Cinsel İstismar: Kurban -IV-

Önceki üç yazıda cinsel istismara failin penceresinden bakmaya çalıştık. Bu yazıda ise cinsel istismar sonrası kurbanın psikolojik durumunu travma psikolojisi kapsamında irdelemeye çalışacağız. Eminim ki bu alanda uzman veya hâlihazırda çalışan kişilerin böyle bir konu başlığında anlatacak daha fazla şeyi olurdu. Ben de okuduklarım ve izlediklerimle bir psikoloji öğrencisi olarak sizlere küçük bir kısmını aktaracağım. Önceki üç yazıyı okuduktan sonra bu yazıya geçmeniz kavramsal bütünlük açısından daha iyi olur.

Yazının başında söylemek isterim ki bu alan gerçekten araştırma yapılması, üzerine düşünülmesi ve çözüm üretilmesi noktasında çok çok önemli bir alan. Umuyorum ki bu alanda daha fazla şey yapılabilir.

Medya Kurbana Nasıl Bakar?

Biliyorsunuz, haberlerle birlikte gün yüzüne çıkan istismar vakalarını görmekteyiz. Arttı ya da artmadı bilinmez; ama kişisel görüşüm artmadığı sadece daha fazla konuşulur olduğu yönünde olacaktır. Hâl böyle olunca da TV programları kurbanı magazinleştirerek bizlere sunmaktadır. Medya perspektifinde değerlendirmek gerekirse kurban, hayatına devam edemeyecek bir konumdadır. Adeta bir ölü gibidir ve istismarcı onu yaşaması imkânsız bir şeye dönüştürmüştür. Kimi röportajlar (aile yakınlarından) ile vicdanımızı paramparça ederek o kişiye acı duymamızı sağlar. İstismarcı ise tek bir kelimeyle ifade edilir: Canavar. Yaptığı şeyin elbette canice olduğu aşikârdır ama medyanın bize vicdanımızı sızlatacak bir haber sunmasından öteye gitmez bu gördüklerimiz. Bize şunları söyleseler bir psikolog eşliğinde, çocuğunuzu şöyle yetiştirirseniz böyle bir davranış geliştirebilir, çocuğunuza bazı şeyleri söylemezseniz çok daha kötü bir şekilde o şeyleri öğrenir. Demek istediğim, evet belki genetik de etkilidir ama bunca vaka ele alınsa(ydı), aile geçmişinin izleri sürülse(ydi) ve bir psikolog bize bunları aktarıyor olsa(ydı) en azından gelecek elimizde olabilirdi. İstismarcıya nasıl bakmamız gerektiğine ilişkin önceki üç yazıda ifade etmeye çalıştım ben de biraz ama buradan olacak bir iş değil bu. Belki birkaç şey oturmuştur, birkaç düşünce değişmiştir; fakat işin özü koskoca bir toplumun değişmesi için neler neler yapılması gerektiğini tam fark edemiyor oluşumuz.

Peki kurbana nasıl bakmalıyız? Kişi kurban konumuna düşerse nasıl bir psikolojik süreç devreye girebilir? (Burada “girebilir” dememin nedeni aslında girmek zorunda olmasından kaynaklıdır. Herkes farklı bir travma süreci geçirebilir. Bu süreçler anlattıklarımla sınırlı değildir.)

Kurban

Kurbanı, çocuk ve yetişkin olarak iki farklı kategoride ele alınıp travmaları irdelemek daha doğru olacaktır; çünkü kişinin çocuklukta cinsel istismara maruz kaldığında algıladığı ve geliştirdiği tepkiler bir yetişkinin tepkileriyle aynı değildir. Aynı başlık altında çocuk ve yetişkini ele alalım sonrasında travmadan bahsedelim.

