arama

Dünya: Kayıp Tarih

  • paylaş
  • paylaş
  • Tamer Can Çakır

Dünya tarihi hakkında şimdiye kadar yüzlerce efsane ve bir o kadar da teori bulunmaktadır. Dünya gezegeninin oluşumu, kıtalar, insanlığın soyu inançlar ve uzay tarih boyunca insanoğlunun hep ilgisini çekmiştir.
Peki bilinen kült bilgilerin aslında yetersiz ve yanlış olduğunu söylesem mesela dünya üzerinde 7 değil de 9 kıta olduğunu söylersem. İlk dini inancın ney olduğunu  hatta bir tık ileri taşıyıp kayıp insan ırkı ve bilgilerden bahsetsem delirdiğimi düşünebilirsiniz. Buyrun bir delinin araştırmalarına göz atalım.

Dünya üzerinde bilinen 7 ana kara vardır. Bunlar; “Avrupa, Asya, Antartika, Afrika, Avustralya, Kuzey ve Güney Amerika” dır.

Bilinenin aksine 2 kıtadan daha bahsetmek istiyorum. Uygarlığın doğuşu “Mu ve Atlantis” kıtaları.

Dünya

Eski bir rivayet der ki; “Cehennemimiz bu dünya cennetimiz ise yok oluşta.”

Binlerce yıl önce henüz şu anki ana karamız yokken yeryüzünde 2 tane kıta vardı. Mu ve Atlantis. Şu an pek az kişi tarafından bilinen bu kıtalarda yaşam henüz başladığında, ki Adem’in kavmidir. Mızraklar atılıyor oklar yapılıyordu. Görüp görebilecekleri en uç teknoloji buydu. Herkes henüz yeryüzündeki yiyeceklerle ilgilenirken Adem göklere bakıyordu. Kendinden daha üst bir varlık arıyordu. Sonuçta neden vardı ki? Çok geçmeden ateş gibi çeşitli gelişmeler fark edildi. Tanrı olabilir miydi? Arayışta olan insanlık için büyük bir gelişmeydi ve tapmaya başladılar. Ateş etrafında ritüeller düzenlendi yetinilmeyip adaklar sunuldu. Ta ki suyun ateşi söndürdüğü fark edilinceye kadar. Bu sefer yağmura tapmaya başladılar ormanlara güç kuvvet veriyor yıkıcı güç olan ateşi söndürebiliyordu. Yağmurun sürekli olmamasından dolayı da güneşe ve aya tapmaya başladılar. Fakat bir şey dank etmişti. Ne kadar çok şey gözlemlerseler o kadar çok şey sorgulayabiliyorlardı. Kısa zaman içerisinde bilginin tanrı olabileceği düşünüldü. ateşin içine düşen etin lezzetli olması çanak çömleği topraktan yapabilmeleri hayatlarını kolaylaştırınca artık bilginin Tanrı olduğu tam olarak oturmuştu. Öğrenmeye aç olan halk bir süre sonra bağzı bitkilerin şifa olduğunu bağzılarının ise zehirli olduğunu farkettiler. Yerleşim yerleri gelişti nesiller geçti. Söylenene göre şu anki 3 insan ömrü kadar yaşarmış oranın insanları.

Daha çok şey gözlemleyen halk, insanların öldüklerini ve öğrendiklerinin de onlarla kayıp olduklarını fark etti. İlk defa yazı da tam olarak bu noktada bulundu. İnsanlar bilgileri gelecek nesillere aktarıp inandıkları Tanrıyı (bilgiyi) daha da güçlendirmeye çalışıyordu. Elbette ki ne tür teknolojiler kullandıklarını tam olarak bilemeyiz fakat elektrikten bile faydalandıklarını arkalarında bıraktıkları bataryalardan gözlemleyebiliriz. Nesiller geçtikçe bilgi seviyeleri ve ahlak seviyeleri yükseldi. Teknoloji ve bilim artık vazgeçilmezleri oldu. Fakat aralarında çıkan küçük husumetleri çözümleyebilmek ve bu bilgileri koruyabilmek için devletler kurulmaya başladı. Bir teoriye göre Mu ve Atlantis kıtalarında 8’er devlet bulunuyordu. Ortak dilleri ve ortak emelleri olan bu devletleri birbirinden ayıran tek şey ise suçlulara uygulanan cezalardı. Her iki kıtanın merkezinde merkezi yönetim vardı etrafları eyalet devletlerle sarılıydı.

