arama

Feminizm Kimin İçin?

  • paylaş
  • paylaş
  • Nida Nur Yağız
  • Beğen
    Loading...

Feminizm meselesini irdelemeden önce bir soruyla başlayalım: Feminist olmalı mıyız? Bu soruya vermiş olduğumuz “Evet” ya da “Hayır” yanıtı herkes tarafından aynı düşünce ile verilmez; çünkü feminizm her zihinde farklı bir oluşumdur. Doğrusu kimsece bilinmeyen, tartışılmaya çok fazla açık olduğu düşünülen ve kadını yücelttiği, erkeği alçalttığı -kuvvetle muhtemel- sayılan bir olgudur. Fakat bu olgu sanıldığı kadar karmaşık değildir. Şimdi sorulan soruya verdiğimiz yanıtı ve feminizme dair önyargılarımızı unutup temiz bir sayfa açalım ve bu meseleyi adım adım irdelemeye çalışalım. Feminizm -gerçekten- kimin içindir?

Bir fikrin/ideolojinin nasıl oluştuğunu anlamadan onun savunduklarını anlamak da çok zordur. O döneme gidip o şartları anlamak; aynı zamanda o dönemdeki kadınla empati kurabilmek gerektirir. Peki hangi dönemden ve hangi kadından bahsediyoruz? Feminizm algısı 19. yüzyılın sonlarına doğru çıkmıştır. Fakat tam olarak örgütlenme ve “kadın hareketi” anlamında 1920-30’lu yıllardan söz etmemiz gerekir; o yılların İngilteresi’nden. İşte burada “Kadınlara oy hakkı!” diye bağıran ve seslerini duyurmaya çalışan kadınlara kulak vermek gerekir. Sonrasında “Birinci Dalga Feminizm” olarak adlandırılan bu dönem kadınların ilk defa seslerini çıkardıkları, sokaklara dökülüp eylem yaptıkları ve sonunda amaçlarına ulaştıkları bir dizi olaydan meydana gelir. Yani günümüzde kadınların oy kullanabilmesini seslerini duyurmayı başaran bu kadınlara borçluyuz.

Feminizm, kadınların oy hakkından yoksun olması, seçme seçilme haklarının olmaması gibi durumlarla, “Ya bu böyle olmamalı!” düşüncesi ile ortaya çıkmıştır. İlk başta şu anki feminizmin asla kabul etmeyeceği bir savunma vardır: “Biz çocuk doğuruyoruz, biz anayız!”. Yani çocuk doğuran birinin, geleceğe bir şeyler veren birinin nasıl olur da seçme-seçilme, oy kullanma hakkı olamaz!? Şimdi, bu düşünceyi eleştiremeyiz. 100 yıl öncesinde henüz haklar verilmeden, bir kadının çocuk doğurmasa da kadın olacağını savunmak o dönemin şartlarında bekleyeceğimiz bir şey değildir, hak verin. Daha göz önünde olan sorunlar vardır çünkü. Daha somut. Evet bu da somut bir sorundur ama dediğim gibi direkt görülecek bir şey değildir. Bu sebeple çok sonra, ikinci hatta “üçüncü” dalga feminizmle gelen olgular olacaklardır. Günümüzde bilindiği üzere böyle bir kadınlığı yüceltmekten söz edemeyiz; çünkü “Kendini kadın olarak ifade eden herkes kadındır” gibi bir kıstasla yaklaşılır. Ayrıştırıcı olmayan aksine ifade özgürlüğüne açık kapı bırakan bu düşünce günümüzde kadın ve erkek meselesini de böylece noktalamış olur.

Oy hakkı, seçme-seçilme hakkı bu çabalarla, eylemlerle elde edilmiştir. Bu noktada iyi bir referans olması açısından Diren filmini izleyebilirsiniz. Kadınların bir anda erkeklerle eşit haklara sahip olması, eşit görülmesi hemen olan şeyler değildir. Bu sebeple çok fazla mücadele gerektirmiştir. Başta kadınların kendilerini fark etmeleri, kendilerini erkeklerle eşit gördüklerine kendilerini inandırmaları gerekir. Bu sebeple bu haklar elde edildikten sonra birtakım gruplar oluşturulmaya başlanmıştır. Bunlara “Bilinç Yükseltme Grupları” denmiş; kadınlar kendi sorunlarını gruptakilerle paylaşmışlar ve sonrasında “Biz bunu değiştirebiliriz.” düşüncesini geliştirmişlerdir. Bu düşünce bizi “Özel/kişisel olan politiktir.” söylemi ile karşı karşıya getirir. Yani benim özelim aslında politik bir meseledir. Kamusal bir meseledir. Buradan da ataerki sistem çıkarımını çok rahat yaparız. Kadına yapılan ayrımcılık, kadına şiddet gibi meseleler aslında ataerki sistemin bir sonucudur. Kadın olmak bunun nedeni değildir. Bu yüzden cinsellik gibi meselelerde kadının pasif olması, onun onayının asla alınmaması da politik bir meseledir. Özel olan sonuna kadar politiktir.

