Fatih Terim’in Sistemi – 2

Fatih Terim’in Sistemi, özellikle bu dönem, hem dış etmenlerden hem de futbolun değişmesinden dolayı büyük tavizler vermek ve büyük değişimler geçirmek zorunda kalır. 2010-2011 sezonundan sonra yeni bir yapılanmaya giren Galatasaray, hatrı sayılır güzellikte bir operasyon yaparak sağlam bir takım oluşturur ve başına Fatih Terim’i getirir. 2002 hüsranından sonra milli takım başarısıyla tekrar dikkatleri üzerine çeken Terim, kendisini bir kez daha Galatasaray’a kanıtlamak istiyordur.

Fatih Terim'in Sistemi
Fatih Terim – Ünal Aysal

ARTIK ESKİSİ GİBİ DEĞİL
2011-2013

Bir önceki yazının devamı olarak kurgulanmıştır. Birinci bölüm okunmadan okunmaması, mümkünse biter bitmez okunması tavsiye edilir. Yaşanan olaylar ve alıntılar gerçeklere, yorumlarsa tamamen şahsi fikirlerime dayanmaktadır.

Birinci bölüme gitmek için tıklayın.

Hasan Şaş, Ümit Davala ve Claudio Taffarel’den oluşan yardımcı kadroyla Terim yeni sezona iddialı bir giriş yapmak istiyordu. O dönem daha ilk maçtan 2-5-3 ve pres felsefesinden taviz vermeyeceğinin sinyallerini veren teknik kadro, futbolun artık eskisi gibi olmadığını fark edecekti.

2-5-3 düzeninde bir sistemimiz olacak. Herkes Galatasaray’ı basan koşan bir takım olarak görecek.

Hasan Şaş, ligin ilk maçı öncesi


Her şeyin iyiye gitmesini ümit eden Galatasaray taraftarı ve teknik ekibi hüsrana uğramıştı. 2’li savunma sisteminde geride kalan Servet, oyuna ayak uyduramıyordu. Eboue’yi sol forvet, Sabri’yi orta saha, Çağlar’ı ve Ujfalusi’yi bek olarak kullanma fikri hiç iç açıcı değildi. Daha sonralarındaysa 11’de değişen isimlerden Hakan Balta’nın sol bekte, Sabri’nin sağ bekte ve Riera’nın ileride 2-5-3 stiline uyamadığını fark eden Terim’in bir şeyler yapması gerekiyordu. Bu kadro birleştiği zaman Terim’in 2-5-3 resmi, yani 2000 dönemindeki Fatih Terim’in sistemi ortaya çıkmıyordu. O halde, farklı bir resim ortaya çıkartılmalıydı.

Fatih Terim'in Sistemi
Fatih Terim

Fatih Terim’in sistemi Galatasaray tarihi boyunca belki de ilk defa bu yıl evrimleşecekti. Bu evrimleşmeye taviz mi denir, yoksa gelişme mi bilemeyiz ancak hedefe giden yolda gerekli olan bu değişimi sağlamaktan Terim hiç çekinmemişti. Takımın istikrarsız ve kesinlik kazandırmayan çizgisini gören ekip 2-5-3 sevdasından vazgeçip takımı 4-4-2 oynatmaya başlamıştı.

Yeni formasyona rağmen oyun felsefesinden taviz vermeyen takım ileri ikili ve orta sahasıyla sürekli hücum presi yapmaya devam ediyordu. 2000 dönemindeki Fatih Terim’in sistemi yeni dönemdeki oyuna da yansıyordu. Pres oyununu farklı bir boyuta taşıyan Terim, izleyicilere çok keyifli maçlar ve futbolculara da oynamaktan zevk aldıkları bir oyun planı hazırlamıştı. Artık şuursuzca hücum yapma fikrinden kopan Terim maçlarda yeri geldiğinde savunma, yeri geldiğinde de top çevirme oyunu oynayarak skora ve kazanmaya odaklı net bir çizgi sergiliyordu.

Bir teknik direktör değişiklik yapmak durumunda. Mesela biz Trabzonspor’la play-off’ta oynarken, durum 1-1, Fatih Hoca döndü dedi ki “Kimi koyalım oyuna?”, ben de olan oyuncuları söyledim. Değişiklik yapmak durumundaydık. Size son 15 dakikadaki ileri ucumuzu söyleyim; Sabri sağ, Yiğit Gökoğlan sol ve ortada Mehmet Battal.

