arama

Doğu Türkistan Dosyası (1) – Meselenin Tarihi Boyutu

  • paylaş
  • paylaş
  • Mehmet Oğuz Turan

            Doğu Türkistan; yalnız, kimsesiz, acılar içinde, her yeni gün yeni bir eziyet demek. Güneş, milyarlarca yıldır dünyayı aydınlatan o ateş topu, hayat kaynağı, sabahın mahmurluğunu dağıtan o cıvıl cıvıl güneş, iki buçuk asırdır Doğu Türkistan’a doğmayan o vefasız güneş… Eski büyük imparatorluklar, mazinin ihtişamlı günleri, uçsuz bucaksız çiçek bahçeleri, renk renk ağaçlar, ufkun pusu içinde gözden kaybolan nice kervan ve şimdi koca bir hiç… Saf güzelliğin yeryüzündeki nişaneleri, taş medreseler, zarif camiler, uhrevi bir saygıyla göğe başlarını uzatan minareler… Sanki dünyada hiç var olmamışçasına, geride tek bir iz bırakılmadan yok edilen medeniyet abideleri… Ve sokaklar… Sessiz, kimsecikler yok. Ne derinlerden gelen bir kopuz sesi, ne de evlerden yükselen konuşmalar… Ozanlar susmuş, susturulmuş. Ey Türkistan, ey güzel Türkistan, “Bilmam ne içun kuşlar uçmaz bahçeleringde”1 diyen Süleyman Çolpanların şehit edilmiş, Abdurahim Heyitlerin esir alınmış, ilim ışığın söndürülmüş, kitapların yakılmış. Ey benim sinemi dağlayan, ey vatanımın hasretini çektiği sevgilisi, ey canım Türkistan, “Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.”2 sözü doğruymuş; işte ebedi bir matemin pençesinde, karalara bürünmüş, ağlayan sen, şairleri susan sen, neşesi çalınan sen, türküleri unutulan sen… Kahredici fakat aşağılık bir kuvvetin emelleri için çiğnenen bir yurt, sükun içinde, ölümü bekleyen bir millet… Bütün bir Çin coğrafyasını saran o mütecaviz duygu, acımasız ellerin en büyük silahı, Urumçi’yi, Kaşgar’ı her ferdiyle esir alan o his… Korku… Ve korkuyla geçen ömürler… Dünyanın ve soydaşlarının sırtını döndüğü bir avuç insan… Haykırışlar, çığlıklar ve yok edilen koca bir millet… İdam sehpaları, kamplar, hapishaneler, öz yurdunda prangalara vurulmuş kadınlar, çocuklar, erkekler… Ve sada-yı Türkistan:

“Gülen başkalarıdır, ağlayan menem. Oynayan başkalarıdır, inleyen menem. Hürriyet masallarını işiten başka, Kölelik şarkısı dinleyen menem. Hür başkalarıdır esir menem.”3

Giriş

            Doğu Türkistan’da Çin tarafından yürütülen planlı ve sistemli imha politikası, ülkemizde yeterince bilinmemektedir. Bu konuda Çin hükümeti tarafından özellikle bilgi kirliliği yaratılmakta, böylece bölgeden gelen haberlerin toplum nezdinde güvenilirliğini zedelemek amaçlanmaktadır. Çin, bu politikasında başarılı da olmuş, Türk kamuoyunun bazı kesimlerinde büyük tereddütler meydana gelmiştir. Öte yandan bu meseleyi kavramaktan çok uzak, materyalist bir yaklaşımla hareket eden kimi çevreler de Türkiye’nin Çin’le olan ilişkisinden söz ederek Uygurlarla ilgilenmememiz gerektiğini savunmuş, bölgede yaşanan olayları terörizm ve ayrılıkçılık (Çin hükümetinin ithamları) olarak nitelendirmiştir. Toplumun Doğu Türkistan hakkındaki zihinsel karmaşası, genç nesillere de sirayet etmiş, gençlerin de bir kısmı bu mevzuda nasıl düşüneceğini ve neyi savunacağını tam olarak idrak edememiştir. Yaşanan bu hal üzere, Doğu Türkistan davasını tüm ayrıntılarıyla anlatmak icap etti. Doğu Türkistan Dosyası adını verdiğim bu çalışma, birkaç yazıdan oluşacak. Bugünkü ilk yazımda mevzunun tarihi kısmı hakkında bilgi vererek, bölgenin özbeöz Türk yurdu olduğu, henüz iki buçuk asır önce gerçekleşen Çin işgalinin hiçbir zaman kabul edilmediği, Uygurların bağımsızlık hareketleri, kurdukları cumhuriyetlerin Çin eliyle ortadan kaldırılışı vb. konulardan bahsedeceğim.