Öncelikle şuna bir açıklık getirerek devam etmekte fayda görmekteyim. Tarih boyunca (bildiğimiz) daha çok “ensest” adı altında gerçekleşmiş olan cinsel istismarlar vardır. Ensest, çocuğun aile üyeleri tarafından cinsel istismara maruz kalmasına denir. Özellikle Peru, Mısır ve Japonya’da ailelerin saflığını korumak için ensest yasaldır, hatta belki de doğaldır (Aktepe, 2009). Günümüzde ise özellikle kız çocukları öz babaları tarafından enseste maruz kalmaktadır. Erkek çocukları da genellikle üvey babaları ve ağabeyleri tarafından ensest mağduru olmaktadır (Demirci ve ark., 2008). Cinsel istismar kavramı ABD’de 1970’li yıllardan itibaren konuşulur olmuştur. Buna etken olarak da daha çok kadın hareketleriyle birlikte cinselliğin konuşulabilmesi gösteriliyor (Aktepe, 2009).

Cinsel istismar, kişiye rızası olmadan dokunmak, taciz ya da tecavüz etmek şeklinde tanımlanabilir; fakat çocukta bu tanım ne kadar işlemektedir? Özellikle rıza kavramı diye bir şeyden söz edemeyiz. Çocuk neye rızası olduğunu bile belki de bilmiyordur, bilse ve rızası olsa dahi böyle bir eylemde bulunmak suçtur.

Çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarında kız çocuklarının üç kat daha fazla istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Çocuklar, özellikle öpülerek, kucağa alınarak istismara uğrayabilmektedir. Bu yüzden ailelerin ekstra dikkat etmesi gerekir. Failin (genellikle) erkek ve 20-40 yaşlarında olduğu saptanmıştır. Cinsel istismar %77 oranında aile, %11 oranında da akrabalar tarafından uygulanmaktadır (Ovayolu, Uçan & Serindağ, 2007). Yani çok fazla yücelttiğimiz aile ve akraba kavramına tekrar tekrar bakıp irdelemekte fayda vardır. Ayrıca bir yakını olduğu için kimse çocuğu istediği gibi sarılıp öpemez. Bu izni aileden ya da çocuktan alması da gerekmektedir. Özellikle çocuktan böyle bir izin almak, çocuğun istismar durumunda vereceği tepkiyi de şekillendirir. Ailesine, izinsiz ona bir şey yapıldığını anlatma noktasında çocuk cesaretli olur. Bu çok çok çok önemlidir. Her ailenin bu davranışı çocuğa öğretmesi ve uygulaması gerekir.

Yetişkinde ise bu süreç elbette farklılık gösterecektir. Tehlike her yerden gelebilir. Evde, iş yerinde, okullarda ve daha birçok mekanda kişi cinsel istismara maruz kalabilir. Hatta cinsel istismara maruz kaldığını bilmeyebilir de: Evlilik içi tecavüz dediğimiz olay özellikle toplumsal cinsiyet rollerinin etkin olduğu ülkelerde daha fazla görülmektedir. Bunun toplumsal cinsiyet ile ne alakası vardır, diye sorulacak olursa şöyle ifade edebiliriz: Evlilik sonrasında kadının görevi sanki cinsel ilişkiye girmekmiş gibi algılanır. Rıza aranmaz çünkü evlenmişlerdir. Kadının rızası önemli değil, erkeğin isteği önemlidir. Hatta orgazmın kadın tarafından yaşanmaması da kuvvetle muhtemeldir. Bu tip evliliklerde kadın evlilik içi tecavüze defalarca maruz kalmakta ve acı çekmektedir, fakat acı çekmesinin normal olduğunu düşünür. Bunun tecavüz olduğunu algılamayabilir.

Cinsel İstismara Maruz Kalan Çocuk/Yetişkin Ne(ler) Yaşar?

Bu başlık altında konuşmamız gereken şey travma sonrası stres bozukluğu olacaktır. Hatta buradan disosiyatif kimlik bozukluğuna da değinebiliriz. DKB daha çok çoklu kişilik bozukluğu olarak duyulmuştur. Split (2016) filmini izleyenler de konuya hakim olacaklardır.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)