Feminizm “kadın” üzerinden şekillenmiştir. İlk başta onun hakları, sonra kadının konumu, kadın üzerine birtakım çalışmalar… KADIN. Peki bu kadın kimdir? Bu kadın evli midir, bekar mıdır, bu kadının çocuğu var mıdır, ırkı, rengi, dini inancı nedir? İlk başta kadın heteroseksüel, Hristiyan, beyaz, toplumsal cinsiyet rollerini karşılayan biri olarak ele alınır. Bu kadın üzerinden savunulur her şey. Fakat sonrasında siyahi kadınlar, Hristiyan olmayan kadınlar, heteroseksüel olmayan eşcinsel ya da biseksüel olan; trans olan kadınlar da feminizmde bir yer aramaya başladılar. Özellikle beyaz ve heteroseksüel kadınlara göre bu kadınlar daha fazla dışlanıyorlardı. Daha düşük maaş, daha fazla tecavüze/tacize maruz kalmaları gibi durumlar söz konusuydu. Bu yüzden üçüncü dalga feminizmden itibaren kadın tanımı daha da kapsayıcı olmaya başladı. Bunda şüphesiz en büyük etken bu Bilinç Yükseltme Grupları olmuştur. Kadınlar başta kendilerinin farkına varırken (bknz: 1. Dalga Feminizm) sonrasında bu gruplar sayesinde birbirlerinin de farkına varmışlardır. Aynı zamanda feminizm sadece kadınla ilgilenmeyle kalmayıp LGBTİ+ bireylere yönelik de farkındalık yaratmaya başlamıştır.

Feminizmi konuşurken “kadına şiddet” olgusuna değinmeden noktalayamayız. Çünkü bu olguda oldukta feminizmle alakalı bir olgudur. Şöyle bir soruyla açıklamaya çalışabiliriz: “Kadına şiddet, denilmesi erkeğe ayrımcılık mıdır?”. Bunun cevabını iki şekilde vereceğim. Öncelikle çoğunluk meselesi var, yani dünyada en çok tacize/tecavüze uğrayan, en çok fiziksel, psikolojik, ekonomik ve medyatik şiddete maruz kalan kadındır. Bu yüzden kadına şiddet bir mesele haline gelmiştir. Kadına şiddet meselesinin niçin gruplar arası bir mesele olduğunu da şu şekilde açıklanabilir: Toplumsal cinsiyet meseleleri kadın ve erkek üzerinden işler. Aslında bizim ifade ettiğimiz “kadın” ve “erkek”; “kadınlık” ve “erkeklik”tir. Peki kadınlık/erkeklik nasıl tanımlanır? Kadın(lık), uysal, duygusal, fiziksel güç konusunda yetersiz, sosyal açıdan evde kalmaya çocuk bakmaya daha yatkın, fiziksel özellikleri erkek gibi değil. Hani bazı programlarda “Kadın nasıl olmalıdır?” diye oturup tartışıyorlar ya, işte onları bi’ hayal edin. O konuşmalarda geçenler tam olarak “kadınlık” anlatımlarıdır. Kadına atfedilen, onun öyle olması gerektiğini ve başka türlü asla olamayacağını söyleyen şeylerdir.

Erkeklik meselesi de kadınlığın zıttıdır. Erkek daima güçlü, duygusal değil, ağlamaz, sosyal açıdan daha etkin. Erkek ezilmez. Özellikle ataerki sistemden yola çıkarsak erkeğe atfedilen bu özellikler kadına karşı niçin şiddet uyguladığını da açıklar. Şöyle bakın, bir kadının erkeğe karşı çıkması erkek için yenilgidir. Bunu kaldıramaz. Çünkü ona (ne yazık ki) bebekliğinden itibaren güçlü olduğu, ERKEK olduğu öğretilmiştir. Bastırmış olduğu kadınlık üzerinden anlatılan duyguları şiddet göstererek kadına yansıtır; çünkü erkekliğini kanıtlaması gerekir. Söz dinlettirmeye çalışır. Aslında kadın onun için insan sıfatında değildir. İstediğini yapacağı bir “şey”dir. Böyle ifade ettiğim için bana kızmayın, ama bunu başka türlü ifadesi olamazdı diye düşünmekteyim. Yazının genelinden de anlaşılacağı üzere son tanımlamalar tüm erkekler böyledir, demek değildir. Size aktarmak istediğim bunun ne kadar gruplar arası mesele olduğudur. Bu yüzden bir erkek bir kadına şiddet uyguladığında GRUPLAR ARASI bir şiddetten söz ederiz. “Kadına şiddet meselesi” de bu gruplar arası şiddetin ifade bulmuş halidir. Fakat bir kadın bir erkeğe şiddet uyguladığında bu bireysel bir mesele haline gelir. Şuradan anlayabiliriz, kadınlığa bebeklikten itibaren güçlü olduğu yenilmez olduğu anlatılmamıştır. Yani böyle bir kadınlık yoktur. Kadın orada erkeğe şiddet uygularken bireysel mevzuları gözeterek uygular. Bu bir intikam olabilir örneğin. Fakat erkek, erkekliğini ezdirmemek için şiddet uygular. Bunlar ayrıştırıcı meseleler değildir, yani bu meselelerden söz ederken kullanılan literatür ayrıştırmaz. Burada eğer ayrıştırıcı bir şey bulmak istiyorsanız ataerki sistemin oluşturduğu düzene bakınız. O başından itibaren ayrıştırmıştır.

