 Temel Eser arasına alınmıştır.

   Oğuz Atay’ın ısmarlama olarak yazdığı romandır. Roman, fakülteden hocası olan Mustafa İnan’ın biyografisidir. İlk başta “ısmarlama“ olması hasebiyle Atay’dan izler bulunmayacağı düşünülse de O, romana kendi üslubunu çok güzel yedirmiştir. Dönemin üniversite hayatı, akademisyenlik olgusu ve burjuva yaşantısı yine “Atayca” eşliğinde anlatılmıştır.

   Eser hakkında Oğuz Atay’ın kendi yorumu şu şekildedir:

   “ Ben Mustafa İnan’ı tanıdıkça, O’nun ruhuna yani O’nun iç dünyasına, düşündüklerine, hissettiklerine nüfuz etmeye çalıştım. Bu bakımdan bilinçakışı dediğimiz yani insanın bilincinin akışının bütün tabiiliğini veren yöntemi de uygulamam bence tabii olmuştur. Bunu yaparken de Mustafa İnan gibi hissetmeye ve Mustafa İnan gibi düşünmeye çalıştım. “

Korkuyu Beklerken

Atay’ın öykülerinin toplandığı eserdir. İlk baskısı 1975 yılında May Yayınları tarafından yapılmıştır. Günümüzde İletişim Yayınları tarafından 196 sayfa olarak basılmaktadır.

   Eserde toplam sekiz adet öykü bulunur. Bunlar;

Beyaz Mantolu Adam ( 11 – 25 )

Unutulan ( 27 – 34 )

Korkuyu Beklerken ( 35 – 98 )

Bir Mektup ( 99 – 121 )

Ne Evet Ne Hayır ( 123 – 140 )

Tahta At ( 141 – 169 )

Babama Mektup ( 171 – 184 )

Demiryolu Hikâyecileri – Bir Rüya ( 185 – 196 )

   Tüm eserlerde olduğu gibi bu eserde de Atay, Tutunamayan kimseleri anlatmıştır. Kişiler farklı olmanın yarattığı buhranlara kapılır ve öykülerde bu buhranlar anlatılır.

   Atay; toplumun çarpıklığını, burjuva sistemini, hayatın absürdlüğünü her zamanki gibi ironilerle yansıtmıştır. Monolog tekniği bakımından Türk edebiyatında en sağlam eser sayılabilir.

   “ Bu sefer sarı yapraklar kaybolmadan onları uzun uzun seyrettim. Her zaman kaçırırdım da. İnsanlar ne buluyordu bu sarı yapraklarda? Yağlıboya tablolarda gene neyse, fakat yerde? Bilmem ki. “

“Bir mektup: Gönderilmedi.” Korkuyu Beklerken.

   Kitabın son cümlesi şu şekildedir:

Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?

Oyunlarla Yaşayanlar

1975 yılında ilk baskısını veren tiyatro eseridir.

   Oğuz Atay’ın tek tiyatro oyunudur. Asyalı aydınların, Batı ile etkileşiminden sonra sürekli bir “oyun“ içinde olduğu vurgulanır. Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar romanları da oyun içinde oyun, hikaye içinde hikaye şeklinde kurgulanmıştır. Bu nedenle oyuna postmodernist bir oyun diyebiliriz.

   Eseri zamanında Yıldız Kenter beğenmemiştir. Tıpkı Tutunamayanlar’ı zamanın eleştirmenleri Fethi Naci ve diğerlerinin beğenmediği gibi. Bu da akla Oyunlarla Yaşayanlar’ın 1975 furyasına ağır geldiği düşüncesini getirir.

   Atay, zamanın çok ilerisinde yüksek kültür mirasından beslenmiş ve Batı’yı da çok iyi anlamış bir aydındı. Bu yüzden eserlerinin değerinin sonradan anlaşılması üzücü bilakis düşündürücüdür.

   Eserde başkahraman emekli bir tarih öğretmeni olan Coşkun Ermiş’ tir. Coşkun Ermiş, Selim Işık, Hikmet Benol ve diğerleri gibi Tutunamayan’ dır. Oyundaki çoğu repliği, tiyatronun amacını en iyi şekilde icrâ eder ve izleyiciyi rahatsız edecek kadar ağırdır. Eserde Selim Işık ve Turgut Özben aslında alakasızmışçasına mevcuttur. Eser birçok kurum ve tüzel kişilikler tarafından sahnelenmiştir. Fakat en çok ilgi göreni 2004 yılında Haluk Bilginer’in oynadığıdır.