Hasan Şaş, 2011-2012 yılı play-off Trabzonspor maçı hakkında


Her ne kadar sistemsel olarak işler tıkırında gitse de düşük kadro derinliği şampiyonluğa oynayan Galatasaray’ın en büyük sıkıntısıydı. Bu durumda, önceki maçlardan topladığı puanlar sayesinde Galatasaray, sakatlıklara rağmen 10-11 sezonunda şampiyon olmayı başarmıştı. Hemen akabindeki 12-13 döneminde önceki sezondan dersler çıkartan teknik ekip artık daha geniş, daha derin ve daha yetenekli oyunculardan oluşan bir kadro kurmuşlardı. Bu kadroya daha lig başlamadan basında “Rüya Takım” deniliyordu.

Mükemmel bir futbolla geçirilen ve ortaya yeni bir sistem çıkartan 10-11 sezonunda sonra, bu felsefe üzerinde kadro yapılanmasına devam edildi. Bu başarılı sezonunun ardından artık hedef tekrardan lig şampiyonu olmak ve avrupada başarılar elde etmekti. Fatih Terim’in sistemi, sonraki 12-13 sezonunda büyük çaplı değişikliklere ve revizyonlara uğrayacaktı.

Şahsi kanaatime göre 2012-2013 sezonu içerisinde değişen ve gelişen sistem anlayışı hakkında fikir sahibi olmak ve bu sistemin yolculuğunu anlayabilmek için detaylıca incelememiz gereken 4 hadise vardır.

1-) Gol Yeme Sorunu

Fatih Terim'in Sistemi
Gol yeme sorunuyla ilgili atılan bir manşet
Fatih Terim'in Sistemi
Gol yeme sorunuyla ilgili atılan bir manşet
Fatih Terim'in Sistemi
Gol yeme sorunuyla ilgili atılan bir manşet
Fatih Terim'in Sistemi
AG: ATILAN GOL
YG: YENİLEN GOL
2011-2012 / 2012-2013

Galatasaray, son 32 yılda en çok gol yediği ilk üç haftayı geride bıraktı. Cimbom, ilk üç haftada kalesinde altı gol gördü. En son 80-81 sezonunda ilk üç haftada kalesinde yedi gol gören Sarı Kırmızılılar, son 32 yılda en çok gol yediği üçüncü haftayı geride bıraktı.

BBC Türkçe Haberi, “Galatasaray’ın Defansı Kaygı Kaynağı” – 4 Eylül 2012


Galatasaray’ın o dönemki ilk üç maçında görülen en büyük sıkıntısı çok fazla gol yemesiydi. Ancak savunma konusunda fobisi olan Terim’in çözümü daha fazla gol atarak bu sorunu aşmak olacaktı. Nitekim de Galatasaray o dönem bol gollü ve bol pozisyonlu maçlar yaşamıştı. Bu yaklaşım aslında, Fatih Terim’in hücumla ve güzel futbolla maç kazanmaya olan bakış açısını, vizyonunu gözler önüne sermektedir. Fatih Terim’in sistemi; atılan gol ve yenilen gol sayısını dengede tutmaktan ziyade, rakipten daha fazla gol atma mottosunu taşır. Özellikle günümüz futbolunda defans ve topa sahip olma üzerine kurulu oyun planlarının bu denli popüler olması da aslında Terim’in futbol felsefesindeki net farkları gözler önüne sermektedir.

Final, bugünün oyununun nereye gittiğinin gösteren, iki doğru takımın maçıydı. Birçok açıdan benim oyunuma benzediğini anlıyorum. Bizim ülkemizin şartlarına uygun şekilde harmanlamaya çalıştığımız oyunun ta kendisi. Bu oyun benim oyunum değil, onların oyunu ve biz burada bunu yapmaya çalışıyoruz. Ülkemizde bu oyunu izleyip, yorumlayanlarla, benim gibi düşünenler arasında büyük fark olduğunu söyleyebilirim. Futbol artık netice oyunu. Bunu severek ve isteyerek söylemiyorum ama böyle bir gerçek var.

