arama

Doğmak ve Doğmuş Olmanın Vahameti

  • paylaş
  • paylaş
  • Uğur Şengönül

Doğmak – çürüme tiyatrosunun başladığı an. Bir ütopyaya gözlerini kapatıp, bir kabusa uyanış.

Doğarak kendimizi öldürdük. Ve şimdi, kendimizi öldürmüş olmanın vicdan azabı, hüznü ve sessizliğiyle beraberiz. Hepimiz birer Raskolnikov’uz, cinayet mazereti olmaksızın. Var olduğumuz ölçüde ölmek istediğimiz o hüzünlü, çaresiz, karanlığın vücudumuzu sarıp sarmaladığı ve kafamızın içerisindeki kapısız odaya kendimizi kapadığımız, tanrısız, dolayısıyla geleceğe ve kurtuluşa dair umut ütopyalarının kifayetsiz kaldığı bir boyutta, dakikaların, saatlerin ve günlerin esaretinden kurtulmuş bir zamanda, varlığımızın bir hiç olduğunu ve hiç doğmamamız gerektiğini anlayacağız. Fikirlerin yansız, duyguların anlamsız ve konuşmanın yararsız olduğu bu anın içerisinde, belki huzurla, belki hüzünle, belki dehşetle, belki birkaç damla gözyaşıyla ve belki de aklımızı yitirmiş şekilde, kafamızı öne eğmiş yeri izliyor olacağız. Kendi bireyselliğimizin dışına çıkamıyor oluşumuzun cezası bu denli büyük mü olmalıydı? Hayatın keşfi, niye yok etti hayatı?

Doğmak

Doğduğumuz andan itibaren varoluşumuza bir neden ve çözüm ararız. İnsanlığın en büyük savaşı kendi varlığıyla oldu şimdiye dek, öyle ki, bu savaşın başlangıcı ilk hayatın başlangıcıyla eşit. İnsanın yaratımı veya varoluşu bu dünyaya yapılmış bir sabotajdır. Kendimizi ve dünyayı yok etmek için geldik buraya. Bir tür canlı bombayız hepimiz başlı başına. Ama yine de insani bir neden lazım bize. O yüzden her gün yeni yaşama nedenleri arıyoruz kendimize, hepimiz birer “hayatın anlamı” kurbanıyız. Peki doğmak ne işimize yaradı bu safhada? Ne verdi bize? Yalnızca doğum öncesi hiçliğe duyulan tarifsiz bir özlem. Sahte ışıkların arasında gerçek bir karanlık arayışı! Bir varoluş hikayesi, yok oluşun içinde.

Doğumumuza herhangi bir çare yoktur lakin hayata vardır. Kimisi için bu merhametten yoksun, adil bir kendini idamken, kimisi için sürekli ölecek gibi yaşamaktır. Birincisi bizi hayattan tamamiyle kurtarırken, diğeri hayata karşı kayıtsızlığı doğurur. Ve bu, düşünceden, istemekten, umuttan ve dolayısıyla eylemden vazgeçip, varlığının değerini en düşük seviyede muhafaza etmektir. Hiç kimse olmamanın gücü büyüktür. Kinizm’in ve Absürdizm’in birleşiminin bir heykeli olmak!

Doğmuş olmak ölümü de yanında getirmeseydi eğer, tarih boyunca hayatı anlamlı kılan hiçbir şey olmayacaktı. Hayatta kalınan sürenin kısıtlı oluşu, eylemlere, hislere ve düşüncelere değer atfetti. Ama gariptir ki, bir gün ölecek olmak bir yandan da hayatı anlamsız ve değersiz yaptı. Çünkü yapılan her şeyin bir gün hiçliğe karışması, bizi umutsuz bir vazgeçmişliğe itti. Hayatın anlamı ve anlamsızlığı pamuk ipliğine bağlıyken, var olmanın bunlara sebep olacağını kim tahmin edebilirdi?

etiketlerETİKETLER
  • Can
    3 ay önce

    Yazı çok hoşuma gitti eğer böyle daha fala içeriğiniz varsa zevkle okumayı bekliyorum hatta mümkünse özelden atsanız daha iyi olur.

    1
    yorum beğen
  • Meriç
    6 ay önce

    Yazı gayet hoş olmuş fakat raskolnikov diye karakteri betimlemek yerine farklı bir betimleme yapabilirsin çünkü bazen insanlar daha önce okuması gereken kitapları çok daha geç okuyabiliyor.

    1
    yorum beğen
    • Uğur Şengönül
      6 ay önce

      Teşekkürler. Betimleme konusuna gelirsek, Raskolnikov’un durumu hep bana çok çekici geldiği için öyle bir cümle kullanmak istedim, ama haklı olabilirsiniz, belki sizin dediğiniz gibi denesem daha iyi olabilirdi.

      1
      yorum beğen