Günlük

Atay’ın günlüğü kendisi öldükten sonra 1987 yılında basılmıştır.

   Eser “25 Nisan 1970. Selim gibi günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi…“ satırlarıyla başlar.

   Eser, Atay’ın günlüğü olmasının haricinde yine O’nun anlaşılamaması, yalnızlığı üzerine yazılmış bir kitap olarak okunabilir.  Yazının başında Oğuz Atay’ın Hayatı kısmında alıntıladığım gibi, Günlük’te “ Canım insanlar!… Sonunda bana bunu da yaptınız. // … Kimse dinlemiyorsa beni – ya da istediğim gibi dinlemiyorsa – günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. “  şeklinde kaleme alınmış cümleler vardır.

Eylembilim

Atay’ın tamamlayamadan vefat ettiği eseridir. İlk başta Günlük’ ün arkasında ek olarak yayımlanmıştır. Atay’ın ölümünden on bir yıl sonra kızı Özge Atay’a isimsiz bir paket olarak yetmiş dört sayfa daha yollanınca kitap haline getirilip ayrı olarak yayımlanmıştır.

   Atay, Eylembilim hakkında Günlük’te şunları söyler:

   “Eylembilim diye başlayıp yarım kalan hikayeyi kısa bir roman haline getirmek istiyorum: Bir hocanın öyküsü. İki değişik hayat yaşayan bir yarı aydının macerası. İki dünyasında da uykuda gezer gibi yaşıyor. İradesi ile kendine gelebilmek için silkinmeye çalışıyor, davranışları eylem olarak nitelendiriyor. Hayatı bir savaş olarak görmek zorunda kalıyor. Saldırılar ve ihanetlerle dolu bir savaş. Ordular, tarihi savaşlar. “

   Bu eserde de Atay’ın  bir Tutunamayan’ ı anlattığını açıkça görebiliriz. Tüm eserleri için ortak payda şudur: En büyük Tutunamayan, Oğuz Atay’ın kendisidir.

   Son olarak Atay’ın kendisi için yaptığı yorumu eklemek istiyorum:

   “ Düşüncem geç gelişti. Biraz geç başladım, biraz da erken bırakmak durumunda kalıyorum. Geleceğini kaybetmek, yaşanan zamanı da boşlaştırıyor. “

Kaynakça

ATAY, Oğuz. ( 2004 ). Eylembilim. İST: İletişim Yayınları.

ATAY, Oğuz. ( 2004 ). Günlük. İST: İletişim Yayınları.

ATAY, Oğuz. ( 2004 ). Oyunlarla Yaşayanlar. İST: İletişim Yayınları

ATAY, Oğuz. ( 2016 ). Korkuyu Beklerken. İST: İletişim Yayınları.

ATAY, Oğuz. ( 2015 ). Tehlikeli Oyunlar. İST: İletişim Yayınları.

ATAY, Oğuz. ( 2015 ). Tutunamayanlar. İST: İletişim Yayınları.

ECEVİT, Yıldız. ( 2001 ). Türk Romanında Postmodernist Açılımlar. İST: İletişim Yayınları.

ECEVİT, Yıldız. ( 2005 ). Ben Buradayım… İST: İletişim Yayınları

GÜLENDAM, Ramazan – Sürelli, Bahadır. ( 2003 ). Nabokov’ dan Oğuz Atay’ a Tutunamayanlar’ da ‘ Solgun Ateş’ İzleri. Varlık, 1151, syf. 31 – 37.

İNCİ, Handan. ( 2003 ). Bir Yazar Okurunu Arıyor / Ölümünün 25. Yılında Oğuz Atay. Adam Sanat, Sayı: 210, syf: 28-37.

PARLA, Jale. ( 2000 ). Don Kişot’ tan Günümüze Roman. İST: İletişim Yayınları.

ODACI, Serdar. ( 2009 ). Ulysses ve Tutunamayanlar’ da Bilinçakışı Tekniği. Turkish Studies. ( elektronik adres, elektronik kaynakça kısmındadır. )

Elektronik Kaynakça

http://www.oguzatay.net/

http://docplayer.biz.tr/2880682-Ulysses-ve-tutunamayanlar-da-bdldnc-akisi-tekndgd.html ( Serdar Odacı’nın makalesi. )

  • Nida Nur Yağız
    4 ay önce

    Oğuz Atay hakkında çok güzel bir yazı yazmışsınız hocam. İlgiyle okudum. Atay’ı henüz keşfetmeyenler için de bir rehber niteliğinde olmuş. Çok teşekkürler, elinize sağlık.

    1
    yorum beğen