Aykut Kocaman, 2018 Dünya Kupası sonrası final maçı hakkında
Kupada oynayan hemen hemen bütün takımların defansif oyun sergilmesi hakkında yapılan genel bir yorum olarak kabul edilebilir.

Aykut Kocaman – Fatih Terim

Kim ne kurarsa kursun sonuçta daima hücum oynayanlar, futbol oynamayı arzu edenler kazanacaktır. Defans oynamak bir sanattır ama bunu konuşmuyorum. Gol yememe, futbolu çirkinleştirme üzerine konuşuyorum. Zaten dünyada bunun alıcısı da yok. Tribünde ve TV başındaki futbolseverlerde görüyoruz bunu.

Fatih Terim, Aykut Kocaman’ın sözleri üzerine


2-) Burak Yılmaz Problemi

Fatih Terim'in Sistemi
Burak Yılmaz

O dönem Trabzonspor’dan gol kralı olarak gelmiş olan Burak Yılmaz, hem ligin ilk yarısı hem de ikinci yarısı olmak üzere 2-3 maçlık yedek serüveni yaşamıştı. O dönem bunu sadece Fatih Terim ve Burak Yılmaz arasındaki bir gerginliğe bağlayan birçok spor yazarı aslında sebebin Fatih Terim’in sistemi hakkında olduğundan bir haberdi.

Burak Yılmaz hakkında atılan bir manşet
Burak Yılmaz hakkında atılan bir manşet

Trabzonspor’da bir kanat devşirmesi olarak santrfor oynayan Burak Yılmaz’ın gol atmak için bildiği tek formül forvet arkasına atılan uzun top ve kendisinin yaptığı hızlı koşulardı. Dönemin Trabzonspor teknik direktörü Şenol Güneş bütün oyun planını bu formüle göre kurgulamış ve sonucununda da Burak Yılmaz’ı gol kralı yapmayı başarmıştı. Ancak Galatasaray’da işler farklıydı, Galatasaray’da Fatih Terim’in sistemi hali hazırda kurgulanmış ve işlemekteydi. Fatih Hoca, Burak’tan hücum presi yapmasını istiyordu. Onun pres futboluna uymasını ve komple bir forvet arzu ediyordu. Bunu yapmadığı zamanda Burak yedeğe oturuyordu. Özellikle ara transfer döneminden sonra ondan çok daha iyi pres yapan ve rakip defansı yıpratan Didier Drogba gibi bir futbolcu takıma katılınca, Burak için işler iyice zorlaşmıştı.

Fatih Terim'in Sistemi
Didier Drogba

Bu dönem birçok söylenti dolaşmıştı. Burak’ın devre arası alınan oyuncular hakkında Terim’e isyan ettiği söylentisi, babasının bir TV programına yaptığı açıklamalar, Florya’da yaşanan kavga söylentisi… Ancak eninde sonunda Fatih Terim’in sistemine uygun oynamadığı sürece futbol oynayamayacağını anlayan Burak Yılmaz artık hücum presi yaparak eskisinden daha iyi, daha aktif oynamaya başlamış ve sahadaki yerini almıştır. Aynı Burak Yılmaz’ın o sezonki Şampiyonlar Ligi ve Süper Lig’deki gol sayıları da Terim’in ne kadar haklı olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda Fatih Terim; futbol felsefesine olan bağlılığından ziyade, oyuncularını sürekli geliştirmekte olan ısrarını da gözler önüne sermiştir. Fatih Terim’in sistemi, sadece oynanan oyunu değil aynı zamanda da oynayan oyuncuları daha iyiye teşvik eden bir çarktır.

Burak üç büyük takımlarda oynamış, bize gelmiş, yetenekli bir oyuncu. Ben yetenekli oyuncularıma her zaman şöyle yaklaştım; varolan ile yetinmeyin, hep bir ilerisini ve bir fazlasını yapmaya çalışın. Şimdi Burak gol atıyor, atar da, ancak eğer silahlarınız varsa her zaman hepsiyle donanmalısınız. Sadece bir tanesiyle yetinmemelisiniz. Ben her oyuncumu gelişmesi için, daha iyi olması için teşvik ederim. Bu teşvikler içerisinde antrenmanlarda ikazlar vardır, birebir konuşmalarımızda yol gösterme vardır, ancak eğer bunlar tekerrür ederse anlama yolunun ancak benimle kulübede oturmasından geçeceğine inanırım. Elbette Burak ömür boyu benimle oturmayacaktı, bu sebepten alınmadı zaten. Bu onun iyi olmadığını göstermez.

