Efsane Kanatlar Serisi: Concorde

Merhaba dostlar, bugünkü Efsane Kanatlar serimizde bir şaheseri inceleyeceğiz, Concorde. Adına şarkılar yapılmış, kendine ait hikayesi olan, lüksün ve prestijin göklerdeki sembolünü, yani gerçek bir ekolü. Bu uçağı bu kadar efsane yapan nedir? Neden şimdi üretilmiyor? Hepsinin cevabını birlikte vereceğiz. Başlayalım!

Concorde Projesi Nasıl Başladı?

Jet motorlarının icadı ve uçaklarda kullanılması sonucu hava ulaşımı artık bir hayalden çıkmış, gerçeğe dönüşmüştü. Daha ulaşılabilir ve ucuz olması sebebiyle arabaların hatta gemilerin bile alternatifi olmuştu. 1960’lı yılların ortalarında ise yolcu uçakları artık yaygın bir şekilde kullanılıyordu. Devasa transatlantikler yerine hem daha ekonomik, hem de daha hızlı bir şekilde kıtalararası seyahatler yapılabiliyordu. Örneğin İngiltere’den ABD’ye gemiyle 15 günde gidilirken uçakla bu süre saatlere kadar düşüyordu. Fakat bu bile insanoğluna yetmemişti, daha da azalması lazımdı ama nasıl?

İşte bu şartlarda Condorde projesi başladı. Jet motorlar, ilk olarak savaş uçaklarında kullanıldıktan sonra sivil uçaklarda kullanılmıştı. O yıllarda yeni oturan bir teknoloji olan süpersonik jetler vardı. Peki bu uçakları geliştirip yolcu uçağı yapılabilir miydi?

Concorde, 2 Mart 1969’da fabrikadan çıktığı zaman herkes mest olmuştu. İkonik Delta-Kanat yapısı ile adeta göklerdeki asaletin sembolüydü. Dünyanın her yerinden, Japonya’dan, Avustralya’dan hatta İran’dan bile sipariş almıştı. Adeta gelecekten gelmiş olduğuna inanılıyordu. Nasıl inanılmasın, şu ses sizi de heyecanlandırmıyor mu dostlar?

Neden bu kadar “Efsanevi”?

Havacılık tutkunları arasında gerçek bir efsane idi. Çünkü çok özel bir uçaktı. Şimdi diyeceksiniz sürekli bunu övüyorsun, neyini övüyorsun? O zaman şöyle anlatayım sizlere

Kendisi sesten hızlı değildi, sesten tam 2 kat hızlı bir uçaktı. Günümüzdeki uçaklar yaklaşık 900 Km/h hızla, ses hızının yaklaşık yüzde %85’ine kadar hızlanabiliyor. Fakat Concorde ise 2150 km/h gibi akıllara zarar bir hızla uçuyordu. Bu da Mach 2’e tekabül ediyor yaklaşık olarak.

concorde
concorde

Üstteki fotoğraftaki başka bir ayrıntı da şu. Günümüzdeki yolcu uçakları yaklaşık 13 kilometre yükseklikten uçarken Concorde ise taklaşık 18 kilometre yükseklikte uçuyordu. Bu yükseklikte Stratosferden uçtuğunuz için pencereden baktığınızda dünyanın yuvarlaklığını ve uzayın karanlığını görmeniz mümkündü. Herhangi bir fırtınadan veya türbülanstan da etkilenmiyordu.

Tabi bu kadar yüksekten uçmanın da bir dezavantajı var değil mi? Elbette! Mesela yolcu uçaklarının kabini buzlanmadan dolayı ısıtılırken Concord’unki soğutuluyordu! Uçuş esnasında yaklaşık 25 ila 30 santim uzuyordu. Hatta Mach 2 hızına ulaştığı zaman uçağın burnundaki alüminyum kaplama yumuşamaya başlıyordu.

Uçağı ses hızına eriştiren motorlar ise -bizim daha çok araba markası olarak bildiğimiz- İngiliz Rolls Royce tarafından üretiliyordu. Snecma Olympus 593 motorlarından 4 adet vardı, fakat motorları o kadar güçlüydü ki uçak yerdeyken sadece 2 motor açık tutuluyordu. Bununla birlikte afterburner (artyakıcı) teknolojisine sahip tek yolcu uçağıydı, bu sayede efsanevi sonic boom’u yapabiliyordu.

Peki Ya Dezavantajları?

Öncelikle çok ama çok gürültülüydü. Hatta bu yüzden pek çok meydana inişi yasaklanmıştı. Yaklaşık 130 dB ses çıkarıyordu, örnek olması açısından uzay mekiklerinin kalkış anında çıkardıkları ses yaklaşık 180 dB civarındaydı. Ses hızının üstüne ancak okyanus vs. gibi yerleşim birimlerinin olduğu yerde çıkılıyordu.

