arama

Depresyon (Aslında) Nedir?

  • paylaş
  • paylaş
  • Nida Nur Yağız

Biz insanlar (aynı isimle Peyami Safa’nın romanı vardır tavsiye ederim), hayatımız boyunca belirli zamanlarda bazı olaylar sonucu yorgun düşebiliyoruz. Artık bir şeyler için mücadele edemeyeceğimizi, kendimize bile bakamayacağımızı hissedip her şeyden uzaklaşabiliyoruz. Kişisel bakımımızla ilgilenmek, yemek ve içmek gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılaşmaktan bile uzaklaşabiliyoruz ya da daha çok yiyip içip daha fazla kişisel bakımımızla ilgilenebiliyoruz. Yani iki farklı uç da gerçekleşebiliyor. Bu bazen bir günlük bir olay olabiliyor bazen de haftalar, aylar hatta yıllar sürebiliyor. Sizin de anlayacağınız üzere insan başına gelen olayla hem kendini salarak hem de kendine çok dikkat ederek farklı iki uç ile mücadele edebiliyor.

Peki Depresyon Bunun Hangi Evresindedir?

Depresyon halk dilinde karşılık bulan bir kelimedir aslında. Yani psikoloji dilinde depresyon dersek belirli bir psikolojik bozukluğa özgü semptom/belirti ifade edilmiş olur. Örneğin grip olmanın semptomlarından biri boğaz ağrısıysa depresyon da anksiyete bozukluğunun, duygudurum bozukluğunun ya da başka bozuklukların belirtisi olarak yer almaktadır. Hani bizim sandığımız gibi “depresyon hastalığı” diye bir şey psikoloji literatüründe yoktur; fakat öyle çok da uzak değildir.

Duygudurum Bozukluğu denilen şey, en başta ifade ettiğim insanın duygularının uçlarda yaşamasının sonucu ortaya çıkan bir bozukluktur. Aslında duyguları uçlarda yaşamasına neden olan bir olay vardır ve kişi bununla başa çıkmak için bu yola başvurmuştur. İnsanın hiçbir şeye gücünün yetmemesi de savaşmadığı anlamına gelmez esasında ya da çok enerjik ve mutlu olması da gerçekten öyle olduğunu anlamına gelmez. Derinde bir acısı vardır ama kendini çok iyiymiş gibi göstermeye çalışıyordur. Hani bazen bir söz olarak denilir “Çok gülen insanlar çok mutsuz insanlardır.”. Bu birazdan bahsedeceğim Duygudurum Bozukluğunun alt başlıklarında ifade bulacak.

Bipolar II Bozukluk (Majör Depresif Bozukluk)

Bizim depresyon olarak sandığımız şey aslında Bipolar II Bozukluk olarak geçmektedir. Bu bozuklukta kişinin çökkün ruh durumu hâkimdir. Depresyon hırkası giyip evden haftalarca çıkmamak durumu diyebiliriz. Bipolar II Bozukluk dizilerde ve filmlerde sıklıkla gördüğümüz, “depresyon” olarak tanımladığımız bozukluktur. Yani medya sektöründe ekmeği yenir ama sandığımız gibi bir günde olacak bir şey asla değildir. Yine asla sandığımız gibi kolayca atlatılabilen ve basit görülmesi gereken bir bozukluk değildir. Psikolojide şunu çok iyi bilmeliyiz, bir bozukluk tek başına var olmaz. Altında birçok şey yatmaktadır, aynı zamanda başka bozukluklar da eşlik edebilmektedir. Örneğin Obsesif Kompulsif Bozukluk gibi, Anksiyete Bozukluğu gibi. Hatta Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Bipolar II ile çok benzer semptomları içermektedir. Önceki yazılarda da bahsetmiştim. Bu yüzden medyada gördüklerimize, çevreden “Depresyona girdim ve çıktım.” diye duyduğumuz şeylere çok da kulak asmamak gerekir. Bipolar II tanısı için kişinin 2 hafta boyunca tanımlanan semptomları yaşaması gerekmektedir. Ondan sonra bu tanıyı koyabiliriz. 1-2 günde olacak bir şey değildir.

Bipolar I Bozukluk (Manik Depresif Bozukluk)

Bu bozuklukta kişi bazı atak dönemleri geçirir. Kimi zaman kendini çok mutlu hissederken kimi zaman kendini çok mutsuz hisseder. Davranışları da buna göre şekillenir. Mesela bazen günlerce uykusuz kalabilir, sürekli gezebilir; kendinde her şeye yetecek bir enerji hissedebilir. Bazı zamanlarda da Bipolar II’de görülen bir ruh hâline bürünür. Bu yüzden bu bozuklukta manik ve depresif ataklar mevcuttur.