Burak süratlidir, arkaya koşar, hızlıdır. Peki başka bir şey yapmasın mı? Olmaz. O zaman tedbiri kolay alınır. Kafaya da çıkmalı, dönen topu da kazanmalı, adam da kovalamalı, baskı da yapmalı. Baskı her zaman ilk atak oyuncusundan başlar. Bu konuda bir numara olan Hakan Şükür orta saha oyuncusundan fazla koşardı.

Fatih Terim
Fatih Terim'in Sistemi
Taffarel – Ümit Davala – Fatih Terim – Hasan Şaş

3-) Sol Bek Krizi

Sezon başında Fatih Terim’in sistemine uygun ofansif yönü kuvvetli olan bir sol bek alınmaması aslında birazdan bahsedeceğimiz radikal kararın bütün altyapısını hazırlamıştı. Hakan Balta sol tarafta istenilen performansı veremiyordu. Hakan Balta ve Çağlar Birinci’nin ani sakatlığı üzerine de sol bek olarak alternatifi kalmayan Terim, iyi performans gösterilen Manchester United maçı sonrası Akhisar maçında sol bekte orijin mevkisi sol kanat olan Riera’yı oynatmıştı.

Fatih Terim'in Sistemi
Riera – Dany

Sol bek aslında çok yeni bir pozisyon değil. Profesyonel futbolcuysanız, her pozisyona kolay adapte olabilirsiniz. Sonuçta futbolda yapmanız gerekenler çok açık. O yüzden yeni bir pozisyon olarak değerlendirmiyorum. Hangi pozisyonda olursa olsun benim için önemli olan takımıma destek vermem.

Albert Riera, Akhisar maçı sonrası


2012-2013 sezonunun neredeyse tamamı boyunca “Bu adamdan (Riera) sol bek olur mu?” tartışmaları yapılırken, Riera oldukça iyi performans sergilemişti. Galatasaray’ın zayıf noktası olarak gösterilen Riera, herkesi yanıltmıştı.

Bizim için Galatasaray çok ciddi bir rakip ve kendi oyunumuzu oynayacağız. Galatasaray’ı çok iyi gözlemledik ve analiz ettik. Nasıl kırabileceğimizi de tespit ettik.

Schalke 04 Teknik Direktörü Jens Keller,
Galatasaray’la yapılacak olan ikinci tur ilk maçı öncesi Albert Riera’ya referans yaparak sol tarafın kırılma noktası olduğunu ima ediyor.
2013


O dönemin gizli kahramanlarından olan Riera’ya hem bireysel hem de sistematik açıdan ayrı bir parantez açmak doğru olacaktır. Riera’nın sol bekte sırıtmamasının en önemli sebebi, Fatih Terim’in sisteminde sol beklerin görevlerini çoğunlukla atak yönünden icra ediyor olmalarıydı. Asıl mevkisi sol kanat olan Riera’da, elbette sol koridordan nasıl atak yapılacağını çok iyi biliyordu. Bu noktada Fatih Terim’in hem gerekli şartlarda oyuncuları sistemine kusursuz bir biçimde adapte edebildiğini, hem de atak yönü ağır basan futbolculardan daha çok verim alabildiğini görebiliyoruz.

Riera, Terim’in gönderilmesinden sonra Mancini ile eski performansını yakalayamamış ve sözleşmesi feshedilmiştir.

Karışık duygular yaşıyorum. Üzgünüm çünkü Galatasaray’dan ayrılıyorum. Mutluyum çünkü burada 2.5 senede büyük başarılar kazandım. Önemli oyuncular ve hocalarla çalıştım. Galatasaray kariyerimin sonuna geldim. Buraya gelmeden önce Galatasaray’ın Türkiye’nin en büyük kulübü olduğunu biliyordum. 2.5 senede bunu gördüm. İki şampiyonluk ve diğer kupaları kazandık. Burada çok şey öğrendim. Umuyorum taraftarlarda iyi bir profil bırakmışımdır. Sol bek oynamam istendi ve elimden geleni yaptım. Galatasaray ailesini hiçbir zaman unutmayacağım. Onlar da beni umarım iyi hatırlarlar. Şimdiye kadar başka bir kulüple görüşmedim. Galatasaray’dan yeni ayrıldım çünkü. Yabancı kuralı nedeniyle burada oynama şansım azdı. İlgilenen takımlar var. Her futbolcu sürekli oynamak ister. Galatasaray gibi her maçı kazanmak isteyen bir takımda oynamak isterim. Galatasaray taraftarı gibisini hiçbir yerde görmedim. Nereye gidersek bizle beraberler. Pazar günü statta olup taraftarlara veda edicem. Taraftarlara ve beni buraya getiren Fatih Terim’e teşekkür ederim. Galatasaray’ın taraftarı olmaya ve takip etmeye devam edeceğim.

