arama

Çoklu Kişilik Sorunu – Kaç kişiyiz?

  • paylaş
  • paylaş
  • Serdar Ersoy

Kişilik ve Çoklu Kişilik

Kişilik, bireyi diğer bireylerden farklı kılan, tutarlı ve yapılanmış, bireye özgü özellikler bütünüdür. Kişilik gelişiminde, doğuştan gelen özelliklerle, ebeveynlerden çocuklara geçen özelliklerle, çevresel etmenler etkili olmaktadır.

çoklu kişilik

Freud’un hemen hepsi Avrupa orta ve üst sınıfından gelen hastalarına dayanarak ve kendi annesiyle yaşadığı aşkı ve silik baba figürüne olan öfkesini inanmadığı Yehova’yla katıp, teorisine Oidipus karmaşası, süperego, pasif ve mazokist kadın psişizması olarak yansıttığı pek çok otorite tarafından kabûl edilmiştir. Baba ve kültür faktörü çocuğun gelişimindeki rolünü büyük ölçüde göz ardı etmesinde kendi hayatındaki çevreyi bütün dünya zannetmesinin büyük rolü olmuştur.

Çoklu Kişilik Bozukluğu

Çoklu kişilik bozukluğu, DSM-IV’e göre aşağıdaki tanı ölçütlerinden en az beşinin (veya daha fazlasının) bulunduğu durumlarda konulmaktadır

1) Gerçek veya hayali bir terk edilmeden kaçınmak için çılgınca çabalar gösterme, 

2) Gözünde aşırı büyütme (göklere çıkarma) ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelme, gergin ve tutarsız kişiler arası ilişkilerin olması,

3) Kimlik karmaşası: Belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı veya kimlik duyumu sorunu,

4) Kendine zarar verme olasılığı yüksek olabileceği en az iki alanda dürtüsellik,

5) Yineleyen öz kıyımla ilgili davranışlar, girişimler ve göz korkutmalarla,

6) Duygu durumunda belirgin tepkiselliğe bağlı değişkenlikler,

7) Kendini sürekli boşlukta hissetme,

8) Uygunsuz yoğun öfke ya da öfkesini kontrol edememe sorunu,

9) Stres ile ilişkili geçici paranoid düşünce veya ağır semptomlar.

    Çoklu kişilik bozukluğunun oluşmasında bir çok etmen sorumlu tutulmaktadır. Biyolojik nedenler, anne babanın ayrılması, evlatlık olma, aile içi şiddete uğrama, aile üyelerinde suç öyküsünün olması, uygunsuz anne baba davranışı, doğuma anı sorunları, birinci dereceden akrabalarda psikolojik bozuklukların bulunması (kaygı bozuklukları, depresyon ve intihar eğilimleri) ve çocukluk dönemi istismarları başlıca nedenleri arasındadır.

Çoklu kişilik bozukluğu olan hastalarda aslında bebeklikte kullanılan bir savunma mekanizmasını kullandıklarını öne sürülmüş. Bu savunma mekanizmasına göre bireyler, ‘kötü’olarak gördükleri yönlerini birlikte oldukları kişilere yansıtarak’ iyi’ kalma çabası gösterirler. Bu savunma nedeniyle, bireyin iyi ve kötü yönleri birleştirememe durumu, benliği algılama zorluğuna yol açmakta ve benlik algısındaki bu bozulma, yalnızlık, boşluk duygusu ve kimlik bozukluklarına neden olmaktadır.

Hastada ortaya çıkan belirtiler, zincirleme olarak kişinin tüm işlevlerini olumsuz etkilemekte ve hastadaki dürtüler ini kontrol edememe, kendine zarar verme ve intihar girişimlerine yol açmaktadır.