Kontrolü çok zor bir uçaktı. Delta-Kanat tasarımının en büyük handikabı ise çok düşük kaldırma kuvvetine sahipti. İniş-kalkış esnasında pilotları aşırı bir şekilde zorluyordu. Çok dik bir tırmanma açısına sahipti hatta sırf bu yüzden burun yüksekliği ayarlanabilir bir yapıdaydı. İniş ve kalkışlarda pilotların görüş açısını arttırmak için burnu alçaltılıyordu.

Yüksekten uçuyor demiştik, yüksekten uçmasının bir diğer dezavantajı ise radyasyondu. Mürettebat ve yolcuların can güvenliği için radyasyon takibi yapılıyordu.

Yolcu konforu düşüktü, örneğin koltuklar çok dardı. Ses hızının altındaki hızlarda çok gürültülü ve sarsıntılı çalışıyordu fakat ses hızından sonra kabin sesinden başka bir ses duyulmuyor idi.

Aşırı derecede ısınıyordu. Daha önce de dediğim gibi sürtünmeye bağlı aşırı derecede ısınıyordu. Bu da uçağın bakımlarını ve buna bağlı olarak uçuş maliyetlerin yukarı çekiyordu.

Bunun yanında çok müsrif bir uçaktı. Kendisinden 2,5 kat daha fazla yolcu taşıyan uçaklardan 4 kat daha fazla yakıt harcıyordu. Concorde maksimum 100 kişi ve 9 mürettebat ile uçuyordu. Kendisi ile aynı dönem çıkmış olan Boeing 747, yaklaşık aynı maliyetle 450 kişiyi taşıyordu. Zaten birkaç sene sonra patlak verecek Petrol Krizi de bu uçağın sonunu hazırlayacaktı.

Concorde Türkiye’ye hiç geldi mi?

Baştan cevap verelim, geldi. Hem de 3 kere.

İlk kez 25 Ekim 1986 yılında İngiliz Havayolları’nın Londra-İstanbul Seferi ile Türkiye’ye geldi. 67 yolcusunu başarılı bir şekilde getiren uçak, 94 yolcuyla birlikte geri dönmüştü.

İkinci kez ise özel bir şirket sayesinde geldi. Air France’dan Concorde’u kiralayan şirket, çalışanlarını ödüllendirmek için İstanbul’a göndermişti. Havalimanı apronunda folkör grubu ile karşılanan uçak, nazara gelmiş olacak ki dönüş seferi öncesi yapılan kontrollerde yağ kaçağı tespit edildi fakat çok geçmeden sorun çözülerek bir kez daha veda etti.

Üçüncü ve son sefer ise ilk gelişinin 13. yılında özel bir dünya turu kapsamında 25 Ekim 1999’da geldi. 3 gün kaldıktan sonra Paris’e dönen uçak, sadece 9 ay sonra düşerek 104 kişinin vefatına neden olan uçakla aynı uçaktı.

Neden Şimdi Üretilmiyor?

Birinci olarak, maliyet. Çok maliyetliydi. Bakımı, uçması, kalkması vs. her yönü ile aşırı derecede pahalıydı. İnsanlar çok para verip hızlı olmaktansa, daha az para verip biraz daha beklemeye razıydı. Nitekim de öyle oldu. Yandaki tarife ise İstanbul’dan kalkan Concorde’un fiyat tarifesiydi.

İkinci olarak 1970’lerde başlayan Petrol Krizi ile havayolu şirketleri artık daha ekonomik uçaklara yöneliyordu. Sipariş veren şirketler birbiri ardına siparişlerini iptal edince üretici ülkelerin havayolları hariç hiç kimse kullanmadı.

Üçüncü olarak konforsuzdu. Ee, yüzlerce Dolar verip Business Class konforu ile uçmak varken niye daracık ve konforsuz bir uçağı tercih etmeliydiler ki?

Bunun yanında 2000 yılında çok saçma bir şekilde kaza yaptıktan sonra düşen uçak kişiye mezar olmuştu. Bu olaydan sonra güvenliği sorgulanan Concorde’a tekrar eskisi gibi güven sağlanamamıştı.

Yani, yüksek fiyatına rağmen düşük konfor sunmasından dolayı iş insanları tercihlerini değiştirdiği için artan uçuş maliyetine yaşadığı kaza da eklenince mecbur emekli oldu. Şimdi ise müzelerde emekliğinin tadını çıkarıyor. Yazımı Concorde’un marşı ile bitireyim. Serinin ikinci yazısında da buluşalım. Sağlıcakla kalın!

Bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!


Alperen Karademir
Araştırmayı haddinen fazla seven, havacılık aşığı, hayattan bezmiş bir makine mühendisliği öğrencisi.