Dünya

Gemilerle  birbirlerinden ticaret yapan 2 kıta 16 devletin pazarları mahsüllerle doluydu. 16 büyük mağbetleri vardı. Bu mağbetlerin çevrelerinde panayırlar düzenleyip yiyecek giyecek ve kap kaçakları takas yapıyorlardı. Takas yapılacak eşyaların değerini devlet yönetimi belirliyordu. Elde edilen ürünler takasa çıkmadan önce bir miktarı mağbetlerin içine sunak olarak koyulurdu. Böylelikle avlanamayacak kadar yaşlı ve hasta insanlar buradan ihtiyaçlarını giderirdi. Ögrenilen herşey ise devletin katibi tarafından yazılır ve arşivlere koyulurdu. Bilgi devlet çalışanları tarafından teyit edilir kesinleştikten sonra ise şehirlerin meydanına yazılı tabletler dikerlerdi.

Son derece barış içinde yaşayan bu insanlar, maddiyattan sıyrılmış tamamiyle maneviyata yoğunlaşmıştı. Ancak Şit’in soyu gibi Kabil’in soyu da devam ediyordu. Halen aç gözlü olup etik olamayan şeyler yapan insanlar bu soydan geliyordu. Fakat azınlıktaydılar. Uzunca süre bu şekilde gitmişti yaşam. Ölen insanların ise bu yaşanılan Dünya ile ne kadar bilgili olduklarına göre kaderleri değişiyordu. Şit’in soyu da olsan Cehenneme gidebiliyor Kabil’in soyundan da Cennete gidebiliyorlardı. Bu dünyada yaşadığın etikliğe güzel ahlaka ve maddiyattan sıyrılmayla alakalıydı bütün mesele. Yeterli bilgiye ulaşır ve Tanrıya ulaşabilirsen öldükten sonra bu dünya ile ilişkin kesiliyordu. Fakat her Tanrıdan uzaklaşmak bilgiyi önemsememek ve Ahlak dışı hareketler seni yıllar sonra da olsa bu dünyaya geri getiriyordu. Yani işin özü bu dünya olan görevini tamamlayana kadar buradasın.

Tabi seneler boyunca ruhun uyuduğu için bütün bilgiler unutuluyor ve sıfırdan başlıyordun. İnanca göre her dünyaya geldiğinde bir doğum lekesi olurdu vücutta. Bu bir insanın kaç kez geldiğini simgeliyordu. Tabi aynı zamanda tanrı yeni ruhlar üflüyordu dünyaya.

  • Rivayet 1.

İyi ve güzel insanların git gide azalmasıyla Tanrı artık kıyameti getirmesi gerektiğinin farkına varmıştı.

Bir rivayete göre Şit soyundan olan Noah’a bir şekilde bu bilgi ulaştırılmıştı. Bir gemi inşaa etmeye başladı, bir asır boyunca devam eden inşaata kimse anlam veremiyordu. Öyle ki Noah’ın aklından dahi şüphe etmeye başladılar. Noah ise sadece kendisine söylenen insanlara haber veriyordu ve çok geçmeden Noah inşaa ettiği geminin içini erzaklar ve kapkaçakla doldurmuştu. Bu onlara gelecek hayatlarında kolaylık sağlayacaktı.

Dünya
Noah (Nuh) temsili.
  • Rivayet 2.

Geliştiklerinde artık dünyadaki bilgiler yetersiz kalmıştı. Gözlerini gökyüzüne diktiler. İlk defa dönenceler gün ay ve yıl süreleri mevsimler hesaplanmaya başlamış buna göre de takvimler yapılmıştı.Mercekler yapılarak diğer gezegenlere olan merak biraz olsun azaltılmaya çalışıldı. -Belki de ilk uydular gönderilmiştir.-  Uzun süren araştırmayla güneş sisteminin dışında bir yıkım olduğunu gördüler. Bu yıkım aylar geçtikçe kendilerine doğru geliyordu. Çok geçmeden tarihin en hantal gezegenini keşfettiler. Nibiru yavaş ve istikrarlı bir şekilde kendilerine doğru geliyor, gelirken de yakınından geçtiği yıldızları birer ateş topuna çeviriyordu.Yaklaşan yıkımın önüne geçmek için çok düşünseler çok çabalasalarda bir süre sonra kabullenip geri sayıma başladılar. Nibiru artık güneş sistemine girdiğinde suların kabardığını farkettiler. Düşündüklerinden farklı da olsa bu onların sonu olacaktı. Var olan gemilere binebilen bindi. Yıkım çok aniydi öncesinde hazırlık yapılamamıştı. Kurtulabilecek herkes kilerinde depolarında olan yiyeceklerini tahıllarını ve hayvanlarını gemilere bindirdi ve suyun yükselmesini bekledi.(Yaklaşan Nibiru dünyanın manyetik alanını bozuyor bu da çok yüksek gelgitlere sebep olacaktı.) Noah ta bu gemilerden birinin sahibiydi. Bilge bir insan olan Noah, balıkçılık ve ticaretle yaşamını sürdürüyordu

