arama

Freddie Mercury ve Ölümü

  • paylaş
  • paylaş
  • Akif Jafarguluzade
  • Beğen
    Loading...

Tanrılar ölümsüzdür. Onları göremezsin, “zamanında varolmuş, artık yok” dersin. Lakin onlar yarattıkları herşeye kendi ruhlarını gömmüşlerdir. Her dokunduğunda, her duyduğunda bunu hisseder,dinlersin. Rock Tanrısı Freddie Mercury de ölümsüz. O her şarkısında yeniden hayat buluyor, kendi sesiyle şarkısına yeniden hayat veriyor. Onu duymak yeterli…

Farruh Bulsara, gerçek ismi buydu. Daha sonra ismini ve soyadını değiştirmiş, bu yüzden de babasıyla ilişkilerini zora sokmuştu. Parsi asıllı bir Zerdüşt soyundan gelmekteydi. İran’a İslam geldikten sonra Hindistan’a doğru kaçmış bir soydan geliyordu. Lakin doğum yeri çok uzaktaydı. Doğu Afrika’nın bir adası olan Zanzibar’da, 1946 yılında hayata gözlerini açmıştı. Karanlık yılların ardından gelen barış gibi doğmuştu. Zanzibar’da doğsa da, çocukluğunu memleketi Hindistan’da geçirmişti. St.Peter yatılı okulunu okudu. Piyano çalmayı öğrenen küçük Farruh “The Hectics” grubuna katıldı. Daha sonra St.Mary’s lisesini tamamlayan Farruh ülkesine dönmeyi planlarken Zanzibar’da 1964 darbesi gerçekleşti. Darbe yüzünden 17 yaşındaki Farruh ve ailesi Birleşik Krallık’a taşınmak zorunda kaldı. Bu olay kendisini her anlamda keşfetmesine olanak sağlayan bir şans kapısıydı.

“Queen”in Kuruluşu

Farruh’un kolej arkadaşlarından olan Tim Staffel “Smile” isimli grupla birlikte küçük performanslar sergiliyordu. 4 sıradan üniversite öğrencisinin sıradan grubu sadece kendi akranları olan az kitle tarafından biliniyor ve dinleniyordu. Farruh bu gruba girmenin yollarını ararken arkadaşı Tim’in gruptan ayrılması bu şansı geleceğin Rock Tanrısı’na “altın tepside” sundu. Grubun geri kalan üyelerine kendi planını anlatan Farruh kendi müthiş sesiyle onları ikna etmeyi başarmıştı. Grup ismi olarak “Queen” kabul edildi ve bu sırada Farruh kendisine “Freddie Mercury” ismini kabul etti. İlk albümleri olan “Queen” 1973 yılında çıktı. Mükemmel olmasa bile, Londra Radyosu’nda çalınacak kadar tanınabilmişti. İlk adım için bu bile yeterliydi. Daha sonra “Queen II”, “Sheer Heart attack” gibi albümler çıkardılar. Lakin bunların çok çok kısa aralıklarla çıkartılıyor olması büyük tehlikeydi. Zira o dönem ünlenmeye başlayan, çıkış yakalayan yeni gruplar ellerindeki materyali hemen harcıyor ve hemen de kayboluyordu. Queen de böyle gruplardan olabilirdi. Lakin onların diğer yeni gruplardan farkları vardı: Freddie gibi efsaneye sahip olmaları.

Bohemian Rhapsody

Freddie Mercury’nin efsane sesi olduğu gibi, mükemmel yazı yeteneğine de sahipti. Bohemian Rhapsody de dahil olmakla birçok şarkıyı kendisi yazmıştır. İsmini andığım bu efsanevi şarkı, Queen grubunu tüm dünyada popülerleştirmiştir.

1974 sonunda çıkarılan “A Night at the Opera” isimli albümde yer alan Bohemian Rhapsody parçası tüm listeleri adeta kasıp kavuruyordu. Hem de bunu tüm karşıtlıklara rağmen yapıyordu. Çünkü çıkartılmadan önce kimse bu şarkının hit olabileceğine ihtimal vermemişti. Hit olması için 3 dakika olmalıydı. Lakin bu şarkı 6 dakikaydı. Kim bu kadar süre dinlerdi ki?!

Şarkının bir anda üne kavuşması Freddie’nin arkadaşı sayesinde olmuştu. Freddie ona şarkıyı vermiş, lakin single yayınlanana kadar radyoda çalmaması konusunda uyarmıştı. Bu uyarıyı kabul etse de, şarkıyı dinleyen arkadaşı bunu deneme amaçlı radyoda çalmak istemiştir. Freddie bu isteğe karşı koymamış ve kabul etmiştir. “Sadece 1 kere çalınacak” denen şarkı radyoda o gün tam 14 kez çalındı. Herkes şarkıyı beğendi ve albüm daha çıkmadan yüz binlerce sipariş aldı. Bu efsanevi bir durumdu, albüm yayınlanır yayınlanmaz listelerde 1. sıraya yerleşerek rekor kırdı. İngiltere Plak Enstitüsü “a Night at the Opera” albümünü “son 20 yılın en iyi albümü” ilan etti. Sıradan üniversite öğrencilerinin bar grubu Dünya’ca üne kavuşmuştu. Daha sonra şarkılara, albümlere devam eden grup zamanında yok olmanın eşiğine de neredeyse gelmişti. Bu dönemde Freddie tekbaşına şarkılar çıkarmaya başladı. Bu gerginliğin son bulmasıyla grup yeniden birleşti ve sona kadar üretmeye devam etti.