Yazıyı “Sistem böyle!” diye sonlandırırsak bizim irademizin bir önemi kalmamış olur. Bakınız, size ne öğretilmiş olunursa olunsun sizin süzgecinizden geçmiyorsa, üzerine düşünmüyorsanız bu en büyük yanlıştır. Düşünün ve araştırın. Hani bilmeseniz de olur, diyeceğimiz bir mesele değil bu. Her an her saniye yaşadığımız içinde olduğumuz bir mesele. Umarım bu meseleler üzerine hiç düşünmeyen ya da yanlış düşünenler için bir nebze de olsun etki sağlamıştır yazılanlar. Feminizm herkes için!

İleri okuma için öneri: https://dergipark.org.tr/download/article-file/269956
Yazıda da geçen film önerisi: https://www.imdb.com/title/tt3077214/?ref_=login
Toplumsal cinsiyet söylemleri için kaynak önerisi:

Çalışma Kılavuzu

  • "Kadın Otobüste Akşam Saatlerinde İstediği Yerde İnebilir"
    3 hafta önce

    […] Feminizm Kimin İçin? Feminizm hakkında detaylı okuma için bu linke tıklayabilirsiniz. […]

    0
    yorum beğen
  • Samet Pulat
    3 ay önce

    Bu sitede bildirimleri açmama sebep olan yazar oldunuz teşekkürler ama izninizle birkaç şeyden bahsetmek istiyorum. Öncelikle iki yazınızda da noktalama işaretleri hataları bulunmakta. Bu o kadar önenli bir konu değil, büyük ölçüde editörün sorunu. Diğer bir husus ise yazdığınız yazılar hakkında daha çok kitap tavsiyesi istiyorum, teşekkürler.

    0
    yorum beğen
    • Nida Nur Yağız
      3 ay önce

      Bu konuda çok hassasımdır aslında. Zahmet olmazsa sizden o kısımları işaretlemenizi rica etsem. Çünkü doğru kullandığımı düşünüyordum, şaşırdım. Bir de teşekkür ederim, mutlu oldum.

      0
      yorum beğen
  • Türkiyede Cinsiyet, LGBT, Feminizim Tartışmaları – Serdargunes' Blog
    3 ay önce

    […] Feminizm Kimin İçin? (Nida Nur Yağız – 16.08.2019) […]

    0
    yorum beğen
  • Rümeysa
    3 ay önce

    Fazlasıyla hoş ve bir o kadar da haklı bir yazı. Tebrik ediyorum ve bu tip yazıların daha fazla gelmesini diliyorum..

    0
    yorum beğen
    • Nida Nur Yağız
      3 ay önce

      Teşekkür ederim. Elimden geldiğince bu konulara değinmeye devam edeceğim.^^

      0
      yorum beğen
      • Samet Pulat
        3 ay önce

        Yani dediğim gibi yazar hassas olabilir lâkin hatasız olması için ikinci bir göz mutlak surette gereklidir. Demek istediğim, hatalarınız gayet olası ve disiplin ile alakası olmayan, iki hatta üç kez okunmadan farkedilemeyebilecek hatalar. Bunun sebebi zaman zaman yazılan şeyin içinde kaybolup, yazım kurallarına odaklanamayabiliyor oluşumuz.

        Hatalara gelince;
        Tek tek hatalarınızı göstermeyeceğim ama tırnak işaretlerinin kullanımı, tire (-) işaretleri içine alarak kullanım, zamirlere gelen -ca -ce kullanımı, fiillere getirilen çatı eklerinden kaynaklanan anlatım bozuklukları, göstericilerden sonra bazen iki nokta (:) bazen de virgül (,) kulanılması gibi nizam bozuklukları, bağlaç görevi gören işaretlerden sonra (noktalı virgül ‘;’ gibi) tekrar bağlaç görevi gören kelime kullanılması, büyük harf kullanarak vurgulama…

        Ve benzeri teknik hatalar. Sırf siz değerli bulduğunuzu için yazdım bunları, zira bu düzenlemeler esasen düzenleyiciye aittir. Ayrıca tire içi kullanım, vigül içi kullanıma, çeviri yaparken tercih edilebilir ama ana dilde yazarken pek şık değildir; hata da sayılmaz, sonuçta kabul görmüş bir kullanımdır.
        İyi günler.

        0
        yorum beğen
        • Nida Nur Yağız
          3 ay önce

          Çok teşekkür ederim. Yazarken bunlara dikkat ediyor olacağım. İyi günler size de.

          0
          yorum beğen