arama

Doğu Türkistan Dosyası (3) – Ekonomik İlişkiler

  • paylaş
  • paylaş
  • Mehmet Oğuz Turan

            Dosyamızın bu yazısında başta Türkiye olmak üzere, tüm Türk ve İslam ülkelerinin Doğu Türkistan meselesindeki umursamaz tavırlarının nedenleri üzerinde duracağız. Perde arkasında imzalanan ekonomik anlaşmalar ve taahhüt edilen yatırımlarla siyaseten esir alınan Müslüman ülkelerin, Çin kontrolüne nasıl girdiklerinden bahsedeceğiz. Bunların yanı sıra Türkiye’deki Çin propagandacılarını da sizlere tanıtacak ve toplumu yönlendirmek adına yürüttükleri faaliyetleri tek tek açıklayacağız.

Türkiye-Çin Ekonomik İlişkileri Ekseninde Türkiye’nin Yanlış Tutumu

“Çin’in Sincan bölgesindeki insanların Çin’in gelişimi ve refahı içinde mutlu bir yaşam sürdüğü bir gerçektir. Türkiye, Türk-Çin ilişkilerindeki uyumu kimsenin bozmasına izin vermez. Türkiye aşırılığa kesin bir şekilde karşıdır ve Çin ile karşılıklı siyasi güveni ve güvenlik iş birliğini güçlendirmeyi arzu etmektedir.”1

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (07/2019)          

“Bizim beklentimiz tek Çin çatısı altında Uygur kardeşlerimizin huzur ve barış içinde yaşamalarıdır.”2

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (30/07/2019)

Türkiye Cumhuriyeti, dünyadaki Türk-İslam ülkelerinin en kudretli, en medeni, en müreffeh ve en gelişmişidir. Henüz altı yüz yıl önce dağılan Osmanlı Devleti’nin ardılı konumunda olan devletimiz, bu bakımdan da ayrı bir temsil görevi üstlenmiştir. Dolayısıyla yalnız içimizde meydana gelen olaylar değil, yakın ve uzak coğrafyamızdaki sorunlar da bizim takibimizde olmalı, gerektiğinde müdahale etmeye hazır bulunmalıyız. Keza bu söylemle Irak, Suriye, Afganistan, Filistin, Somali, Libya ve Arakan’a çeşitli alanlarda sayısız yardımda bulunulmuş fakat mevzubahis Doğu Türkistan olunca gözler görmez, kulaklar işitmez, ağızlar konuşmaz olmuştur. Durum bu haliyle kalsaydı bu sessizliği, susanların gafletine vermek mümkündü lakin bugünkü manzara bambaşkadır. Soydaşları için tek kelime etmeyenler her fırsatta Çin’in toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarından bahisle yaşananlara destek vermekte, toplama kamplarında hapsedilen milyonlarca Uygur Türk’ünü görmezden gelmektedir. 300 milyonluk büyük Türk ulusunun bu hali, işkence altında inleyen Uygurları yaralamakta, kardeşlerinin sırt çevirdiği mazlumlar sığınacak bir yer aramaktadır.

Bu meselede Çin’i destekleyen yahut Doğu Türkistan’da insan hakkı ihlalleri yaşandığını kabul etmekle birlikte Türkiye’nin çıkarları adına sessiz kalması gerektiğini savunanların tezleri şu hususlara dayanmaktadır: “Türkiye-Çin iş birliği hayati öneme sahiptir, ikili anlaşmalar sayesinde ekonomik anlamda büyük kazançlar elde edilecek ve siyasi arenada da güçlü bir dosta sahip olunacaktır.” Bu görüşü savunmak için hem dünya siyasetini hem tarihi gerçekleri hem de iktisat bilimini hiç anlamamış olmak gerekir. Türkiye-Çin ticaret hacmi geçtiğimiz yıl (2018) 23,63 milyar Dolar’dır. Türkiye’nin Çin’le ihracatı 2,91, ithalatı ise 20,71 milyar Dolar olduğundan Çin karşısında 17,80 milyar dolar açık verilmektedir.

