arama

Doğu Türkistan Dosyası (2) – Her Eve Bir Erkek Çinli

  • paylaş
  • paylaş
  • Mehmet Oğuz Turan

            Ah, ah şu fani hayatın vurdumduymaz vefasızlığı… Ah yüzyıllarca fırtınalar, kasırgalar, tufanlarla boğuşup ayakta kalan imparatorlukları bir asırda yok eden cihanın acımasız sömürgecileri… Sibirya’dan Libya’ya, Delhi’den Viyana’ya, bilinen dünyanın her köşesinde devletler kurup devletler yıkan bir milleti esarete mahkum eden talihin garip oyunu… Daha iki yüz yıl önce Hindistan, Pakistan, Afganistan’da Babürler; sadece yüzyıl evvel de Balkanlar, Anadolu, Trablusgarp ve Arabistan’da Osmanlılar; İran’da, Azerbaycan’da Kaçarlar yok muydu? Asya’yı tarumar eden şey; bir sel, bir şiddetli rüzgar yahut yeni zuhur etmiş bir kavmin kılıç kullanmadaki üstün mahareti miydi yoksa tüfekleri paslanmış, burçları yıkılmış, medreseleri köhnemiş, ilim ışığı sönmüş Türk-İslam aleminin mahkumiyeti, kendi elleriyle işlediklerinden mi doğmuştu? Çağlar içinde durağanlaşan, hissizleşen, mefkuresini unutan Türk Milleti… Parça parça edilen, yad ellerin avuçlarında sıkışıp kalan Türk yurdu…

            Ey Türk! Sen ki bir zamanlar Karpatlar’ı, Alpler’i aştın, sen ki Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz demedin, ebedi deryalara yelken açtın, gah Macar Ovalarında gah Tuna boylarında çarpıştın, sen ki Kızılelma dedin vuruştun, Nizam-ı Alem dedin çarpıştın. Ey Türk, şimdi sana ne oldu? “His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin? / Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.” Urumçi, Karabağ, Musul, Kerkük, Kırım, Batı Trakya ağlarken Türkiye’de gülen Türk; haline şükret, istiklalinle övün fakat unutma bir gün sen de kardeşlerin gibi esir olabilirsin, bir gün sen de öz vatanında işkenceler içinde kıvranabilirsin; kendine gel, silkin, göğün sonsuzluğunda yankılanıp duran nidalar, soydaşlarının avaz avaz haykıran sesleri artık cevapsız kalmasın, onları bu felaketten kurtar. Ailelerinden koparılan çocuklar, hapishanelerde ölüme terk edilen babalar, fuhşa zorlanan kızlar, yas tutan analar dururken bu rahatlığı kendine çok gör! Rahatını boz, düşün, oku, öğren, çabala, milletini bu durumdan kurtar!

“Baksana kim boynu bükük ağlayan, / Hakkı hayatındır senin ey Müslüman! / Kurtar artık o biçareyi Allah için, / Artık ölüm uykularından uyan!”

Çin’in Asimilasyon Politikaları         

            Doğu Türkistan Dosyası’nın ilk yazısında meselenin tarihi boyutundan bahsetmiş ve daha iki buçuk asır önce başlayan bir işgalin hiçbir zaman kabul edilmediğini, Uygurların kurdukları cumhuriyetlerle Çin boyunduruğuna karşı çıktıklarını anlatmıştık. Dosyanın ikinci yazısında okuyanların kanını donduracak vahşi uygulamalardan ve Çin’in misli görülmemiş imha siyasetinden söz edeceğiz.