VAKA ÖRNEĞİ : Geliş biçimi; 21 yaşında, bekar, 4 kardeşin en büyüğü olan Bayan V. tezgahtarlık yapıyordu. Çalışmalardan yaklaşık olarak bir yıl önce her şeyi unutma yakınmasıyla acil polikliniğine başvurmuştu. Unutma yakınmasından önceki birkaç gün boyunca “vur kır, babanı öldür, evden kaç, kendini öldür”, diyen sesler duyduğunu ailesine anlatıyor, duyduğu seslerle konuşuyor, bazen asılmış bir adam hayali gördüğünü söylüyor, bazen duyduğu seslere uyarak zorla evden çıkmaya, kendine zarar vermeye çalışıyordu. Bir ay süreyle yataklı serviste izlenmiş, reçete ile evine gönderilmişti.Telefonla kontrol görüşmesi için çağırıldı. Bir yıl sonraki ilk görüşmede yakınmalarının hala devam ettiğini belirten hasta unutkanlık, baş ağrısı, bayılma, halsizlik, kafasının içinden gelen sesler duyma, hayaller görme, sık sık uykudan kabuslar görerek uyanma, çabuk sinirlenme, etrafa ve kendine zarar verme, yaptıklarını hatırlamamadan yakınıyordu. 

Kafasının içinden kendini öldürmesini, etrafındakilere zarar vermesini, yakmasını söyleyen sesler duyuyor, sanki başında birileri varmış gibi geliyormuş. Duyduğu başka bir ses yaptığı işler hakkında yorumlarda bulunuyor “bu gün ne yaptın, şu işi yapsan iyi olur, aferin doğru yaptın” diyor bazen de alay ederek konuşuyormuş. Bazen evde babasına sinirlendiğinde etrafa saldırıyor, eşyaları kırıyor, bağırıp çağırıyor, sonra da yaptıklarını hatırlamıyormuş. Bazen kendini şehrin başka bir semtinde buluyor,oraya nasıl ve niçin geldiğini hatırlamıyordu. Ayrıca kim olduğu, nerede oturduğu, ne iş yaptığı gibi önemli kişisel bilgileri unuttuğunu 1-2 saatlik dönemleri oluyor ve kimseye farkettirmemeye çalışıyordu. Çok sık olarak, yaşadığını tam hissedememe, kendini robot gibi hissetme, konuşurken, bir iş yaparken onları yaptığını o anda hissedememe, kendini rüyadaymış gibi, havada yüzüyormuş gibi hissetme ve baş dönmesinden yakınıyordu. Bazen vücudunun büyüyüp küçüldüğünü hissettiğini belirtiyordu. Serviste izlendiği sırada bütün gün boyunca halsiz olduğu, başı ağrıdığı gerekçesiyle yatağından çıkmayan hastanın, geceleri servisteki bazı hastaları da yanına alıp şarkılar söylediği, halay çektiği, çok neşeli olduğu nöbetçi doktor tarafından gözlenince, bu ertesi gün kendine sorulduğunda hatırlamadığını söylemişti. Hasta ve ailesinden alınan bilgiye göre 6 ay önce de bayılma, sesler duyma, hayaller görme, kendi kendine konuşma, saldırganlık, kendine zarar verme şikayetleri ile SSK Erenköy Hastanesinde yatırıldı.

İzleme dönemindeki ruhsal gözlem ve bulgularda:

Hastayla toplam 10 görüşme daha yapıldı. 3. görüşmede iki ayrı kişilik tespit edildi. 9.görüşmede ise üçüncü bir kişilik daha tespit edildi. Bu kişiliklerin yaşları ve isimleri aynı olmakla birlikte kendilerini tanımlamaları, yaşam öyküleri, dünya görüşleri, duygu durumları, konuşma ve ilişki kurma biçimleri, giyim ve makyajları, doktora karşı tutumları belirgin derecede farklıydı. Bu üç kişiliğin her biri, gündelik hayatta diğerlerinin hatırlamadığı eylemleri hatırlayıp anlatabiliyor, kendi içlerinde sürekliliği sağlayabiliyorlardı. Bu “alter”lerden her biri diğerlerinin kontrolü ele aldıkları dönemleri boşluk olarak yaşıyorlardı.