Travma, kişinin aniden ve beklemediği bir anda gördüğü ya da maruz kaldığı dehşet verici bir deneyimi yaşamasıdır. Özellikle maruz kaldığı kısmının altını çizmek istedim. Örnek vererek netleştirmek gerekirse travma alanında çalışan insanlar birçok vaka ile uğraştıkları, ayrıntılı olarak vakalarla çalıştıkları için onlar da dinlerken, çalışırken travmatize olabiliyorlar. Bu da uzun süreli bir TSSB etkisi yaratabilir. Travma, sadece cinsel istismarda değil birçok olayda kişide oluşabilir. Çıkış noktasına bakacak olunursa özellikle dünya savaşlarından sonra askerlerin ülkelerine döndüklerinde ruh durumlarındaki değişikliğe bakılarak bir tanım getirilmiştir. İlk araştırmalar onlarla yapılmıştır. Hatta buna “bomba şoku” demişlerdir. Sonrasında ise tabii günümüze kadar farklı travmalar da TSSB üst başlığı altına girecektir (Herman, 2019). Bu yazıda cinsel istismar esnasındaki ve sonrasındaki travmayı konuşuyor olacağız.

Kendine Yabancılaşma (Depersonalizasyon)

istismar

Depersonalizasyon, kişinin travma esnasında kendisinden kopması, kendisini dışarıdan izlemesi durumudur. Kişinin etrafındaki nesneler ve şekiller değişir, gerçekliğini algılayamaz (Morrison, 2017). Bu tabii ki sadece travmatik olaya özgü bir durum değildir, kişi bunu kaygılı durumlarda da deneyimleyebilir (Balcıoğlu & Balcıoğlu, 2018); fakat cinsel travma esnasında bu tip bir ruh durumu yaşadığını travma mağdurları bildirir. Kendilerinden dışarı çıktıklarını ve o an savunmasız bir şekilde bedenlerinin yerde yattığını söylerler (Herman, 2019). Aslında bir savunma mekanizması olarak depersonalizasyondan bahsedebiliriz.

Gerçek Dışılık (Derealizasyon)

istismar

Derealizasyon, kişinin gerçek dünyayı farklı şekilde algılaması durumudur. Kişi kendi çevresinden ayrılarak bir rüya alemi gibi bir durumda olur. Travma esnasında görülebilmesi muhtemel kendine yabancılaşma ve gerçek dışılık, disosiyatif kimlik bozukluğunu da tetikleyecektir. İlk olarak TSSB’yi konuşalım, sonrasında ise bu iki kavram aklımızda olsun; çünkü disosiyatif kimlik bozukluğu tam da bu kavramlarla ilişkilidir. Onu da yazının ilerleyen kısımlarında konuşuyor olacağız.

Üstte konuşmuş olduğumuz kendine yabancılaşma ve gerçek dışılık travma esnasında görülmesi muhtemel iki durumdur. Peki travma sonrasında neler olur? Öncelikle biraz mesleki olacak ama kişide TSSB gelişmeden önce akut stres bozukluğu gelişebilir. Akut stres bozukluğu ise travmadan sonraki bir ay boyunca kişinin zorlayıcı anılara sahip olması, kabuslar görmesi, depersonalizasyon ve derealizasyon yaşaması durumudur. Akut stres bozukluğunu takip eden ikinci ayda da bu durumlar devam ediyorsa biz TSSB’yi konuşuyor oluruz.

TSSB, kişinin bir aydan fazla süredir aşırı uyarılmışlık (en ufak seste bile irkilebilir, dokunulmaktan rahatsızlık duyabilir), konsantrasyon problemi, olaya anılarla birlikte tekrardan maruz kalma, kötümser düşüncelere sahip olma gibi bir ruh hâlinde olmasıdır. TSSB’ye belki de en iyi örnek gösterebileceğim dizi, Benedict Cumberbatch’in başrolünü üstlendiği Patrick Melrose isimli dizidir. Dizide küçükken babası tarafından cinsel istismara defalarca maruz kalan Patrick, sonrasında madde kullanım bozukluğu geliştirecektir. Madde kullanırken de anıları sürekli gözünün önüne gelir. Bu travmayı hayatı boyunca içinde taşır. Özellikle oyunculuğu ve dizinin gerçeği apaçık yansıtması nedeniyle izlemenizi tavsiye ederim. Buradan hareketle TSSB sonrası madde kullanımı açısından şunları da belirtmekte fayda vardır: Travma sonrası o an’ı unutmak için kişi birtakım yollara başvurabilir, bunlardan biri de uyuşturucudur ya da diğer maddelerdir. Alkol, sigara da olabilir. O an’ın acısını unutmak için başvurulan bu yöntemler tabii kişiyi daha büyük bir çıkmaza sürükleyecektir. Diziyi izlerseniz bu durum daha da netleşecektir.

