arama

Amour-Propre ve Amour de Soi: Hobbes’ta ve Rousseau’da Doğal İnsan

doğal insan
  • paylaş
  • paylaş
  • behramb behramb

Doğa durumundaki doğal insan meselesi her iki büyük isim için de hayati önem taşımaktadır. Zira Hobbes da Rousseau da siyaset felsefesini, bir yapının temeli gibi bu noktadan inşa etmiştir. Hobbes, bencil insanından yola çıkarak, doğal hak ve toplum sözleşmesine ulaşmış; Rousseau ise bu noktadan yola çıkarak insanlığın sürekli olarak yozlaştığını ileri sürmüş, “mutlu cehalete övgü”sünü dile getirmiştir.

doğal insan

Biz bu yazımızda, önceliği Hobbes’a vereceğiz. Zira Hobbes hem dönem olarak Rousseau’dan eski olduğu için hem de Rousseau, Hobbes’tan daha sonra geldiğinden onu inceleyip eleştirdiği için öncelikli olarak ele alınmayı gerektirir.

“Hobbes’un kendini sevme anlayışı aslında amour de soi değil, amour-propre, yani kibirlilikti.”[1]

Hobbes, doğa durumundaki insanını Aristoteles’teki gibi “zoon politikon”(siyasal hayvan) olarak tanımlamasa da insanı doğası gereği “diğer insanlarla yaşamak zorunda” olan,  “birbirleriyle ilişkide bulunan” bir canlı olarak tanımlar.

Hobbes, insanları yaradılışı bakımından eşit olarak tanımlar. Bunu da şöyle açıklar;

“Doğa, insanları beden ve zihin yetilerinde öyle eşit yaratmıştır ki bazan bir başkasından açıkça, ya bedence daha güçlü ya da daha keskin zihinli olan biri bulunsa bile, her şey hesaba katılınca, iki insan arasındaki fark, bir kimsenin kendisinde, başkalarında bulunmayan bir üstünlük olduğu savını öne sürebilmesine elverecek kadar büyük değildir. Çünkü beden gücü söz konusu olduğunda, en zayıf olan insan, ya gizli bir düzenle ya da kendisi gibi aynı tehlike altında bulunan başkalarıyla birleşerek, en güçlüyü öldürmeye yetecek kadar güçlüdür. Zihin yetilerine gelince, …bu konuda insanlar arasında bedensel güç konusunda olduğundan daha büyük bir eşitlik buluyorum.” [2]

Buradaki eşitlikten yola çıkan Hobbes, insanların eşitliği yüzünden birbirlerine karşı güvensiz olmaları, birbirlerinden korkmaları nedeniyle birbirleriyle sürekli çatışma halinde olduğunu dile getirir. Yukarıdaki eşitlik, zihinsel ve fiziksel olarak birlikte ele alınmıştır fakat zihinsel bağlamdaki eşitlik, Hobbes için çok daha belirgindir. Bu eşitlilik nedeniyle tüm insanlar kendi düşüncesini ve uslamlamasını doğru ve en iyi olarak görür ve buradan kibre ulaşırlar. Doğa öncesi durumda ahlak diye bir şeyden bahsedilemeyeceği için, insanın bir şeyi iyi ya da kötü olarak görmesi için göz önüne alacağı tek ölçüt kendisi ve arzuları olacaktır. Yaptığı ve arzuladığı her şey iyi olacaktır. Bu “ahlaki görelilik” ve kibirlilikse doğrudan bir çatışma ortamı yaratır.

Hobbes, sadece kendi yargılarını doğru ve en iyi olarak gören bu insandan yola çıkarak jus naturale(doğal hak) kavramına ulaşır.

“Yazarların genel olarak jus naturale dedikleri doğal hak, her insanın kendi doğasını, yani kendi yaşamını korumak ve kendi yargısı ve aklıyla bu amaca varmaya en uygun saydığı her şeyi yapmak için kendi erkini dilediği gibi kullanma özgürlüğüdür.” [3]

Hobbes bu noktada, Machiavelli benzeri bir görüş ortaya koymaktadır. İnsan, bu alıntıdan yola çıkılacağı üzere istediğini dilediğince yapabilmektedir. Sözgelimi bir insanı öldürmek dahi doğal insan için bir haktır. Bunu engelleyebilecek bir şeyse yoktur. Zira Hobbes bu noktaya da değinir:

“Meşru ile gayri meşru, adalet ile adaletsizlik gibi kavramların burada yeri yoktur. Ortak bir erkin olmadığı yerde yasa olmaz, yasanın olmadığı yerde de adaletsizlik olmaz.” [4]

Doğa durumunda herhangi bir siyasal yapıdan ve yasadan bahsedilemeyeceğinden doğal insan için adalet, meşruluk gibi meselelerden bahsedilemez.