            Bugün nüfusunun 35 milyon olduğu tahmin edilen Doğu Türkistan, 1.5 milyarlık Çin’in darbeleri altında ezilmekte, yok oluşun kıyısında bulunmaktadır. Uluslararası kaynaklarda yaklaşık 1 milyon Uygur’un toplama kamplarında tutulduğu söylenirken Doğu Türkistan Milli Meclisi Başkanı Seyit Tümtürk, bu sayıyı 5 milyona dayandırmaktadır. Ailelerinden koparılan 1 milyon Doğu Türkistanlı çocuk, Çince konuşmanın zorunlu olduğu yatılı anaokullarında, komünist ideolojiyle dil, din ve kültürleri unutturularak yetiştirilmekte; ellerinde evlatlarının resimleriyle “Çocuklarım nerde?” diyen ailelerin soruları cevapsız kalmakta ve yavrularına hiçbir zaman ulaşamamaktadırlar.1 Yine sayıları 1 milyondan fazla olan genç kızlar, iş vaadiyle farklı bölgelere götürülmekte, ağır şartlarda ve sosyal güvenlikten mahrum bırakılarak çalıştırılmakta, Çin’in fuhuş merkezlerinde mecburi istihdama tabi tutulmakta, Çinli erkeklerle zorla evlendirilmektedirler. Hem iç hukuku hem de uluslararası hukuku kullanması engellenen mazlum ve mağdur Uygurlar, diktatör Çin rejiminin modern silahlarla donatılmış askeri birlikleri tarafından soykırıma uğramakta, kendilerini savunabilecek hiçbir şeye sahip olmayan bu halk, yine de terörist ilan edilmektedir.2

            Toplama kamplarında “Eğitimle Dönüştürme”ye tabi tutulan Uygurlar, Çin Cumhurbaşkanı Şi Jinping’e bağlılık yemini etmekte, Komünist Parti lehine öğretilen sloganları atmakta ve bir komünist rejim uygulaması olan bireysel eleştiri oturumlarına katılmaktadır.3 Uygur erkekleri kamplarda hapsedilmekte, aileleri ise iğrenç uygulamalara maruz bırakılmaktadır. “Kardeş Aile Projesi” adıyla her Uygur ailesinin evine bir Çinli erkek yerleştirilmekte ve bunlar ne Türk-İslam yaşayışına ne  insanlığa ne de başka bir şeye sığmayacak şekilde her istediklerini yapabilmektedir. Karşı çıkanlar terörist denilerek tutuklanmakta, işkence görmekte, sesini çıkaramayan 35 milyon Doğu Türkistanlı namus ve ırzlarına tasallut eden bu alçaklığa mecburen katlanmaktadır.4 Stalin ve Hitler’in bile yapmakta aciz kaldığı bu şenaat ve fecaat, dünyanın gözleri önünde yaşanmakta fakat kimse bu durumu engellemek adına bir şey yapmamaktadır.

            Önceleri toplama kamplarının varlığını reddeden Çin yönetimi, artık inkar etmemekte fakat şimdi de buraların hapishane değil, okul olduğunu ispata çalışmaktadır. “Radikal düşüncelerden etkilenen Uygurları, aşırı eğilimlerinden kurtarmak amacıyla” faaliyetlerini gerçekleştiren “eğitim merkezleri”nde, pek çok Müslüman’ın ortadan kaybolması soru işaretleri yarattığından Çin tarafından seçilen birkaç gazeteci buralara davet olunmuş ve çekim yapmalarına izin verilmiştir. İngiliz yayın kuruluşu BBC ve muhabiri John Sudworth, Türk basınının yapamadığını yapmış ve bu merkezlere girerek işin iç yüz yüzünü açığa çıkarmıştır. Bu kamplarda kalanlar, gün boyu Çince ve Çin yasalarını öğrenmekte, çeşitli dersler görmekte, akşam olunca da eve gitmelerine izin verilmemekte, 10 kişilik koğuşlarda, bakımsız ve kirli odalarda yaşamaktadırlar. Ailelerine dönmeden önce kaç ay ya da kaç yıl burada kalacakları belli olmayan bu insanlar, zaten süreç içerisinde robotlaştırılmakta, düşünme yetileri uyuşturularak Komünist Parti’nin kölesi haline getirilmektedirler. BBC’nin kamp duvarlarından birinde rastladığı “Kalbim, lütfen dayanmaya devam et.” cümlesi kim bilir ne acılar ve çaresizlikler içinde yazılmış, hislerini taşlara döken bu cümlenin sahibi kim bilir nasıl bir sonla karşılaşmıştır. Her şeyi elinden alınan birinin ancak cansız varlıklara söyleyebildiği düşünceleri, yaşananların korkunçluğunu gözler önüne sermektedir. Yüksek duvarlarla çevrili, dikenli tellerle, gözetleme kuleleri ve güvenlik kameralarıyla korunan bu “eğitim merkezleri”nde, yetersiz beslenme ve eziyete maruz bırakılan Doğu Türkistanlılar, hiçbir suçtan hüküm giymedikleri, hiç duruşmaya çıkarılmadıkları halde “Çin’in suçlu olma olasılığını öngörebilme kabiliyeti sayesinde radikalizmden arındırılmaktadırlar”.5 Doğu Türkistan’ın dört bir yanında gerçekleştirilen katliamlar, işkenceler ve Türk-İslam varlığını bölgeden tümüyle silmek için atılan adımlar herkesten gizlenmektedir.

