arama

Faizin Düşürülmesinin Enflasyon Değerine Etkisi

  • paylaş
  • paylaş
  • Eyüp Emirhan Demirel

Gündemin en çok tartışılan konularından biri. Faizin düşürülmesi enflasyon değerini düşürür mü, yoksa yükseltir mi? Ekonomi nasıl etkilenir? Hangi ekonomik hamleler daha başarılı olur? Bunları açıklığa kavuşturacağız.

enflasyon
Murat Çetinkaya ve CB Erdoğan

Bildiğiniz üzere Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya, 300 baz puan faiz indirimi yapma talebini kabul etmemesinin ardından görevden alınarak yerine Murat Uysal geçirilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan her konuşmasında faizin indirilmesi gerektiğini vurgulumaya devam ediyor. O sözlerinden biri: “Yüksek enflasyonun bana göre en önemli sebebi yüksek faizdir. Yüksek faiz eğer aşağıya çekilmezse enflasyon da kesinlikle aşağı düşmeyecektir. Faizi aşağı çekerseniz enflasyon aşağı düşer.” Öncelikle:

Faiz nedir?

Faiz, kısaca kâr anlamına gelir. Banka ya da benzeri yerden borç karşılığı alınan paranın, kullanımına karşılık verilen ücrettir. Ekonomik açıdan faiz kavramı ele alındığında, borç anlaşmasından doğan satış sonucunda elde edilen gelir anlamına gelir. Aynı zamanda faiz, üretim amaçlı girdi olarak kullanılan sermayeden sağlanan kazanca karşılık gelir.

Enflasyon Nedir?

Enflasyon, mal ve hizmetlerin fiyatlarının genel düzeyinin üstünde sürekli artmasıdır.

Enflasyon 2 şekilde oluşur: 1- Talep, arzdan fazlaysa enflasyon oluşur. 2-Maliyet; üretimi gerçekleştirmek için kullanılan üretim faktörlerine yapılan ödemelerin veya üretimde kullanılan girdilere yapılan ödemelerin miktarı artarsa bu artışlar fiyatlara yansır ve enflasyon oluşur

Şimdi asıl sorumuza gelelim:

Yukarıda söz ettiğimiz gibi, enflasyonun 2 türü vardır: Talep ve Maliyet. Bu türleri kısaca inceleyelim.

Eğer ekonomide talep enflasyonu söz konusuysa iş bir nebze daha kolay demektir. O zaman faizleri arttırırarak tüketimi yani talebi düşürme yoluna gidilir ve bu yolla enflasyon frenlenebilir. 

Ülkemizde Yaşanan Sorun

Maliyet enflasyonudur. Faizlerde indirime giderek maliyetler üzerinde oluşan baskıyı biraz hafifletir ve enflasyonda düşüş sağlanabilir. Kuşkusuz bu hamlenin sonuç verebilmesi için diğer üretim girdilerinin fiyatlarındaki artışta bir durulma sağlanmış olması gerekir.

Bu program kısa vadede başarılı olmuş, piyasayı bir nebze olsun rahatlatmıştır. Fakat program kapsamında enflasyonun maliyet unsuru yaratan sebepleri yerine fiyatlar üzerinden indirim kısmına odaklanılmıştır.

Bilindiği üzere enflasyonu bu noktaya getiren en büyük etkenlerden biri döviz kurundaki artışlar nedeni ile üretim maliyetlerinin artmasıdır. Unutmamak gerekir ki Türkiye ekonomisi ithal girdilere oldukça bağlı bir yapıdadır. Dolayısı ile döviz kurlarında meydana gelen oynaklıklar üretim maliyetlerimize yansımakta ve bizi maliyet enflasyonu ile karşı karşıya bırakmaktadır.

Kısacası, Türkiye dışa bağımlı bir ülke olması nedeni ile ithal fiyat artışlarından da kur artışlarından da oldukça etkilenmektedir. Bunların dışında son dönemde açıklanan enflasyon rakamlarının içeriğine baktığımızda gıda alanında hem üretim anlamında yetersiz kalmamız hem de aracıların fiyat belirlemesi nedeni ile oldukça yüksek fiyat artışları olduğunu görüyoruz. Dolayısı ile maliyet enflasyonu ile mücadelede asıl yapılması gereken mal ve hizmet üreticilerin maliyetini düşürüp ürünlerini ihtiyatlı fiyatlarla tüketiciye satmalarını sağlamaktır. Bunun için yetkililer acil önlemler alarak üreticiden indirim yapmalarını, karlarını düşürmelerini istediler. Ancak bu enflasyonu düşürmek için yeterli midir? Hayır değildir.

enflasyon
Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi ikincisine daima yenildi.

Enflasyonla mücadelede başarılı olabilmek için sadece Merkez Bankası’nın politikaları yeterli olmaz. Yapılması gereken öncelikle üretime ağırlık vermektir. Daha verimli ve daha çok üretmenin yollarını bulmalı, ithal girdilere bağlı üretim yerine yerli hammadde kullanarak üretim yapılmalıdır. Bunun dışında tüm sektörler bazında maliyet analizi yapılması gerekiyor. Çünkü üretici maliyetlerini düşürmeden piyasadaki fiyatları normalleştirmek mümkün olmayacaktır. Bunları yaparken sıkı maliye politikası uygulamak olmazsa olmazdır. Aksi takdirde verilen parasal destekler iç talebi canlı tutacak bu da yine enflasyona yansıyacaktır.

Toparlayalım;

Ülkemizdeki nihai durum şöyle: Türkiye dış borç yükünden dolayı sıcak para çekmeye mecbur bir ülke. Bunun için faizleri yükseltiyor, çeşitli kısa vadeli çözümler vergi, varlık barışı vb çözümler getiriyor. İşe yarıyor mu? Hayır. Yahut şöyle soralım, Faizlerin dolar kurunu düşürmede neredeyse etkisiz kalması, faizi enflasyonun nedeni yapar mı? Kurdaki yükselişin fiyatlara yansımasında, ne kadar faizi yükseltirseniz yükseltin, faiz etkisinin son derece sınırlı kalması, “yüksek faiz, yüksek enflasyona neden oluyor” diye iktisadi bir sonuç çıkartmaz. 

Sonuç olarak ülkede ekonomi sürdürülemez hale gelmişse risk yükselir. Döviz kuru da bu risklerle birlikte yükselir. Sonuç olarak elimizde bugün olduğu gibi yüksek döviz kuru-yüksek faiz ve yüksek enflasyon kalır. Oysa bu riskleri yok etmeye dönük gösterilecek her çaba döviz kurunu aşağı çeker, üretim maliyetlerini geriletir ve yüksek faiz vermeye de gerek kalmaz. Yani Türkiye’nin sorunu yapısaldır. Çözümü de yapısaldır.

Kaynakça: BBC, Aslı Aydın, Mahfi Eğilmez, Tuğba Nur Doğan, Merve Karacaer Ulusoy