“homo homini lupus”(insan insanın kurdudur)[5]

doğal insan

Hobbes, doğal insanın savaş nedenini doğal hak ve bencilliğinden kaynaklanan üç nedene indirger:

“Birincisi, rekabet (yarışma); ikincisi, güvensizlik; üçüncüsü, onur (gurur). Birincisi, insanları kazanç, ikincisi güvenlik, üçüncüsü şöhret için saldırmaya zorlar.” [6]

Bu bağlamda, ilk neden insanı diğerlerinin elindekini almak için, ikincisi doğal hak üzerinden korunmak için, üçüncüsüyse aşağılanmamak, ezilmemek için harekete geçirir. Aslına bakılırsa bu üç neden de erk elde etme ve kendini korumaya dayanır.

Doğal insan, bu savaşı salt kendini hoşnut etmek ve ânlık koruma altına almak için yapmaz. Aynı zamanda ileriye dönük tasarımı da vardır. Akılcı bir hesaplamayla kendini koruma altına almak için birçok insanı hükmü altına alması da gerekmektedir. “Herhangi bir kimsenin başkalarına güvensizlikten kurtulması için, kendisine tehlikeli olabilecek büyüklükte başka erk kalmayıncaya kadar, zorla ya da kurnazlıkla, elinden geldiği ölçüde çok insana hakim olmaktan başka akla yatkın bir yol yoktur.” [7] Buysa insanı güvenlik seviyesini artırmak için sürekli şekilde güç artırımına sokar fakat insanlar eşit yaratıldığından ötürü ve birbirlerine kesin bir iktidar kuramadıklarından savaş ortamına son vermek imkansıza yakın olur. Hobbes, ileride bu noktadan Leviathan’ını oluşturacaktır.

“Kısacası hepsi(Hobbes, Locke vs.) de sürekli olarak gereksinme, açgözlülük, baskı, istek ve gururdan söz ederken toplumda edinmiş oldukları düşünceleri doğa durumuna aktarmışlardır. Vahşi insandan söz etmişler, fakat uygar insanı anlatmışlardır.” [8]

Rousseau, Hobbes’u uygar insanın düşünce biçimini, doğa öncesi insana yüklemekle eleştirir. Bir bakıma bu noktada da haklıdır. Zira Hobbes’un doğal insanının savaş nedenleri dahi onun döneminin insanını(uygar insanı) çağrıştırmaktadır. Rousseau, bu nedenle “olumsuz antropoliji”ye başvurur. İnsanı bütün yapay niteliklerden, kurumlardan ve ilişkilerden soyutlar. İnsanı belirli bir ilerlemeyle kaydedilecek olan her şeyden soyutlar, doğadan çıkmış gibi bir insan düşünerek doğal insanını yazıya geçirir.

Rousseau, doğal insanının akıl öncesi(Rousseau’da akıl bir nevi gizilgüçtür, sonrada ortaya çıkar) iki niteliğinden bahseder; birincisi, kendini sevme(amour de soi) ve koruma isteği, ikincisiyse hemcinslerimizin yok olduğunu ya da acı çektiğini gördüğümüzde bizde oluşan hoşnutsuzluk duygusu, yani merhamet. İkinci nitelik, bir nevi birinci nitelikten türemiş gibidir. Zira insan kendini sevdiği için kendisini acı çeken bir insan yerine koyduğunda bundan hoşnut kalmaz. Rousseau, ilk bölümde Hobbes’a kısmen katılmakla birlikte, doğal insanın ikinci niteliğinde açıkça görüleceği üzere Hobbes’u tamamen yadsır. Hobbes’un doğal insanı tamamen bencil, hırçın ve kibirliydi. Sadece kendi bildiğini yapan, merhametten soyutlanmış bir canlıydı. Rousseau’nun doğal insanıysa bunun aksine, kendini seven ve hemcinsine merhamet eden bir insan. Bu bağlamda Hobbes’un “homo homini lupus”unu yadsıyarak, onun yerine “başkalarına en az zarar verecek şekilde istediğini yapan insan”ı koydu.