Dünya
Nibiru Yörüngesi

ORTAK SON

3 erkek çocuk sahibi olan Noah’ın güzeller güzeli bir karısı ve 2 gelini vardı. Çocukları;

 Ham Toplayıcıydı bitkilerin hangilerinin yenilebileceğini iyi bilirdi. Tarım alanında gayet iyi bir geçmişi vardı.

Sam en büyük oğluydu. Babası gibi balıkçı ve iki kıta arasında yaptığı ticaretle büyük bir ünü vardı. Öyle ki panayırlarda takas edilen ürünlerin neredeyse yarısını kendisi getirir götürürdü.

Yam 3. oğluydu muazzam bir hekimdi. Ölümsüzlük bulunacak olsa onu bulacak olan kişi kesinlikle Yam olurdu. Hangi otun yaprağın neye iyi geldiğini çok iyi bilirdi. Bu alanda kendisini öyle geliştirmişti ki diğer kıta olan Atlantis’ten bile kendisine hasta gelirdi.

Yafes Çok başarılı bir avcı olan Yafes silah yapımı ve demir dövmede de ustaydı. Eline su dökebilecek tek kişi  büyük babası Lamech’ti. Lamech aynı zamanda Yam’ın öğretmeniydi.

Sular yükseldiğinde halkın  çok azı kurtulabilmişti. Patlayarak yok olacaklarını düşündükleri için bir çoğu hazırlıksız yakalanmıştı. Hoş hazırlanan 20 kadar gemininde bir çoğu fırtınaya dayanamayarak alabora olmuştu.

Gemide geçen ayların ardından birçok gemide erzaklar tükenmiş insanlar açlıktan ölmeye başlamıştı. Kimisine ise hayvanlardan hastalıklar bulaşıyordu. Bir çoğuda fırtınayı atlatamamıştı zaten. Çok geçmeden güzel haber gemilerin tabanından gelmişti. Karaya sürtmeye başlayan gemilerde gıcırtılar çıkıyordu. Fakat bir çok gemi kaybolmuştu. Gemiden inildiğinde bilançonun büyüklüğü gözler önüne çıkıyordu. Etraflarına bakan insanlar bulundukları yerleri daha önce gördükleri hiç bir yere benzetemediler. 7 Ana karanın su yüzüne çıktığı ve kendi 2 kıtalarının da suların dibini boyladığını yüzlerce yıl sonra anlayacaklardı.

Gemilerde kalan tahıl ve kurutulmuş yiyecekler büyük bir kazana dolduruldu. Ateş yakıldı. Kurtulduklarına sevinemiyorlardı bile, çok kayıp vermişlerdi. Pişirdikleri yemekleri yediler. Rivayete göre, pişen o yemek aşureydi. O geceyi karaya oturmuş gemilerinde ve civardaki 1-2 mağarada geçirdiler.  Bu toprakların iklimi bile daha sertti. Güneşin ilk ışıklarında yeni bir hayata başlamaları gerektiğini farkettiler herşeye sıfırdan başlayacaklardı.

Ham, Sam, Yam, Yafes diğer herkes gibi iyi oldukları konularda eğitimler verecek tekrar bilgiyi Tanrıları bileceklerdi. Barakalar kuruldu tarlalar kazıldı. yiyecek ve tıbbi ot depolanmaya başlandı. Yeni bir düzen çok hızlı ortaya çıkmıştı. Aradan geçen yüzyılların ardından bulundukları alanlardaki otlaklar yetmez oldu nehirler kurumaya başladı.

Bunun üzerine Nuh çocuklarına coğrafyayı paylaştırdı. Ham, Sam ve Yafes hitabettikleri halkı da beraberlerinde götürerek Yafes Doğuya,  Ham Güneye, Sam Batıya gitmiştir. Irklar bu noktada ayrılmaya başlamıştı.

