Düşünmeyi ve Kendin Olmayı Öğrenmek

Muğlak var oluş meselesinde elimizde olan yegane şey biricik özümüzü korumak olmasından dolayı, düşünenlerin düşünceleriyle beslenmek ve kendimiz olmak için çaba göstermek şüphesiz ki fazlasıyla önemlidir. Yaşamda her insanın özel ve biricik oluşuna dair söylenen o şatafatlı sözleri haklı çıkarmak, elbette ki en doğrusu olacaktır. Bireyin “Kendi olabilmesi” için çıktığı yolda dikkate alması gereken önemli faktörleri, esinlendiği unsurlar ve kendisini tanımak olarak sınıflandırabiliriz. Esin kaynaklarımız vasıtasıyla düşünmeyi öğrenmek ve öğrendiklerimizi işlemek, kendimizi tanıyarak da bu işleme sürecini nasıl özgün biçimde yapabileceğimizi kavramak ve bu süreçte kararlı olmak özgünlüğümüzü elde etmemize yarayabilmektedir. Bu iki başlık çerçevesinde insanın özgün bir birey olmasının önemine değinmek istemekteyim.

Bütün büyük dehalar arılar gibidir; her çiçekten malzemelerini alır, ama kendi ürünlerini verir.

Dahiler ve Deliler / Mehmed Niyazi

Varoluş Özden Önce Gelir

Yukarıdaki başlıkta ele aldığım ifade, varoluşçuluk (veya egzistansiyalizm) olarak bilinen felsefi kavramın tanımıdır. Varoluşçuluğa göre, önce insan vardır sonra da öyle ya da böyle kendi kendini yaratır. Yani insanın yaratımı esnasında, belli bir şey olarak öne sürülmemiştir. İnsanın kendisi hakkında ne olacağına, yine insan kendi karar verir. Varoluşçuluk kavramının tanımından ilerleyerek, değinmek istediğim konuyu açıklamak yerinde olacaktır.

İnsanın önceden belirlenmemiş biçimde doğmadığı, kendi düşünceleri ve seçimleriyle bir birey olduğu düşüncesi ister istemez bir çoklarımızın zihnine de uğramıştır. Ancak kişilerin kendi varoluşunu yaratabilmeleri için de belli başlı altyapı ve bilgi birikimine sahip olmasının gerekliliği de unutulmamalıdır. Kişi öncelikle kendi benliğine kulak vermeli ve dinlemeli. Ne istediğini bilmeli ve bunun üzerine yoğunlaşmalı. İçinden geldiğini, sevdiğini bulabilmesi için çeşitlilik içerisine atılması gerekli olabilmektedir, sonuçta unsurları arttırdıkça neyi sevdiğini bulmak kolaylaşır (örnek olarak, bir kişinin felsefeye merakı olduğunu fark edebilmesi için kitap okumaya başlaması veya tarihle ilgilenmesi gibi gibi zincirleme reaksiyonlar başlatacak bazı eylemlere girişmesi gerekmesi olarak ifade edebilirim).

Neyi sevdiğini bulmak için seçilen yöntemler elbette ki yine kişiden kişiye özneldir. Bu nedenle de belli yöntemler sunmam ve açıklamam fazlasıyla yersiz olacaktır. Bu noktada bireyin kendini tanımasının gerekliliğine geliyoruz.

Kendini Bil

Her şeyden önce, öncelik kişinin kendisidir. Sıklıkla zaman geçirdiğimiz ta kendimiz olduğundan, bu zamanımızın büyük kısmını kendimizi tanımaya ayırmamız gerekmektedir. İster istemez kendimizle geçirdiğimiz bu zaman doğrultusunda, kendimizi öyle ya da böyle tanıdığımızı düşünebiliriz ancak bunun bir yanılgıyla sonuçlanması da, olası bir gerçektir. Yalnız kalarak veya ”Kalabalıkların içinde” olarak ya da kendimizi tanımamıza vesile olabilecek her türlü edebi, kültürel unsurla beslenerek bu yanılgıyı açığa çıkarmak, yanıldığımızı görmek bir zayıflık etmeni olarak ele alınır. Halbuki durum tam tersidir. Kişinin yanılgısıyla karşılaşması, şayet kategorize edilecekse yüceliktir. Kim olmadığımızı öğrenmek daha kolay olacağından, kişinin bu yöntemi seçmesi ve tersten gitmesi de etkin bir seçenektir.