istismar

Anlaşıldığı üzere travma sonrası stres bozukluğu tek başına yaşanılan bir bozukluk değildir. Birden fazla bozukluğa neden olabilir. Bu bozuklukların başlıcaları; madde kullanımı bozukluğu, duygudurum bozuklukları (%70 oranında bu bozukluk ortaya çıkabilir), anksiyete bozuklukları özellikle obsesif kompulsif bozukluktur (Özgen & Aydın, 1999). OKB’ye ek bir parantez açmak istiyorum. OKB en basit şekliyle bir takıntılı düşüncenin tekrarlayan bir davranışla giderilmeye çalışılmasıdır. Yani düşünmemeye çalışmaktır diyebiliriz. Travma sonrasında birey de bu bozukluğu geliştirerek kendini rahatlatmaya çalışabilir.

Travmadan sonra gelişebilen bir başka bozukluk da disosiyatif kimlik bozukluğudur. Dünya genelinde görülme yüzdesi çok azdır ama bahsetmekte fayda görüyorum. Üstte bahsettiğimiz derealizasyon ve depersonalizasyon daha çok DKB ile ilişkili durumlardır.

Disosiyatif Kimlik Bozukluğu (Çoklu Kişilik Bozukluğu)

İlk olarak disosiyasyon nedir, ile başlayarak ekleye ekleye kimlik bozukluğuna doğru gidelim. Disosiyasyon, kişinin gerçeklikten kopması durumudur. Kısmi bir hafıza kaybıyla da seyredebilen bir süreçtir. Derealizasyon ve depersonalizasyon da bu süreç kapsamında gerçekleşebilir. Sadece travma esnasında değil travma sonrasında da disosiyasyon oluşabilir. Disosiyatif amnezi ise kişinin önemli şeyleri unutmasıdır. Örneğin savaş zamanındaki dönemi kişi unutabilir ya da bir zaman diliminin belirli bir kısmını unutabilir. Disosiyatif füg, bu unutmanın daha ağır bir hâlidir. Kişini kimliğini unutur. Kim olduğunu, nerede yaşadığını, ailesini, sevdiklerini; her şeyi unutur. Daha çok anısal bir unutmadan söz edebiliriz. Disosiyatif fügün iyileşmesi ise aniden olabilir. Bir anda eski anıları geri gelebilir; fakat aylarca başka biri olarak yaşayabilir de (Morrison, 2017).

Daha çok çoklu kişilik bozukluğu olarak bilinen DKB ise kişinin travmayla baş edebilmek için kendine alterler geliştirmesidir. Alter dediğimiz şey kişinin o travmayla başa çıkmak için oluşturduğu başka kişi(lik)lerdir. Hastanın en az iki kişiliği vardır ve her kişiliğinin kendine ait hobileri, duygudurumu, davranışları ve düşünceleri vardır. Kişinin bir kişiliğinden diğer kişiliğine geçişi ise ani olmaktadır. Asıl kişilik geçen zamanın boşluğunun farkındadır, yani o an onları yaşamadığının farkındadır. Terapiye başvurma nedeni de daha çok kısmi unutmalardır. Bu unutmalarının neden olduğunun merakıyla asıl kişilik terapiye başlar. Sonrasında eğer varsa farklı kişiliklerin olduğu ortaya çıkar.

Peki DKB’nin travmayla ilgisi nedir?