2018 yılının 24 kasımında çıkan “Bohemian Rhapsody” isimli, Freddie Mercury rolünde Rami Malek’in oynadığı filmde bu gerginlik ve daha sonra olanlar, efsanevi Live Aid konseri tüm detaylarıyla aktarılıyor. IMDb puanı 8 olan bu güzel filmi izlemenizi tavsiye ederim.

Freddie Mercury’nin Hayatı

Hayatının her dönemini gerçek kimliğini arama peşinde olan Freddie bu arayış boyunca sadık hayat arkadaşı Mary Austin’le birlikte olmuştur. Önceden sevgili olan bu ikili, Freddie kendini gerçekten Gay olarak tanımlamaya başladıktan sonra dost, sırdaş, yakın arkadaş olarak kalmaya devam etmişlerdir. Bu kendi kimliğini ve kendi cinsel kimliğini arayış 70’lerin sonlarında daha da belirginleşti. Bu yıl aralıklarında bir röportajında “Bir nergis kadar Geyim, canım” demiştir. Cinsel olarak arzuları erkeklere yönelik olsa da, Mary Austin’le seviyeli dostluk, sevgi ve saygı ilişkileri ömrünün sonuna kadar sürmüştür. 1985 yılındaki bir röportajda Freddie Mercury Mary hakkında konuşmuştur:
Bütün aşıklarım niye Austin’in yerini alamadıklarını soruyorlar. Çünkü bu imkânsız. Tek arkadaşım Mary ve ben başka birini istemiyorum. O benim yasal eşim. Bu benim için evlilik gibi. Birbirimize inanıyoruz ve bu bana yeter. Bir erkeğe, Mary’e aşık olduğum gibi olamazdım.”

Hayatının Sonları ve Ölümü

O dönemde çokça kişiyi Dünya’dan alan AIDS, renkli Rock Tanrısı Freddie Mercury’in de kapısını çalmıştı. Dönemde genelde eşcinsellerde görüldüğü için “eşcinsel hastalığı” olarak kabul edilmiş, homoseksüelliğe taş atmaya bahane arayan güruhların eline güzel malzeme olmuştu. Ölümünden 4 sene önce, 1987 senesinde Freddie Mercury’e de AIDS teşhisi konulmuştu. Lakin Freddie ölümünden 1 gün önceyedek bunu inkar etmiş, gizlemiştir. Yakınları durumun farkındaydı. Freddie Mercury de bunu çok iyi biliyordu. Bu yüzden hayatının son günlerinde doktor tedavisini kabul etmemiş, evde kalmayı tercih etmişti. O kendi locasında oturuyor, açık artırmadan aldığı sanat eserlerini izliyordu. Aşığı olduğu bu sanat eserlerini son kez gördüğünü biliyordu. Freddie Mercury bir açık artırma tutkunuydu. Hayatının son günlerinde bile açık artırmadan sanat eserleri alıyordu: Boyalı resimler, küçük heykelcikler, aklınıza gelebilecek her türden sanat eseri Freddie’nin koleksiyonunda vardı.

Ölümden Sonraki Noel Hediyesi

Freddie’nin ölümünden sonra en yakın arkadaşlarından Elton John onunla ilgili son ve belki de en kederli anısını bizlerle paylaştı: Freddie’nin ölümünden tam 1 ay sonra Elton John’un evine bir kargo paketi gelir. Paket kapalıdır, Elton bu paketi açtıkta kendisinin çok sevdiği ressam olan Henry Scott Tuke’un çok değerli bir eserini görür. Bu eserle birlikte pakette bir mektup da vardır: “Şaron, umarım bu hediyemi beğenirsin.” Bu mektubu okuyan Elton hüngür hüngür ağlamaya başlar. Yıllar önce Freddie ve Elton birbirlerine takma isimler koymuş ve kendilerine bu şekilde hitap ediyorlardı: Freddie Elton’a Şaron, Elton’sa Freddie’ye Melina ismini takmıştı. Bu hediyeyi Freddie ölmeden önce Noel’e zamanlı göndermiş, lakin kendisi katılamamıştı…

Ölümünden tam 24 saat önce basın toplantısı düzenleyen Freddie Mercury AIDS olduğunu resmen doğrulamıştır. Her ne kadar kendi etnik kökeninden kaçınsa da, öldükten sonra kendi Zerdüşt törelerine uygun bir şekilde yakılmıştır. Lakin küllerinin ne olduğu bilinmemekte. İddialardan biri Cenevre Nehri’ne dökülmüş olması. Lakin bilinen tek gerçek ise şu, Onun şarkıları hepimizin kulağına,diline ve kalbine sonsuza dek döküldü. Ölümünden 28 sene geçmesine rağmen, jenerasyonların bu kadar değişmesine rağmen, Rock Tanrısı kendi statüsünü koruyor…

We Are The Champions
Freddie Mercury
The Sun Gazetesi
Freddie Mercury
Daily Star Gazetesi
  • toni
    1 hafta önce

    güzel

    1
    yorum beğen
  • Asfghhhh
    2 hafta önce

    Rock tanrısı bilmem ne yazmışsınız. Ya hu biraz nezaket burası Türkiye İslama nezaketiniz olması icap eder ben size müslüman olun zorla demiyorum. Fakat kaleme aldığınız şeylere bir bakın sanki uzayda yaşıyorsunuz

    1
    yorum beğen