Albert Riera, sözleşme feshi sonrası

4-) Sneijder Transferi

Bu noktayı iyi kavramak, önemini iyi anlamak ve ne denli büyük bir sorun yarattığını çözebilmek için 2012-2013 model Galatasaray’ın taktiksel sistemini düzgün bir biçimde analiz etmek gerekiyor.

Geçen sezondan süre gelen 4-4-2 modelini uygulamaya devam eden Terim, yapılan ani pres sonrası kazanılan topla beraber takımı en iyi biçimde ileriye taşıyacak oyun zekası yüksek oyuncularla orta sahasını oluşturmuştu. Bu sağlam yapı; Galatasaray’ı şampiyonlar liginde gruplardan çıkaran, ligde liderliğe oturtan, Umut Bulut ve Burak Yılmaz gibi iki oyuncuya sürekli gol pozisyonu imkanı sunarak gol krallığında birbirleriyle yarışmasına olanak veren bir yapıydı. Bu sayede takım, topa hakim olduğu zaman beklerle beraber çok şiddetli ve ani hücum organizasyonları çıkartabiliyordu.

O dönem yönetimin teknik ekibe danışmadan yaptığı bu transfer başa büyük dertler açacaktı. Taraftar çok mutluydu, Sneijder ve Drogba gibi iki büyük ismin takıma gelmesi onlar için bir rüyaydı. Bir an önce oynamalarını ve goller atmalarını bekliyorlardı. Dışarıdan her şey çok güzel gözüküyordu ancak içeride durumlar pek öyle değildi.

Drogba büyük bir isimdi, Galatasaray’ın bir santrfora ihtiyacı vardı. Drogba’yı biz istedik. Bize Drogba gibi top tutacak, yetenekli ve lider bir oyuncu lazımdı. Drogba’dan alabileceğimiz verimin en üst noktasını aldık. Ama Sneijder transferinde biz çok düşündük. İnanın iki üç gece Antalya’da uyuyamadık. Sneijder transferi Galatasaray’a katkı sağlar mı, sağlamaz mı, çok düşündük bunu. Son 2 yılında sadece dört maç oynamış bir oyuncu. Biz yönetime bir liste verdik. Tadic, Djuricic, bunlar 22 yaşında oyuncular, ve Ben Arfa. Biz dördüncü sıraya Sneijder’i yazdığımız an transfer gerçekleşti ve biz o transferin olmasını açıkçası istemedik.

Hasan Şaş


Galatasaray’ın iyi giden sisteminde teknik ekip, sadece forvet ve orta saha arasında çakılı bir 10 numara değil; hareketli ve sahanın her alanına dağılabilen, pres oyununa iyi adapte olacak bir 10 numara istiyordu. Niyetleri Galatasaray’ın sistemine uygun bir oyuncu alıp hâlihazırdaki çarkı daha da sağlamlaştırmaktı. Sneijder bu tanımlamaya uymuyordu. Sneijder en formda olduğu zamanlarda bile rakibi yıpratan bir orta saha değildi. Sneijder pres oyununa ayak uyduramayan, sahada fazla koşamayan, yırtıcı olamayan bir futbolcuydu.

Biz Galatasaray’da koşan oyuncularımızla ileride baskı yapabiliyorduk. Bu baskılarla da sonuca giderek seyircinin gözüne hoş gelen bir futbol oynayabiliyorduk.