Çocukluk temelli oluşan bu bozukluk, çocuğun istismar esnasında travmayla baş edememesi durumunda farklı bir kişilik yaratarak onun baş etmesini sağlar. Sonrasında ise asıl kişilik bu hatırayı unutur fakat yarattığı kişilik hatırlıyor olur. Hastaların çoğunluğu kadındır. Bununla ilgili Kill Me Heal Me (2015) isimli bir dizi var. Orada da küçükken istismara maruz kalan bir yetişkinin farklı kişilikler geliştirdiğini görmekteyiz. Konunun netleşmesi adına izleyebilirsiniz. Kore dizisi olduğu için çok fazla flashback yapıyorlar ama yine de alanda iyi bir dizi olduğunu düşünüyorum. Yazının başında Split’ten de bahsettim, o da DKB ile ilgili bir dizi. Açıkçası dizi ve film dünyası biraz abartıyorlar DKB’yi, özellikle bu kadar fazla kişilik gelişmesi çok da muhtemel değil. Genelde asıl kişiliğe ek olarak bir kişilik daha gelişiyor.

Konunun daha da netleşmesi adına okulda yaptığım DKB ile ilişkili bir sunumu sizlerle de paylaşayım. Paula vakasını okuduktan sonra hem TSSB hem de DKB netleşecektir. Çok sıkıcı bir slayt değil, vakit ayırırsanız kazanımı büyük olur. 🙂

https://drive.google.com/file/d/1aq_v33Y63SixPLKbZTgH-mA_VErXCTHc/view?usp=sharing

Son olarak eğer siz de cinsel istismara maruz kaldıysanız ya da kalmışsanız bunun için başvuracağınız birkaç kurumu alta yazıyorum. Sonuç alınması açısından ne kadar etkilidirler bilmiyorum tecrübe etmediğim için ama lütfen sessiz kalmayın.

Polis Hattı – 155 (7/24 ulaşılabilir.)
Jandarma Hattı – 156 (7/24 ulaşılabilir.)
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı – ALO 183 (7/24 ulaşılabilir.)
Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği – 0 216 450 54 54 (7/24 ulaşılabilir olduğunu söylemişler.)
Mor Çatı’ya hafta içi Salı günleri hariç 10.30-16.30 saatleri arasında ulaşılabilmektedir. 0 212 292 52 31 32
Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) – İstanbul 0 212 465 21 96 97  

Daha fazla ihbar hattı için şu sitede de birçok yer söylenmiş: http://www.siginaksizbirdunya.org/tr/siddete-maruz-kaldiginizda/49-siddete-ugradiginizda-basvurabileceginiz-kadin-orgutleri

Toplam dört kısım şeklinde faili ve kurbanı anlattığım bu yazılar umarım faydalı olmuştur. Diğer yazılara aşağıdan profilime tıklayarak ulaşabilirsiniz. Kaynakça kısmındaki makaleler ile de konu hakkında daha detaylı çalışabilirsiniz.

Kaynakça

AKTEPE, E. (2009). Çocukluk Çağı Cinsel İstismarı, Psikiyatride Güncel Yaklașımlar, Cilt: 1, Syf: 95-119.

BALCIOĞLU, Y. & BALCIOĞLU, İ. (2018). Dissosiyatif Bozuklukların Tanımı ve Tanı Ölçütleri, Türkiye Klinikleri, p.8-13.

DEMİRCİ, Ş., DOĞAN, K., ERKOL, Z. & DENİZ, E. (2008). Konya’da Cinsel İstismar Yönünden Muayenesi Yapılan Çocuk Olguların Değerlendirilmesi, Türkiye Klinikleri J Foren Med, Cilt: 5, Syf: 43-49.

HERMAN, J. (2019). Travma ve İyileşme, (T. Tosun Çev.) İstanbul: Literatür Yayınları.

MORRİSON, J. (2017). DSM-5’i Kolaylaştıran “Klinisyenler İçin Tanı Rehberi”. (M. Şahin Çev.) Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.  

OVAOĞLU, N., UÇAN, Ö. & SERİNDAĞ, S. (2007). Çocuklarda Cinsel İstismar ve Etkileri, Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, Cilt:2, Sayı:4.

ÖZGEN, F. & AYDIN, H. (1999). Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Klinik Psikiyatri, Cilt:1, Syf: 34-41.


Nida Nur Yağız
Araştıran, öğrenen ve aktarmayı seven; bilginin paylaşılması gerektiğine inanan biri. İletişim için: [email protected]