Bu ticaret ilişkisinde Türkiye her zaman kaybeden, Çin ise her zaman kazanan taraf olmuştur. 2013-2018 arası Türkiye-Çin ticari verilerini incelediğimizde Türkiye’nin altı yılda 126,93 milyar Dolar açık verdiğini ve ikili ticaret hacminin her geçen yıl gerilediğini görmekteyiz.Öyle ki 2013’te 28,29 milyar Dolar olan ticaret hacmi, geçen yıl 23,63 milyar Dolar’a kadar düşmüş, ticarette Çin payının azaltılabileceği anlaşılmıştır.3 Türkiye’nin ihracat yaptığı ülkeler sıralamasında on altı, ithalat yaptığı ülkeler sıralamasındaysa ikinci olan Çin, ekonomik verilerden anlaşılacağı üzere gelir getiren ve kar sağlayan bir ortak değildir. Çin’le yaşanabilecek herhangi bir krizde ihtiyacımız olan ithal malları başka ülkelerden kolayca temin etmek mümkündür, zaten Çin mallarının kalitesizliği ve insan sağlığına zararlı maddeler içerdiği herkesçe bilinmektedir.

Türk dünyasının batıdaki son büyük devleti olan Türkiye, gerek coğrafi konumu gerek siyasi sınırları itibariyle, sahip olduğu boğazlar ve ulaşım imkanlarıyla uluslararası ticaretin vazgeçilmez geçiş güzergahıdır; dolayısıyla biz Çin’e değil, Çin bize muhtaçtır. Çin’in “İpek Yolu’nu Yeniden Canlandırma”, “Bir Kuşak Bir Yol” gibi projeleri Türkiye olmadan gerçekleşemez; bir şekilde hayat bulsa dahi eksik ve akim kalmaya mahkumdur. Tüm bu anlattıklarımızı şöyle özetleyelim: Çin’i karşımıza almaktan korkacağımız bir durum yoktur, ekonomik ve siyasi dengeler tamamen Çin lehine değildir. Ayrıca Türkiye’nin Çin’e ihtiyacı olduğunu düşünenler, Çin’in de uluslararası ticarette etkili olabilmek için Anadolu ve Orta Asya coğrafyasını kullanmak zorunda olduğunu bilmelidirler.

Bir Kuşak Bir Yol Projesi

Türkiye’nin Önündeki Fırsatlar

         Dünya ülkeleri arasındaki mevcut ilişkiler, Türkiye’nin Çin’e karşı etkin mücadele etmesine elverişli konumdadır. Uluslararası ticareti kendi tekeline alarak büyük ekonomik ve siyasi kazançlar elde etmeye çalışan Çin, “Bir Kuşak Bir Yol” projesiyle Asya-Afrika-Avrupa ekseninde hatta Güney Amerika’yı da kapsayacak şekilde çok kapsamlı bir işgal faaliyeti yürütmektedir. Diplomasideki “win win (kazan kazan)” prensibiyle hareket ettiğini iddia eden Çin; onlarca ülkede limanlar, havaalanları, kara ve demiryolları inşa etmekte yahut uzun yıllar kullanmak üzere kiralamaktadır. Buraların asıl sahibi olan ülkeler kısa ve orta vadede bazı küçük kazanımlar elde ederken Çin, uzun vadede küresel ekonomik ağın egemen gücü haline gelmekte ve bunun sonucu olarak dünya siyasetinde de eli güçlenmekte, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelere tahakküm etmektedir. Sahip olduğu kapitülasyonlar, zulmü artırması için Çin’e cesaret vermiş ve zaman zaman yükselen cılız tepki sesleri karşısında “hem suçlu hem güçlü” bir tavra bürünmesini tetiklemiştir.