Bizim iyi giden bir tekerimiz vardı. Biz pres yapabilen, ileride baskı yapabilen bir takımken maalesef sistem değiştirmek durumunda kaldık. Galatasaray’ın en önemli şampiyonluklarından birisini o sene yaşadık biz. Açıkçası o sene için çok umutlu değildik. Mersin ve Ordu maçlarını biz beraberlik ya da yenilgiyle atlatsaydık, kesinlikle şampiyon olamazdık. Biz o maçlarda takım karakterini, bütünlüğünü ortaya koyduğumuz için şampiyon olduk.

Hasan Şaş


Burak Yılmaz için sisteminden taviz vermeyen Terim, aynı formülü Sneijder’e uygulayamamıştı. O dönem Sneijder’in bir şekilde oynatılması gerekiyordu. Yönetim ve taraftarın baskısını Fatih Terim ve ekibi ensesinde hissediyordu. Teknik kadronun isteği dışında yaptığı bu hamleyle yönetim onları iyice köşeye sıkıştırmıştı. Öyle ki, istifa bile seçenekler arasına girmişti.

Fatih Terim'in Sistemi

Fatih Hoca çok uğraştı. Ama o dönem biz görevimizden ayrılsaydık, rakiplerimizin ekmeğine yağ sürerdik. Biz kalıp mücadele ettik. Evet, o dönem ayrılma noktasına geldik, konuşuldu. Yani neden aynı paralara ilk üç oyuncu alınmadı da istemediğimiz oyuncu alındı? Bugün istediğimiz oyunculardan biri olan Matic, Chelsea’ya transfer oldu.

Biz o dönem çok zorluk çektik. Sabahları erkenden birçok defa uyandık, yürüyüşler yaptık. Ne yaparız, ne ederiz, Sneijder’i nasıl oynatırız diye hep düşündük. Sneijder normalde tek santrforun arkasında oynar, bu dünyanın her yerinde böyledir.

Biz Drogba-Burak arkası Sneijder, onun arkası da Selçuk-Melo denedik ancak Selçuk’la Melo ileriye atak yapabilen “sol iç” dediğimiz Emre Belözoğlu tipinde oyuncular değiller. Çok zorluk çektik. Ayrıca Sneijder’in maliyeti de Galatasaray’ın çok üstünde bir maliyetti. Bugün 70 trilyona mâl olan bir oyuncudur Sneijder.

Hasan Şaş


Şampiyonlar Ligi yolunda önemli bir noktada olan Galatasaray, Sneijder kriziyle boğuşuyordu. Fatih Terim ve ekibi fizik olarak bitik durumdaki Sneijder’i oynatabilmek için değişik varyasyonlar deniyor ve bunlardan maksimum verimi almaya çalışıyordu. Maalesef, Sneijder’in 2 yıldır futbol oynamamış ve kendisine pek iyi bakmamış olması işleri çok çok daha zorlaştırıyordu.

Sneijder ilk geldiği zaman üçe üç bir maç yaptık, inanın benim kondisyonum Sneijder’den daha iyiydi. Sneijder diye bir adam yoktu ortada. Bitikti. Sneijder bizle maç oynamaya başladı ama sisteme uyum sağlayamadı. Schalke maçında onu solda oynattık, Drogba ve Burak’ı oynatabilmek için, olmadı. Çift forvet arkası denedik gene olmadı. Sneijder’in kapasitesi ve fizik gücü bir türlü yerine gelmedi.

Hasan Şaş

Fatih Terim'in Sistemi
Hasan Şaş – Fatih Terim – Ümit Davala

Fatih Hoca bir röportajında “Ben şampiyon olmasaydım beni yollarlardı.” demedi mi? Bu ortam buraya getiriyor. Unutmayalım bazı şeyleri, hatırlayalım. Bu bir savaştı. Yönetim böyle bir baskı yaratıyordu.

Hasan Şaş


Terim’in verdiği mücadelenin sadece saha içinde kalmadığını; aynı zamanda Galatasaray dinamikleri içerisinde de büyük mücadeleler verdiğini de burada belirtmek gerekir. Marka değeri algısıyla kafasını bozan bir başkanın yaptığı transfer yüzünden hem taraftar hem de yönetim baskısıyla boğuşan Terim; futbol sistemini baştan aşağıya değiştirmek ve aynı zamanda da ilk 11’de başlatması zorunlu olduğu, 2 senedir futbol oynamayan bir oyuncuyu tekrardan futbola hazırlamak zorunda kalmıştır. Öyle ki, amatör bir yorumla, Galatasaray’ın belirli bir dakikadan sonra fizik gücü yetmeyen Sneijder yüzünden sahada 10 kişi kaldığı bile söylenebilir.

