Escape From New York Film İncelemesi

Herkese Merhaba! Bugün sizlerle birlikte en sevdiğim yönetmenlerden John Carpenter’ın bir filmi olan “Escape from New York”u inceleyeceğiz. Eğer siz de hazırsanız başlayalım!

İlk izlediğim John Carpenter filmi yanlış hatırlamıyorsam 1983 yapımı Christine filmiydi ve hala en sevdiğim filmi odur. Christine’i izlediğimde fark ettiğim şey filmin aslında konu olarak çok ucuz olmasıydı. Film, konu olarak o kadar ucuz ki yapımcı şirket filmde çok basit değişiklikler yaparak aynı filmi komedi filmi olarak da piyasaya sürebilirdi. Ama Carpenter’ın yaptığı şey bir komedi filmi değil, tam anlamıyla bir korku filmiydi. They Live filmini de izledikten sonra Carpenter’ın kullandığı yöntemi anladım. Ucuz konulu eserleri ciddiyetle ve büyük bir özenle işliyordu.

kurt russell
Escape from New York filminden Kurt Russell

Carpenter büyük bütçeli B filmleri yapıyor.

Escape from New York film incelemesi yaparken B filmlerinden bahsetmemek olmaz. Çünkü John Carpenter’ın filmleri B filmlerine benziyor. Ama B filmi değil, aksine bütçesi büyük filmler. B filmlerini büyük bütçeyle çekmek çok iyi bir fikir ve bunu yapan sadece Carpenter değil. Ondan önce de sonra da bunu yapanlar oldu ama Carpenter kadar başarılı olup olmadıkları tartışılır. Escape From New York da böyle bir film. Aslında konsept olarak tam bir B filmi.

John Carpenter’ın formülünün tutmasının sebebi aslında basit. B filmleri konu olarak daima ilgi çekicidirler. Genel anlamda konsept olarak çok güzel düşünülmüş, yaratıcı işlerdir. Ama işlenişe gelince maddi sınırlardan dolayı -ki bu filmlerin yapılma sebebi zaten paradan tasarruf etmek- seyirciye vadettikleri şeyleri çoğu zaman veremezler. John Carpenter’ın başardığı şey ise tam olarak bu. Filmlerinde maddi gücünü ve zekasını da kullanarak büyük bütçeli B filmleri yapıyor.

B sınıfı filmlerin afişleri genellikle dolu dolu ve gerçekten göze hitap eden afişler olur. Ama afişi görüp filmi izlediğiniz zaman anlarsınız ki afişler çoğu zaman sizi sinema salonuna çekmek için yapılmış kandırmacalardan ibarettir. Afişte gördüğünüz şeyleri çoğu zaman filmde göremezsiniz bile. Ama Carpenter’ın filmlerinde afişte olan şeyleri bu sefer gerçekten filmin içinde görüyorsunuz. Bu, o zamanlar için seyircinin yıllardır beklediği türden bir hizmetti.

Snake Pliskenn rolünde Kurt Russell

Snake Pliskenn

Filmin başrolünde gördüğümüz aktör Kurt Rusell, benim de en sevdiğim oyunculardan birisidir. John Carpenter’la kimyaları tutunca, Escape From New York’tan hemen bir sene sonra çıkan The Thing filminde de beraber çalıştılar. The Thing filminde Kurt Rusell’ı elinde alev makinesiyle oradan oraya koşturup uzaylı cesedi yakarken görmüştük. Belki bir film incelemesi de o film için yazarım çünkü Carpenter’ın sevdiğim filmlerden bir diğeridir The Thing. Bu filmde de gözüne taktığı göz bandı ve siyah atletiyle karşımıza çıkıyor.

Hideo Kojima’nın Esin Kaynağı

Benim filmin yarısında anca fark edebildiğim bir şey var ve fark etmem nasıl bu kadar uzun zaman aldı anlayamıyorum. Bu filmde Kurt Russel’ın oynadığı Snake karakteri, en meşhur oyun serilerinden biri olan Metal Gear Solid’in ana karakteriyle tıpa tıp aynı neredeyse. Sadece görüntü olarak değil, her şeyiyle öyle. Oyundaki karakterin ismi bile filmdekiyle aynı, Snake.