            Çin’in bir süper güç haline gelmesi, ABD’yi ve Avrupa’nın büyük devletlerini (İngiltere, Almanya, Fransa ve belki İtalya) rahatsız edecektir. Hatta Asya’da hakim güç olma özelliğini kaybetme tehlikesini gören Rusya bile Çin karşıtlarının arasına katılacak, Orta Asya coğrafyasında etkinliğin el değiştirmesi ve doğal kaynakların Rusya’dan çok Çin lehine kullanımı gibi meseleler Rusya-Çin çatışmasını derinleştirecektir. Türk ülkeleri, içinde bulundukları şartlar itibariyle Çin’le iyi geçinmektedirler ve her halükarda güçlü bir ortağa muhtaçtırlar ancak bu ihtiyaç farklı kaynaklardan karşılanabilirse onlar da Çin’e karşı açıktan tavır alma gücünü kendilerinde bulabileceklerdir. Örneğin Kazakistan; ülke coğrafyasının büyüklüğü, sahip olduğu doğal kaynaklar ve jeopolitik konumu sayesinde Orta Asya’da bir Türk kuvveti vazifesi görmeye çok müsaittir. Henüz otuz yıllık bir devlet olması nedeniyle bu potansiyel istenildiği şekilde kullanılamamakta, Kazakistan da Çin politikalarına sessiz kalan ülkeler arasında yer almaktadır. Ancak bu sessizlik az önce de söylediğimiz gibi yalnızca mecburiyet ve çaresizliktendir. Kuzeyden 145 milyonluk Rusya, doğudan ise 1,5 milyarlık Çin’in baskısıyla ne yapacağını şaşıran Kazakistan, aslında Çin ile arasında tampon bölge vazifesi görecek olan bir devleti yani Doğu Türkistan Cumhuriyeti’ni memnuniyetle kabul etmeye hazırdır çünkü en azından böyle bir devletin varlığıyla Çin baskısı hafifleyecek ve daha bağımsız kararlar alınabilecektir. Bunun gibi Türk dünyasına mensup diğer ülkeler de arkalarında başka kuvvetlerin desteğini hissettikleri anda Çin’e sırt çevireceklerdir.

            Konjonktürel şartlar, Çin işgalini ortadan kaldırmaya ve dünya ticaretini domine etmek isteyen bu saldırgan gücün hegemonyasını kırmaya çok müsaittir. Bu konuda daha da ileri giderek şunları söylemem gerekiyor: Çin’in varlığı Asya halklarının tümü için tehlikelidir, özgürlükleri ellerinden alınmış milletler Çin’den kurtarılmalı ve Türk devleti kendi çıkarları gereği “Tek Çin” idealine karşı çıkmalıdır. Önümüzdeki fırsatlar, doğru taktik ve stratejilerle değerlendirilebilirse Türkiye’nin liderliğinde Çin’e muhalif uluslararası bir blok meydana gelecek ve otokrasi yerini demokrasiye bırakacaktır.

Çin Emperyalizminin Yerli İşbirlikçileri

            Geçmişte uzun yıllar boyunca sağ-sol ikileminde çalkalanıp duran Türk siyaseti ve devlet kurumları, özellikle 2000’lerin başından itibaren yeni bir ikili mücadelenin merkezi haline geldi: NATO’cular ve Avrasyacılar. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası NATO’cuların güç kaybetmesi ve Avrasyacıların onların yerini alması, Batı ülkelerinin ikircikli politikalarından bıkan Türkiye’nin Rusya ve Çin gibi ülkelerle yakınlaşması; bu ülkelere yönelik toplumsal bir sempati ortamı ve onlar lehine yoğun bir propaganda imkanı yarattı.

Oy oranlarına bakıldığında Türk siyasetinde pek bir etkisinin olmadığı zannolunan fakat arka kapı diplomasisinde etkili bir konumda bulunan Vatan Partisi, sahip olduğu yayın organları (Aydınlık Gazetesi ve Ulusal Kanal) vasıtasıyla Rusya, Çin ve Esad rejiminin Türkiye’deki temsilcisi gibi hareket etmekte, Avrasyacı bloğu kıyasıya savunmaktadır. Aydınlık Gazetesi 2 Eylül 2019 tarihli sayısında “Sinciang Özel Eki” başlığıyla 32 sayfalık bir dergi yayınladı.