Tarih

            Doğu Türkistan coğrafyası, sırasıyla Hun (MÖ 220 – MS 386), Tabgaç (386 – 534), Göktürk(550 – 840), Uygur devletlerince yönetilmiş, X. yüzyılın sonlarında Karahanlılar, Cengiz istilasıyla birlikte Moğollar ve Moğol İmparatorluğu’nun dağılmasıyla da Çağatay Hanlığı kontrolüne girmiştir. XVII. yüzyılın son çeyreğinde Doğu Türkistan’a egemen olan Kalmuklar, bölgeyi doğrudan yönetmek yerine halk üzerinde büyük nüfuza sahip hocalardan bazılarını, Kaşgar, Yarkent, Aksu, Turfan, Hoten gibi merkezlere yönetici tayin ederek kontrolü sağlamışlar ve vergilerini onlar vasıtasıyla toplamışlardır. Dini konumları itibariyle halk nazarında saygıdeğer bir mevkide bulunan hocalar, zamanla aktif siyasete müdahil olmuş, bunun sonucunda iktidar mücadeleleri ve dış müdahaleler kaçınılmaz hale gelmiştir. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Çin (Mançu İmparatorluğu) istilası başlamış, neredeyse bir asır sonra, 1878 yılında kesin işgal gerçekleşmiştir. Bu yıllarda Orta Asya topraklarının tamamı, Çin ve Rusya tarafından ele geçirilmiş, zaman zaman birbirleriyle mücadele eden bu iki kuvvet, Doğu Türkistan sahası üzerinde de egemenlik yarışına girmiştir.

            1865-1877 döneminde Yakup Beğ (Yakup Han), Çin ordusunu yenerek geri çekilmeye zorlamış ve Kaşgar’da merkezi bir hükümet kurmuştur. 1873 yılında Seyyid Yakup Han Töre, Yakup Beği temsilen Sultan Abdülazizle görüşerek Çin, Rusya, İngiltere’ye karşı yardım ve himaye talebinde bulunmuş, Türkistandaki gelişmeler hakkında bilgi vermiştir. Bu görüşmenin akabinde padişahın emriyle 6 adet Krupp Topu, 1000 adet eski, 200 adet yeni tüfek, barut imali için gerekli malzeme ve usta yollanmıştır. Kaşgar Ordusunun yetiştirilmesi amacıyla istihkam subayı Ali Kazım Bey, piyade subayı Mehmed Yusuf Bey, süvari zabiti Çerkez Yusuf Bey, topçu zabiti İsmail Hakkı Bey ve dört emekli subay Enderun’dan Murad Efendi’nin başkanlığında Kaşgar’a gönderilmiştir. Osmanlı Devleti tarafından Yakup Beğe emirlik unvanı verilmiş, merasim sırasında İngiliz elçilik yetkilileri de hazır bulunmuştur. Bu olaylardan sonra bölgede hutbeler Sultan Abdülaziz adına okunmuş, paralar da onun adına basılmıştır. Seyyid Yakup Han Töre, 1876’da Çin tehlikesinin artmasıyla ikinci defa İstanbul’a gelmiş, Osmanlı hükümeti İngilizlerin desteğinin alınması ve Ruslarla iyi geçinilmesi gibi tavsiyelerde bulunduğundan önce Petersburg’a sonra Londra’ya giderek görüşmelerde bulunmuştur. Yakup Beğ, 1877’nin aralık ayında vefat etmiş; bu fırsattan istifade eden Çin, 1878 yılında Kaşgar’ı ele geçirmiştir. Elçi Yakup Han, bunun üzerine üçüncü defa payitahta gelerek Kaşgar’ın Osmanlı’ya bağlı bir ülke olduğunu, bu nedenle Çin istilasının protesto edilmesini arz etmiş fakat Sultan Abdülhamit’ten olumlu bir cevap alamamıştır.4