Duygudurum Bozuklukları farklı başlıklar da barındırır. Sadece bu ikisinden söz edemeyiz. Mesela yıllarca süren Bipolar II ya da I bozukluk mevcuttur. Onlara da klinik anlamda farklı tanımlamalar getirilir; fakat bizim insan olarak farkında olmamız ve dikkat etmemiz gereken iki nokta budur. Herkesin psikoloji bilmesi mümkün değildir ama her bilimde ya da her şeyde geçerli bir söz olacaktır bu belki: Kendimizi idame ettirecek kadar her şeyi bilmemiz/farkında olmamız gerekir. Özellikle bu tip popülerleşmiş şeylerin altında yatanı bilmemiz, kendimizi keşfetmemiz; sonrasında diğer insanların farkında olmamız sağlıklı bir topluma yol açacaktır. Sosyoloji belki buna karşı çıkar ama birey değişirse sonra bireyler de değişerek toplum değişmeye başlayacaktır diye düşünürüm hep. Sonrasında Foucault aklıma gelir, bu düşüncemi durdurur. Yine de sosyoloji ve psikoloji bu konuda aynı gemidedir.

Sanatta Depresyon(!)

Şimdi bu depresyon(!) dediğimiz olayı daha net anlamak adına insanı anlamaya çalışmamız gerekir. Bu sebeple ressamlar, şairler ve yazarlar en ulaşabilir kaynaklarımızdır. Özellikle yazının başında Peyami Safa’nın “Biz İnsanlar” kitabından bahsettim. Orada insanın türlü türlü hâlinden ve nasıl bir çökkünlük yaşayıp nasıl başa çıkabileceğinden muazzam bir gözlemle bahsediyor Safa. Yine “Yalnızız” kitabında da bunlardan söz edecektir. Kitap okumaya uzaksanız Vincent Van Gogh’un eserlerine bakmanız, Bipolar II bozukluğa bakmak gibi olacaktır. Hatta ufak bir ipucu vereyim, Van Gogh kendisine “Van Gogh” denmesini istemez; çünkü annesi abisine hamileyken düşük yapmıştır. Abisinin ismi Van Gogh olacaktır; fakat öldüğü için annesi Vincent’e bu ikinci ismi vermiştir. Vincent hayatı boyunca annesinin kendisini sevmediği düşünür. Hatta resimlerinde kadın figürleri genelde anne figürleri olarak tasvir edilir. Yine kendi portresini çizerken de yüz hatlarından ne kadar mutsuz olduğunu göreceksiniz, hayatı boyunca böyledir. Onu tanıyanlar da böyle olduğunu söylerler. Daha detaylı aktarımı çok değerli bir film olan, beni gerçekten ağlatan “Loving Vincent”i izlemenizi tavsiye ederim. Bazı ressamlar ya da sanatçılar insanın içinde ukde gibi kalır. Eminim ki Vincent’i biraz tanıdıkça sizde bir ukde gibi kalacaktır. Onun eserlerine bakıp onu iyileştirmeyi dileyeceksiniz. En azından ben böyle hissediyorum.

Vincent’in Kendini Resmettiği Portresi

Tabii şu doğru olmaz, bir insanın sadece eserlerine bakıp tanı koymak. Aslında bunun hakkında makale okuduğum için biraz da böyle düşünüyorum. Sizlerle paylaşamayacağım, herkese açık bir makale değildi ama belki maille ulaştırabilirim dileyenlere. Psikolojide bazen tarihteki kişilere yönelik çıkarımlar yapılabiliyor. Mesela Hitler’e yönelik de psikolojik çıkarımlar vardı. Wirginia Woolf gibi sesler duyduğunu söyleyip intihar eden yazarlar da var örnek vermek gerekirse. Aslında birçok sanatçıda bu tip durumlar olabiliyor. Hatta duygudurum bozukluklarının yaratıcılığı ortaya çıkardığı da söylenir. Belki bu yaratıcılık da bu bozuklukla başa çıkma şeklidir, tartışılır ama bence biraz öyle. Tabii teknik de çok önemlidir, mesela Edip Cansever’in şiirlerinden gerçekten teknik akar. Bu yüzden diyemeyiz ki Edip Cansever şu ruh hâlinde yazmış. Aksine her şiir kitabında bir kompozisyon vardır. Bunun için son kısımda bir kaynak önereceğim meraklılarına. Velhasıl psikoloji kendimize ve çevremize bakmamızı sağlayacak, makul düzeyde bilmemiz gereken bir bilimdir. Multidisipliner olabileceğini zaten üstteki yazdıklarımdan çıkarabilirsiniz. Umuyorum ki bu yazı depresyonun aslında depresyon olmadığını aydınlatabilmiştir.

Metin içinde herhangi bir yere bakıp yazmadığım için kaynak gösteremedim ama ileri okuma için birtakım kaynaklar ekliyorum.

İleri Okuma İçin Kaynakça

DİRLİKYAPAN, D. (2013). Ölümü Gömdüm, Geliyorum Edip Cansever Şiirinde Varolma Biçimleri. İstanbul: Metis Yayınları.

KOBIELA, D., WELCHMAN, H. & JACEK, D.(Yönetmen/Senaryo Yazarı). (2017). Loving Vincent [Film]. İngiltere & Polonya: BreakThru Productions & Trademark Films.

MORRİSON, J. (2017). DSM-5’i Kolaylaştıran “Klinisyenler İçin Tanı Rehberi”. (M. Şahin Çev.) Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık. 

SAFA, P. (2017). Biz İnsanlar. İstanbul: Ötüken.

SAFA, P. (2018). Yalnızız. İstanbul: Ötüken.

WOOLF, W. (2019). Kendine Ait Bir Oda. (İ. Özdemir Çev.) İstanbul: Kırmızıkedi.