Sergen Yalçın:
Basında çok konuşuldu, biz belki de 2 ay boyunca konuştuk. Sneijder çok yetenekli, kendisini ispat etmiş bir oyuncu olabilir ancak nerede oynatacaksınız? Ben hep bunun sizi sıkıntıya sokacağını söyledim. Kendi mevkim olduğu için de az çok biliyorum. Orta sahada oynatırsanız bir yeriniz kırık oynarsınız ve ciddi maçlarda sorun yaşarsınız. Nitekim, Akhisar Belediye maçında bu sorun yaşandı. Orta saha delindi, kırıktı. Yani Sneijder’in oyunculuğu ve yeteneği manasında bir tartışma yok, ancak sizin sistem anlayışınızda Sneijder’in yeri var mı? Sistemsel olarak bu transfer sizi çok zorladı mı?

Fatih Terim:
Sneijder yetenekli ancak çok uzun süre oynamamış bir oyuncu. Böyle bir ortamda gelip kendisinin maksimuma ulaşması beklenince, çok zorlandı. Vermesi mümkün değil bu performansı. İlk geldiğinde biz 4-4-2 oynuyorduk. Ben hiç bozmadan kendisini sol tarafa koydum, olmadı.

Sergen Yalçın:
Schalke maçının ilk yarısı güzel bir örnek mesela. Bence, Schalke maçının devre arasında eğer müdahale etmeseydiniz o tur İstanbul’da biterdi.

Fatih Terim:
Evet, doğru söylüyorsun. Sonrasında da kendisini 4-3-1-2’nin ortasına koyduk. Daha doğru oynamaya başladı.

Fatih Terim ve Sergen Yalçın arasında geçen konuşma – Kanaltürk’teki “Top Bizde” programından

Artık daha az tempolu oynayan Galatasaray; daha fazla top çeviren, daha teknik bir oyun oynamaya başlamıştı. Atakların hemen hemen hepsini orta alanda kurgulamaya çalışan Galatasaray’ın oyun stilinde ağırlaşma olmuştu. Fatih Terim’in sistemi baştan aşağıya değişim geçirmişti. Baklava orta sahayla ince paslaşmalar yaparak gol arayışındaydılar. Önceki sezonun kahramanı ve takımın beyni sayılan Selçuk İnan’ın performansı azalmıştı. Takım lig boyunca birçok maçta Sneijder yerine Amrabat’ın oyuna girmesiyle oyun içerisinde sistem değiştiriyor, tekrardan 4-4-2’ye dönüyor, bu sayede iyi skorlar alabiliyordu.

Fatih Terim'in Sistemi
Baklava orta saha
Melo-Hamit-Selçuk-Sneijder
4-3-1-2

Bu noktada asıl görmemiz gereken şey Fatih Terim’in sadece bir oyuncuya göre baştan bir tablo ortaya çıkartacak kabiliyette ve zekada olması değil; yönetimden gördüğü bütün baskılara ve zorluklara rağmen Galatasaray’ı o sene şampiyon yapması, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale çıkartmasıdır. Bu verilen mücadele Fatih Terim’in karakterini belirtir. Fatih Terim’i İmparator yapan şey onun mücadeledeci ruhunda, azminde ve kararlılığındadır. Fatih Terim ve sistemi; sanılanın aksine statik değil, oldukça dinamik bir yapıdadır. Fatih Terim’in sistemi aslında onun ta kendisidir. Terim’in hem saha içi, hem saha dışında yaşadığı her şey onu ve sistemini yontarak günümüze kadar getirmiştir.

Fatih Hoca’yla, 4 futbolcu – 2 antrenör, 6 defa şampiyonluk yaşadım. Fatih Hoca’nın bir şampiyonluğa bu kadar sevindiğini ben görmedim. Kendisini sanki birilerine karşı ispat etmiş gibiydi.

Hasan Şaş

Fatih Terim'in Sistemi
Fatih Terim
Şampiyonluk Sevinci

Kaynakça:


Emrecan Ulu
Krypton'un oğlu, Gotham'ın yarasası.