Rousseau’nun doğal insanı, kendini sevme tutkusu nedeniyle, yalnızlığa yönelir. Rousseau bu bağlamda da Hobbes’u yadsır. Hobbes’un doğal insanı kendini sevmesi nedeniyle çatışma ortamı yaratıyordu. Rousseau, doğa durumundaki barış ortamının merhamet dışındaki bir nedeni olarak insanın, arzularının gereksinimini aşmamasına dikkat çeker. Bu gereksinimlerse sadece üreme, karnını doyurma ve dinlenmedir. “Gözümün önünde, bir meşe ağacının altında karnını doyurmuş, ilk rastladığı derede susuzluğunu gidermiş, kendisine yemeğini sağlamış olan aynı ağacın dibinde yatağını bulmuş olarak canlandırıyorum; böylece gereksinimleri giderilmiştir.”[9]

doğal insan

Rousseau’nun bu bağlamda da Hobbes’un savaş nedenlerinden “rekabet”i dışladığını öne sürebiliriz. Zira doğanın sağladığı cömertlikten ötürü insanın gereksinimlerini karşılamasıyla birlikte savaşması için hiçbir neden kalmamaktadır.

Rousseau’nun doğal insanı da Hobbes gibi eşit yaratılmıştır. Yaratılmasa da “doğal ayıklama” nedeniyle ciddi bir eşitsizlik doğamaz. “Doğa durumunda gerçek ve yıkılmaz bir olgusal eşitlik vardır; çünkü iki insan arasındaki farklılık, onlardan birini diğerine bağımlı kıldıracak kadar büyük olamaz. “[10]

Kaldı ki böyle bir eşitsizlik durumu dahi söz konusu olsa Rousseau’nun doğal insanının en temel ikinci niteliği olan “merhamet” nedeniyle bu eşitsizlik bir savaş ortamı yaratmaz. Hobbes ise eşit ve özdeş oldukları halde bu eşitliği yadsıyan(yine eşit şekilde) insanıyla çatışma ortamı yaratıyordu.

Genel hatlarıyla Hobbes’un ve Rousseau’nun doğal insanını ve aralarındaki farkı çizmeye çalıştık. Rousseau’nun insanı kendini sevme(amour de soi) ve ondan kaynaklanan merhameti nedeniyle “iyi” denebilecek bir canlıyken Hobbes’un insanı daha çok bencil ve kibirli(amour-propre) denebilecek bir canlıdır. Bu nedenle Rousseau’nun insanı yalnızlığa yönelip tembelce ve barışçıl bir hayat yaşarken, Hobbes’un insanı çatışmacı ve bencil bir portre çizer.

KAYNAKLAR:

[1]: WOKLER, Robert, Düşüncenin Ustaları: Rousseau, (çev. Cemal Attila), Altın Kitaplar, Istanbul, 2003. s.67.

[2]: HOBBES, Thomas. Leviathan, (çev. Semih Lim), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2007, s. 92.

[3] : HOBBES, Thomas. Leviathan. Paris, Editions Sirey, 1971. I, XIV, s. 128.

[4] : HOBBES, Thomas. Leviathan. Paris, Editions Sirey, 1971. I, XIII, s. 126.

[5] : HOBBES, Thomas. De Cive, Paris , Editions Sirey, 1981. s. 53.

[6] : HOBBES, Thomas. Leviathan, Çev. Semih Lim, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007. s. 94.

[7] : HOBBES, Thomas. Leviathan, Çev. Semih Lim, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007. s. 95.

[8] : ROUSSEAU, Jean-Jacques. İlimler ve Sanatlar Hakkında Nutuk, (çev. Sabahattin Eyüboğlu), Maarif Matbaası, Ankara,  1943. s. 158.

[9] : ROUSSEAU, Jean-Jacques. İlimler ve Sanatlar Hakkında Nutuk, (çev. Sabahattin Eyüboğlu), Maarif Matbaası, Ankara,  1943. s. 164.

[10] : ROUSSEAU, Jean-Jacques. Emile yahut Terbiyeye Dair, çev. H . Z. Ülken, A. R. Ülgener ve S. Güzey, Türkiye Basımevi, İstanbul, 1961 . Emile c. l , IV, s. 294.

  • Burak Yağız Dalgıç
    2 ay önce

    Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş. Ben de sbky 1. Sınıf öğrencisiyim ve tam da geçen haftanın konusu bu iken çok güzel belirterek anlatmışsınız elinize sağlık.

    0
    yorum beğen
  • İrem Öztunç
    2 ay önce

    hele şükür kafa çalıştıracak bir yazı gördük. teşekkürler.

    0
    yorum beğen