Tümüyle Çin propagandasından ibaret olan bu yayın, yazıların kalitesizliği ve yazanların kimliği nedeniyle de ilgi çekici. “Çin’in güvenliği Türkiye’den başlar, Türkiye’nin güvenliği ise Çin’den başlar.” gibi gülünç ifadeler, Doğu Türkistan meselesini Türkiye’nin terör sorunuyla karşılaştıran sakat düşünceler ve nihayetinde satırların arasına gizlenmiş Şanghay İşbirliği Örgütü güzellemeleri, daha ilk sayfalardan asıl maksadı gözler önüne seriyor (s.5-6). Devamında ise Ulu Önder Atatürk’ü komünist Mao Zedung ve bugünkü Xi Jinping “Yoldaş”la benzeştirerek ve toplama kamplarına “Eğitim Merkezi” gibi sıfatlar takarak adeta bir kara mizah dergisi hüviyetine bürünüyor (s.7). “…basın toplantılarıyla, günlük gazetemizle, televizyonumuzla ve Teori dergimizle Sinciang Uygur bölgesinin gerçekleri konusunda halkımızı aydınlattık.” sözleriyse, Çin taraftarlığının açık bir itirafı niteliğinde. Ancak derginin 14. sayfasında çok ilginç bir bölümle karşılaşıyoruz. Çin lehine üretilen bu yayın, 18 yaşından önce ibadethanelere gitmenin ve oruç tutmanın yasak olduğunu yazıyor, bu da verdiğimiz bilgileri doğruluyor.

18-21. sayfalar arasında ise tam bir tarih katliamı söz konusu, öyle ki ortaokul-lise tarih bilgisiyle dahi yanlışlığı hemen anlaşılacak cümleler mevcut. “Göktürkler göçebe bir kavim, Uygurlar onların köleleri, Karahanlılar Çin’in bir parçası, Doğu Türkistan tarihte hiç var olmamış bir uydurma” gibi herzeler bu sayfalarda anlatılanlardan bazıları. Yalnızca göçebe bir kavim olarak nitelendirilen Göktürkler, maden işleme ve savaş araç-gereci yapımında gayet başarılı olmalarının yanı sıra demircilikte de rakipsiz denecek kadar ustalaşmışlardır. Özgün bir alfabeye sahip olan bu devlet, Orhun Kitabelerini dikmekle yazılı Türk edebiyatını başlatmış medeni ve gelişmiş bir toplum düzeni meydana getirmiştir.

Milli varlığa zararlı bu yayında, Divanü Lugati’t Türk, Atabetü’l Hakayık, Kutadgu Bilig ve On İki Makam gibi Türk kültür hazinesinin emsalsiz şaheserleri dahi Çin medeniyetinin bir ürünü olarak anlatılmış; “Her Türkçe konuşan Türk değildir.” gibi trajikomik savlar ortaya atılmıştır.

Yazarların kimliğine baktığımızda, Çin müdafaasının neden bu kadar ateşli yapıldığını daha iyi anlıyoruz. Yazarlardan Adnan Akfırat, TÜRK-ÇİN İŞ DER Genel Başkanı; Serdar Yurtçiçek, Zhejiang Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi; Bedii Gürcan ise Renmin Üniversitesi Doktora Öğrencisi. Takdir edersiniz ki bu insanların objektif değerlendirmeler yapabileceğini düşünmek, kısa bir fıkradan ibarettir.

Son

         Doğu Türkistan Dosyası adını verdiğim çalışma, bu yazıyla son buluyor. İlk yazıda meselenin tarihi boyutunu, ikinci yazıda yürütülen asimilasyon siyaseti ve toplama kamplarını, üçüncü ve son yazıda ise Türkiye-Çin ekonomik ilişkileri, ardından da Çin’in yerli işbirlikçilerini izah etmeye çalıştım. Bizden binlerce kilometre uzakta acı içinde kıvranan soydaşlarımız, bizimle aynı kandan, aynı dilden, aynı dinden olan milyonlarca insan zulüm altında can vermek üzere. Hz. Ali’nin “Bir zulme engel olamıyorsanız onu herkese duyurun.” sözüne dayanarak Doğu Türkistan meselesi hakkında güvenilir ve ayrıntılı bir bilgi kaynağı meydana getirmeye gayret ettim. Her şey hür, müreffeh ve medeni bir Türk dünyası için…

“Bir sabah ağarırken tan, azad olsun artık Doğu Türkistan!”

Kaynakça

1. https://www.yenicaggazetesi.com.tr/cin-medyasi-erdogan-dogu-turkistandakiler-mutlu-240402h.htm

2. https://www.yenicaggazetesi.com.tr/cavusoglundan-dogu-turkistanin-isgaline-destek-243884h.htm

3. http://www.mfa.gov.tr/turkiye-cin-halk-cumhuriyeti-ekonomik-iliskileri.tr.mfa