Sultan Abdülaziz

            Doğu Türkistan, 1884 yılında müstemleke statüsü kaldırılarak Xinjiang (Sincan -Yeni Toprak-) adıyla Çin’in (Mançu İmparatorluğu) 19. eyaleti ilan edilmiştir. 1931 yılında Kumul’da bağımsızlık mücadelesi başlamış, Turfan, Hoten, Altay ve Tarabagatay’a yayılan isyanlar neticesinde Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti (12 Kasım 1933) kurulmuştur. Kaşgar’da kuruluşu ilan edilen Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, yalnızca üç ay dayanabilmiş, Rus-Çin işbirliği sayesinde 1934 Ocak ayında ortadan kaldırılmıştır. Uygurların bitmeyen mücadelesi, 12 Kasım 1944’te ikinci defa Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin ilan edilmesini sağlamıştır. Ağustos 1949’da Doğu Türkistan hareketinin önde gelen siyasi liderleri ve ordu mensuplarını Pekin’e taşıyan uçak kaybolmuş, uçağın düştüğü iddia edilmiştir. Bu önemli isimlerin ortadan kaldırılmasıyla, Komünist Çin yönetimi Doğu Türkistan’ı topraklarına katmıştır.        

            5 Nisan 1990’da bir Ramazan günü Kaşgar’a bağlı Barın kasabasında dehşet verici bir katliam gerçekleştirilmiştir. Barın halkı, Çin’in uyguladığı doğum yasağı, Doğu Türkistan’a gayrimeşru göç ve yerleşme gibi politikaları protesto etmiş; neticesinde 20.000 nüfuslu kasaba Çin Ordusunun taarruzuyla yerle bir edilmiştir. Binlerce Uygur genci tutuklanmış, idam ve ömür boyu hapis cezalarına çarptırılmış, işkenceler ve katliamlar birbirini izlemiştir.5 4-5 Şubat 1997’de bu defa bir Kadir Gecesinde Gulca’da ibadetlerini yerine getirmekte olan Uygur Türk’ü kadınlar, Çin güvenlik güçlerinin saldırısına uğramış, haksız yere tutuklanmaya direnenlere ateş açılmış ve sağ kalanlar tutuklanmıştır. Bu vahşet, Uygurlar arasında infiale neden olmuş, sokak gösterileri bir anda milli bir direnişe dönüşmüştür. Çin, yine katliama başvurmuş, aynı gecede 400 Uygur şehit edilmiş, takip eden günlerde ise sayısı binlere varan idamlar gerçekleştirilmiştir.6 5 Temmuz 2009’da Han Çinlileri ve Uygurlar arasında çatışmalar başlamış, her iki taraftan çok sayıda kişi ölmüştür. Olayların 1989’daki Tiananmen Katliamı’ndan sonra görülen en büyük çatışma olduğu söylenmiştir. Yaşananlar üzerine bölgeye binlerce asker sevk edilmiş, internet erişimi sınırlandırılmış, telefon servisleri kısıtlanmış, gece sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve Uygur mahallelerinde güvenlik koridorları oluşturulmuştur. Bu güvenlik koridorları, geceleri Han Çinlileri tarafından geçilmiş ve Uygurlara yönelik saldırılar düzenlenmiştir. 10 Temmuz’da Cuma namazı kılmak yasaklanmış ve yabancı haberciler şehirden çıkarılmıştır. Artan tepkiler üzerine bazı camilerde yasak kaldırılmış fakat namaz sonrası protestolar engellenmiştir.