doğu türkistan
doğu türkistan

Kültürel Soykırım

                Çin felsefesine göre farklılık tehlikedir; “ya Çinlileşeceksin ya da yok olacaksın” politikasıyla hareket eden Şi Jinping rejimi, “Tek Çin” adı altında farklı kültürleri yok etme yöntemine başvurmaktadır.6 Kur’an okumanın hatta bulundurmanın, namaz kılmanın, oruç tutmanın ve sakal bırakmanın kısacası İslami değer ve yaşayışın tamamen yasaklandığı fakat 35 milyon Müslüman Türk’ün yaşadığı Doğu Türkistan’da köyler tenhalaşmış, evler boşalmış, yerleşim yerleri harabeye dönmüştür.7  

            Çin, profesyonelce yürüttüğü asimilasyon politikalarını, yalnızca katliamlarla sınırlandırmamış; aynı zamanda Türk-İslam medeniyetinin bölgedeki tarihi yapılarını ortadan kaldırmıştır. Doğu Türkistan’da 1997 yılından bu yana 1200’ün üzerinde büyük cami ibadete kapatılmış, yüzlerce mescidin kapısına kilit vurulmuş, bu ibadethanelerin çoğu yıkılırken bir kısmı da Çin Komünist Partisi’nin irtibat bürolarına dönüştürülmüştür. Ayakta kalan camiler ise kapalı devre kameralarla 24 saat izlenmekte, camiye girenler yüz tarama tekniği ile kayıt altına alınmaktadır. Daha geçen yıl, Hoten’de bulunan 800 yıllık Keriya Aitika Camii ve Kaşgar’daki 500 yıllık Kargılık Camii, yerle bir edilmiş; bölgeye Çinli bir görünüm verebilmek için Türk-İslam sembollerinin imhası hızlandırılmıştır.8 Uygurlara ait kimi köyler ve mahalleler de tümüyle haritadan silinmekte, ayrıca Uygur Türklerinin dış dünyayla bağlantısını kesmek için Türkiye’den bölgeye gidenlerin işlemleri uzatılmakta, sıkıntılar çıkarılmakta ve her yere girmelerine müsaade edilmemektedir.9

doğu türkistan
Keriya Aitika Camii
doğu türkistan
Kargılık Camii

Son

         Doğu Türkistan Dosyası’nın bu yazısında soykırım, katliam ve imha siyasetinden söz ettik. Toplama kampları, her eve bir Çinli uygulaması ve Uygur Türklerinin dini-kültürel varlığının nasıl ortadan kaldırıldığını anlattık. Kelimelerin ifade etmekte aciz kaldığı bu büyük felaket, hiç hız kesmeden devam etmekte. Dosyamızın üçüncü yazısında bu konuya değinecek, Türkiye başta olmak üzere tüm Türk dünyası ve İslam aleminin sessizliğini yorumlayacak ve Doğu Türkistan meselesinde Çin’in ithamlarını benimseyenlere cevap vereceğiz.

Al bayraktan gök bayrağa selamlarla…

Kaynakça

1. https://www.youtube.com/watch?v=35hfpVUDrXQ

2. Doğu Türkistan Milli Meclisi Başkanı Seyit Tümtürk’ün euronews’e yaptığı açıklamalardan alınmıştır.

3. https://www.youtube.com/watch?v=rEGZirdRvIQ

4. https://www.youtube.com/watch?v=yLy1lcZW3B4

5. https://www.youtube.com/watch?v=4kXBH21-dxM

6. https://www.youtube.com/watch?v=cDUN2CHpGGA

7. https://www.youtube.com/watch?v=03vSjiyLgK0

8. https://www.youtube.com/watch?v=CaIMJ_hu368

https://tr.euronews.com/2019/04/08/dogu-turkistan-daki-tarihi-camileri-yikan-cin-uygur-izlerini-siliyor

9. https://www.youtube.com/watch?v=35hfpVUDrXQ