Nuh’un torunları ve ırklar;

Gomâr- Kimerler

Mağog – Moğol, Macar, Fin, Eston

Maday- İraniler

Yuvan- Yunan, İyon

Tubal- İtalyan, İspanyol, Katalan, Kilikya

Togarma- Türkler,Saklepler

Kenan- İsrailoğulları

Dünya

Togarma’nın oğlu ise Türklerin kabul ettiği yüce Kağan Oğuz’dur.

Her neyse demiştik ya bazı gemiler kayboldu diye. Noah’ın gemisi gibi bir kaç gemi daha sağ kurtulmayı başarmışlardı. Bu gemilerde Noah’ın Kardeşinin soyu vardır. Yasef ile kardeş gibi büyüyen Mayak bu gemidedir. Güney Amerika’da karaya oturan bu gemi yüzyıllar boyunca barış ve huzur içerisinde yaşayacaklardı. Bu halka da Maya ve Aztekler denilecekti.

Binlerce yıl sonra 1930’lu yılların başında Hasan Tahsin isimli bir Türk Tarihi profesörü, Türk ırkının başlangıcını araştırmak isteyerek Mustafa Kemal Atatürk’ün huzuruna gelmişti. Mustafa Kemal için de hep merak konusu olan bu soruya cevap vermek için 2 araştırmacı grup oluşturuldu. Oluşturulan gruplardan birisi Meksika’ya diplomat adıyla gideceklerdi. bir diğer grup ise Anadolu’da araştırmalarına devam edecekti. Meksika’ya giden araştırmacı grubun başında Hasan Tahsin bulunuyordu. Maya ve Aztek kabilelerini incelemiş halen devam ettiği söylenilen o soyu öğrenecekti. Maya tapınaklarında yazılı duvar yazıları Anadolu’da bulunan bazı tabletlerle aynı alfabeyi taşıyordu. Bu alfabe Türklerin de kullandığı bazı figürler ve kelimeler vardı.

Dünya

Maya Tapınaklarında yazan bir yazıdan kısa kesit;

“Sular kabardığında toprakları terk etmek zorunda kaldık. Bizim gibi Işık kentinden kurtulan varsa yalnız değildir.”

Kendilerine Işık insanları diyen bu grup yalnız değildi. Benzer yazıt Anadolu’da Cudi Dağlarında da ortaya çıktı. kendilerine Işık insanı diyorlardı. Bu da akıllara bilgiyi Işığa benzettiklerini getiriyordu. Mezapotamya’da bulunan bazı kabileler geçmişlerini unutarak Anadolu’da yaşayan Nuh soyunun oluşturduğu kabileye “Luvi” halkı diyorlardı. “Aluvi” ise komşu ışık insanları demekti. Halk “Aluvi” halkı olarak anılıyordu. Deniliyordu. Benzer inançlar ve yaşayış tarzları sürdürdükleri için Aleviliğin bu noktaya dayandığı düşünülmektedir.

Nibiru gezegeninin adı ilk defa Babil ve Sümer kaynaklarında geçmiştir. Günümüz teknolojisiyle sadece bahsi geçen gezegenin varlığı ve yörüngesinin Dünya çevresinden geçtiğini doğrulasa da NASA’ya göre bu çok uzun bir süreç. Belki de kıyamet böyle bir şeydir. Dünyadaki görevimizi yapamadığımız için hepimiz MU ve Atlantis’te tekrar açacağız gözümüzü…

Hasan Tahsin Mayatepek elde ettiği ve oluşturduğu evrakları ciltleyerek Mustafa Kemal Atatürk’e vermek üzere 4 kitap haline getirmiştir. Fakat Mustafa Kemal Atatürk evrakları ciltli (kitap halini) okuyamamıştır. (Kitabı oluşturan evrakların tamamını okumuştur.) 4 Kitaptan 3 tanesi Anıtkabir’de bulunan kütüphanesinde sergilenmektedir. 1 kitap ise halen kayıptır.

Ayrıca kitapların ve evrakların birer kopyasını İran hükümdarı her ne kadar istese de kopyalarına dahi bakamamıştır.

Yazılan o evraklar aşağıdaki linkte verilmiştir. Koyduğum Youtube videosu tarafımca oluşturulmuş ve resimlerle daha sürükleyici bir hale getirilmiştir.


Youtube videosu;
https://www.youtube.com/watch?v=dXtAlCiEa50

Hasan Tahsin Mayatepek evrakları;
https://yadi.sk/d/-u3_jHxopcj8Mw

  • Ali Karcı
    7 gün önce

    Elinize sağlık ancak fazlaca ütopik geldi bana. Daha çok komplo teorisi gibi.

    0
    yorum beğen