            Çin ‘in asimilasyon siyaseti, yalnızca Uygurların değil, Tibet ve Moğol halklarının da tepkisine neden olmuştur. Mayıs 2011’de İç Moğolistan’da iki Moğol, Han Çinlileri tarafından öldürülmüş, neticesinde yüzlerce Moğol sokaklara dökülmüştür. 19 Nisan 2012’de ise iki Tibetli rahip, Barma kasabasında, bir kamu binası yakınlarında protesto amacıyla kendilerini ateşe vermiş, böylece 16 Mart 2011-19 Nisan 2012 tarihleri arasında kendini ateşe veren Tibetli rahip sayısı 35’e ulaşmıştır.7

Son

            Doğu Türkistan Dosyası’nın bu ilk yazısında meselenin tarihi boyutundan bahsederek, Uygur Bağımsızlık Mücadelesi’nin ne kadar eskiye dayandığını, bu toprakların aslında pek yakın zamanlarda işgal edilmiş olduğunu, Çin’de yaşayan halkların baskı ve imha uygulamaları altında ezildiğini anlattım. Hakkında bilgi edinmenin zor olduğu bu konuda, yoğun bir araştırma yaparak ve kaynakların verdiği tüm bilgileri ince eleyip sık dokuyarak bu metni meydana getirdim. Dosyanın ikinci yazısında Çin’in asimilasyon kampları ve Uygurların Çinlileştirilmesi projesinden söz edeceğim.

“Bir sabah ağarırken tan, azad olsun artık Doğu Türkistan!”

Kaynakça

1. Abdülhamit Süleyman Çolpan’ın Güzel Türkistan adlı şiirinden bir mısra.

2. Mehmet Emin Yurdakul tarafından yazılan “Bırak Beni Haykırayım” adlı şiirin iki meşhur mısrası.

3. Abdülhamit Süleyman Çolpan’a ait şiir. Orijinali “Külgen başkalardır, yığlagan menem / Oynagan başkalardır, inlegen menem…” şeklinde başlamaktadır.

4. 1865-1877 dönemine ait tüm bilgiler Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisinden alınmıştır. Özellikle Kaşgar-Osmanlı ilişkileri konusunda farklı kaynaklarda birbiriyle çelişen çok sayıda bilgi bulunmaktadır. Ben en güvenilir ve en ayrıntılı kaynak olan İslam Ansiklopedisi’ni esas almayı uygun gördüm.

https://islamansiklopedisi.org.tr/yakub-han-kasgari

5. https://ilkha.com/haber/73690/28-yildir-dinmeyen-aci-barin-katliami

6. Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Ankara Şubesi Başkanı Hayrullah Efendigil’in sözlerinden alınmıştır.

7. “Tarih” bölümünde anlatılanlar aşağıda linkleri verilen iki site ve 4-5. dipnotlarda belirtilen kaynaklar esas alınarak hazırlanmıştır. Konu hakkında çok çelişkili bilgiler olması ve bazı tarihlerin her kaynakta aynı olmayışı gibi sebeplerden dolayı en güvenilir kaynakları tercih ettim.

  • Beyzanur
    1 ay önce

    Gayet bilgilendirici bir yazı olmuş emeğinize sağlık. Benim gibi bu konuyu pek bilmeyenler fakat öğrenmek isteyenler için mutlaka okunması gerek derim.

    1
    yorum beğen
  • Mehmet Oğuz Turan
    5 ay önce

    Teşekkürler, o videoyu biliyorum, ikinci yazının kaynakçasına onu da ekleyeceğim. Bir sonraki yazı, asıl vahşeti ve asimilasyon politikasını ayrıntılarıyla anlatacak.

    1
    yorum beğen
  • Ahmet
    5 ay önce

    Eline sağlık bu zulüm epeydir var ben öğrendiğim de 5yil önceydi hala devam ediyor ne yazık ki T.C dahil kimse yardım etmiyor yırtık pantolon adlı YouTube kanalında da Sincan bölgesine gitmişti ve hosteller oda vermemişti pasaportunda Türk olduğunu anlayınca Çinlilerin Türklere karşı bir vahşiligi var.

    0
    yorum beğen