Filmi izledikten sonra internette de araştırdım biraz ve bunun benim fark ettiğim çok gizli bir sır olmadığını anladım. Okuduğum birkaç film incelemesi de buna değiniyordu. Hatta film şirketi, Metal Gear Solid’in yapımcısı Hideo Kojima’ya -kendisi oyuncular tarafından en sevilen oyun yapımcısıdır aynı zamanda- dava açmak istemiş fakat açmamış. John Carpenter buna engel olmuş ve engel olma sebebi çok da ilginç değil aslında. John Carpenter, dava açılmasını istememiş çünkü Kojima, John Carpenter’ı çok seviyormuş ve John Carpenter da Kojima’nın iyi bir insan olduğunu düşünüyormuş. Bu yüzden de Carpenter şirkete engel olarak dava açılmasının önüne geçmiş. John Carpenter’a olan sevgim bunu öğrenmemle daha da arttı.

Escape from New York

Filmin tamamını çok sevdim ama ilk yarım saatlik kısmı sanırım en sevdiğim kısmı oldu. Daha en başında giriş müziğiyle beni kendisine çekti film. Daha sonra da öğrendim ki bu müthiş eserin sahibi, aynı zamanda bir müzisyen olan John Carpenter’ın ta kendisi. Film bizi suç oranlarının %400 arttığı, 1997 Amerika’sına götürüyor. Ülkede suç o kadar artmış ki New York’u komple kapatarak bir hapishaneye çevirmeye karar vermişler. Koca şehir bir hapishane olmuş. Ama şehrin içerisinde tek bir polistir, görevlidir bilmem ne yok. Sadece suçlular ve kaos var.

Escape From New York – Zamana Karşı Yarış

Önemli bir zirveye yetişmeye çalışan Amerikan başkanının uçağı teröristler tarafından kaçırılıyor ve uçak New York’a düşüyor. Tam da bu sırada merkez bankasını soymaya çalışırken yakalanan Snake (Kurt Russel), New York’a naklediliyor. Nakil işlemleri gerçekleştirilirken bu koskocaman hapishanenin sorumlusu olan Bob Hauk (Lee Van Cleef) onu yanına çağırıyor ve durumu anlatıyor. Hauk, Snake’ten New York’a gizlice girmesini ve başkanı yirmi dört saat içerisinde geri getirmesini istiyor. Bunun karşılığında da Snake’in bütün suçlamalardan aklanacağını söylüyor. Snake bu teklifi kabul ediyor.

Hauk, Snake’i kandırarak vücuduna zehir enjekte ettiriyor ve ona yirmi iki saat içerisinde başkanla birlikte geri dönmezse öleceğini söylüyor. Snake, panzehirin tek sahibi olan Hauk’a başkanla birlikte geri dönmek zorunda, değilse ölecek. Burada yapılan şey film açısından çok kritik ve aksiyon filmlerinde sık gördüğümüz bir taktik. Karakterimiz zamana karşı bir yarışa giriyor ve doğal olarak biz de o gerginliğe ortak oluyoruz.

Merkez bankasına girdiği yöntemin aynısını kullanarak, planörle bir binanın tepesine inen Snake’in, kaosun hüküm sürdüğü New York macerası başlıyor. İlgi çekici bir detay olarak şehrin yeraltında “deliler” adı verilen bir kesim yaşıyor. Bu ismin sebebi aslında çok da komplike değil, bu insanlar gerçekten deli. Filmde kullanılma biçimleri ise çok ilginç çünkü Carpenter onları birer zombi gibi kullanmış. Yerin altından elleriyle döşemeleri kırarak çıkmalar, normal insanların üstüne yarın yokmuş gibi koşturmalar… Bildiğimiz zombi bunlar.

Escape From New York – Sonuç:

Filmin kendi içerisinde uydurduğu kurallara uyarak devam etmesi, Snake karakteri, atmosferik anlamda etkili olması ve yaşattığı gerginlik hissi benim bu filmle ilgili hoşuma giden şeyler. Hoşuma gitmeyen şeyler ise yan karakterler oldu. Yan karakterler gerçekten kötü yazılmış ve hiçbir şekilde onlara karşı bir sempati duyamadım. Snake karakteri haricinde gerçek anlamda sevdiğim karakterler taksici ve Lee Van Cleef’in oynadığı Hauk karakteri oldu. Brain’i ise asla sevemedim.

Bir başka hoşuma gitmeyen şey ise filmin sesleri oldu. Filmin sesleri bazı sahnelerde çok iyiyken, özellikle arena sahnesinde, bazı sahnelerde gerçekten çok kötüydü.

Ama genel anlamda filmden çok keyif aldığımı söylemem gerek. Escape from New York için film incelemesi yazarken en çok aklıma gelen film Die Hard oldu. Filmlerin içeriklerinin benzerliklerinden dolayı değil, iki filmin hayran kitlesi de birbirine benzediği için. Tabii Die Hard’ın hayran kitlesi çok daha büyük fakat şunu kesinlikle söyleyebilirim; Escape from New York benim Die Hard’ım.

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.

Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!