düşünmeyi öğrenmek

Kendini tanımaya ayrılan zamanın sonlanmayan bir süreç olarak devam etmesi, kişinin kendi derinliklerinde saklanmış her türlü ilgiyi, zevki ve isteği bulmasına olanak sağlar. Bu nedenle sonlu bir süreçten ziyade bir yaşam amacı haline getirmek, varoluşumuza ilişkin soruları cevaplayabilir. Kişinin kendisini tanıdıkça, eğilim gösterdiği her türlü durum doğrultusunda özgünlüğünü ellerine aldığını söyleyebilmekteyiz. Kendini bilmesiyle birlikte kendi düşüncelerine kavuşan ardından da bu düşüncelerini besleyebilmek ve daha keskin düşünebilmek için düşünenlerin, düşüncelerini ve onlardan düşünmeyi öğrenmeye yönelmesi de kaçınılmaz olabilmektedir. Bunu yapmasının nedeni olarak ise, bilmenin ve kuvvetli farkındalığın kaçınılmaz koşulu olması olarak ifade edebilmekteyiz.

Düşünmeyi Öğretenlerden Düşünmeyi Öğrenmek

Öğretilerini yıllar sonrasına aktarmak isteyen düşünürlerin en temel istekleri, düşünceleri doğrultusunda bir başkalarını beslemesidir. Düşüncelerini diretmekten ziyade, düşünmeye sevk etmeye neden olmak istemeleri, kendin kalarak onu takip edebileceğini söylemeleri kişinin özgün olmasının önemine vurgulanan noktalardır. Kendisini bilen ve kendisi kalarak yolunda ilerleyen birey, kendi özgünlüğünün sınırlarını genişletebilmek için bu kişileri (veyahut unsurları) esin kaynakları olarak belirlemesi sonucunda da onlardan nasıl düşünebileceğini öğrenebilmektedir.

Tarzımdan ve konuşmamdan etkilenerek,

Adımlarımı takip mi edeceksin?

Yolundan şaşmadan kendi yolunda gidersen,

Daha dikkatli bir biçimde beni izleyebilirsin.

Şen Bilim / Friedrich Nietzsche

Düşünenler düşünmeyi öğretmek istemelerine karşılık, birey şayet onların düşüncelerini hepten kabullenişe giderse söz konusu bu durum da başarısız olur. Karşılıklı bir ilişki olarak ifade edilebilecek bu durumda, kendisinin öznel sınırlarını çokça bozmadan düşüncelerin kabullenişi ve kendi benliğinde işlenişini gerçekleştirmesi de gerekmektedir. Neticede de açıkladığım gibi düşüncelerle beslenmesi gerekmektedir, doyması değil. Doygunluk hissi, tamamlanmışlık hissi bireye yardımcı olamaz. Öğrenmeye, bilmeye devam etmesi ve bunu hakikat olarak kendince benimsemesi, yaşamın mutluluk öğretisi olarak bilinmektedir. Düşünürlerden de düşünmeyi öğrenmek, esasında da mutluluk ile, daha gerçek bir mutluluk ile ilişkilendirilebilmektedir.

düşünmeyi öğrenmek

Sonuç Olarak

Bir başkasının düşünceleriyle yaşamak, bir başkası olmakla eşdeğerdir. Varoluşumuz değerli sıfatlarla anılırken, bir başkası olarak yaşamanın yanlışlığını açıklamama gerek olmadığını düşünmekteyim. Düşünmekten, düşlemekten kaçınmamayı, yaşamlarımızı düşünerek kurmayı önererek, sözlerimi dünya öğretmeni sıfatı olarak bilinen şahsiyetle bitirmek isterim.

Kendinizi başka birisinin düşüncelerine göre incelemeye çalışırsanız hep ikinci el bir insan olarak kalısınız.

Bilinenden Kurtulmak / Jiddu Krishnamurti

Diğer içeriklerimize göz atmak için buraya tıklayın. Ayrıca, bizi Instagram ve Twitter üzerinden takip etmeyi unutmayın!

Dipnot

  • *= Delphi’deki Apollon Tapınağının girişinde altın harflerle yazılı özdeyiştir.

Kaynakça

  • NİYAZİ, Mehmed, Dahiler ve Deliler, Ötüken Neşriyat Yayınları
  • NİETZSCHE, Friedrich, Şen Bilim, Felsefe Kulubü Yayınları, Çev: Aksu Büyükatlı
  • SARTRE, Jean-Paul, Varoluşçuluk, Say Yayınları, Çev: Asım Bezirci
  • KRISHNAMURTI, Juddi, Bilinenden Kurtulmak, Omega Yayınları, Çev: Ayşegül Korkmaz


Mert Can Ay
Düşünmekten ve düşlemekten hoşlanan, kendi çapında da bir hobi olarak felsefeye, edebiyata dolayısıyla da kitaplara bağlılık gösteren birisi. [email protected]