Büyük Filozof İbn Rüşd Kimdir?

İslâm-î coğrafyanın doğusunda, özellikle Gazâlî’nin filozoflara yönelik ağır hücumlarından sonra takatsiz kalarak Batı’ya kaçan felsefenin en büyük temsilcisi ve hatta sürgün, baskı ve işkenceye uğrayan hayatıyla felsefenin İslâm dünyasındaki kaderinin sembolü hâline gelen filozof, hiç kuşku yok ki İbn Rüşd olmak durumundadır. Filozofların dinsizlikle itham edildiği bir dönemde, felsefeyi savunan bir eser kaleme alan İbn Rüşd, İslam dünyasındaki din ve felsefe ya da din ve bilim, gelenek ve ilerleme karşıtlığında, dine ve geleneğe karşı, gerek din ve gerekse geleneğin zorunlu oldukları gerekçesiyle korunmasını talep ederek, felsefe, bilim ve ilerlemeden yana olmuştur. Eserleri en iyi durumda yasaklanan, en kötü durumda da yakılan filozofa ve eserlerine, o zamanlar gerçek bir karanlık içinde bulunan Hristiyan Avrupa sahip çıkmış ve o böylelikle bir yandan da bilim ve felsefe bayrağı ya da hâzinesinin İslâmdan Hristiyanlığa geçişinin sembolü olup çıkmıştır: [1]

Birçok sebepten ötürü İbn Rüşd Ortaçağ Avrupa’sında, Doğu’da olduğundan daha iyi tanınıp takdir edildi. Birinci olarak onun bir çok eseri Latinceye tercüme edilmiş, elden ele dolaşmış ve muhafaza edilmişti; oysa Arapça orijinalleri ya yakılmış ya da felsefeye ve filozoflara karşı beslenen düşmanca tavır yüzünden yasaklanmıştı, ikinci olarak, Rönesans döneminde Avrupa, İbn Rüşd’ün öngördüğü İlmî metodu benimseme arzusundaydı; oysa Doğu’da ilim ve felsefe, mistik ve dinî akımlar uğruna kurban edilmeye başlanmıştı. Nitekim, kendisi ilim (ve felsefe) ve din arasındaki bu çatışmanın tesirlerine bizzat maruz kalmıştı. Doğu’da din kazandı; Batı’da ilim. [2]

İbn Rüşd

Batı dünyasını uzun süre meşgul eden ve sancılı süreçlere sebep olan din-felsefe/iman-akıl ilişkisi meselesi İslam dünyasında bu denli sorunlu bir konu olmamıştır. Batı’da din dışı olarak görülen akımların mensuplarının kovuşturma ve yasaklamalara uğramaları gibi siyasi boyutta ciddi çatışmalar yaşanırken, İslam dünyasında mesele ilmî boyutta ele alınarak temellendirilmeye çalışılmıştır. Bu konuda öncelikle felsefenin dindeki konumunu araştıran İbn Rüşd, şu ifadeleri kullanmıştır:

“Şayet felsefenin işi (gördüğü vazife); var olanlara bakmaktan ve (varlıkların) Sâni’a (Yapıcı’ya = Tanrı’ya) delâleti bakımından onları değerlendirmekten öte bir şey değilse -yapılmış (masnû) olmaları itibarıyla (varolanların varediciye delâleti bakımından değerlendirilmesini) demek istiyorum. Zîra varolanlar; ancak onun sanatını bilmek suretiyle varediciye (Sâni’) delâlet edebilir. Onun sanatını bilmek ne kadar mükemmel olursa Sâni’ini (Yapıcı’sını) bilmek de (o nispette) mükemmel olur ve Şeriat ta varolanları değerlendirmeyi mendûb saymış ve bu hususta teşvik etmişse- apaçıktır ki; bu ismin (felsefe teriminin) delâlet ettiği konunun (bilinmesi) şeriat bakımından vâcip veya menduptur.” [3]

İbn Rüşd

İbn Rüşd hayatı boyunca pek çok eserler vermiştir. Eserlerini zorunlu bilgiler (ed-Darûrî), kısa bilgiler (el-Muhtasar), makaleler (el-Makâlât), özet bilgiler (el-Cevâmî), açıklamalar (et-Telhîs-orta şerhler), yorumlar (eş-Şerh, et-Tefsîr-büyük şerhler) başlıkları altında toplamış, bu eserlerde mantık, usûlu’l-fıkıh, psikoloji, astronomi, fizik, metafizik, ahlak, siyaset, tıp gibi geniş bir çerçeveye uzanan çeşitli ilim dallarında görüşlerini ortaya koymuştur. Mantık alanında 46, tıp alanında 23, tabiat bilimlerinde 22, metafizikte 15, din bilimlerinde 10, astronomide 5, politika ve ahlak ile ilgili birer adet olmak üzere toplam 125 eserin sahibidir.10 Aristo’nun eserlerine yazdığı 38 şerhten 28 tanesinin Arapça orijinali bugüne ulaşabilmiştir. Aristo’nun eserleri dışında Platon’un Devlet, Kanunlar, Timaeus, Phaidon diyaloglarına atıflar yapmış, Porphyrius’un İsâgûcî’sine iki şerh yazmış, pek çok Helenistik dönem şârihlerinin eserlerini de şerh etmiştir. Çalışmaları, Orta Çağ’da hâkim olan kainat modelinin izahına yönelik olarak Platon, Aristo ve Batlamyus astronomisi, Galenus tıbbının açıklanması ve yorumlanması çerçevesinde olmuştur. Bu birikim ile İslam bilim ve düşüncesinin uzlaşımı noktasında yoğunlaşmıştır. Bütün bu eserlerde geliştirdiği özgün düşünce tarzı ve farklı yaklaşımı ile klasik İslam düşüncesinin son ve en büyük temsilcilerinden birisi olmuştur. [4]

İlk İslam filozofları “İlahi Eflatun” ile “Muallim-i Evel” Aristo’yu uzlaştırmağa çalışırdı. Hakikat tek olduğunu göre, hoca ile çömez ayrı şeyler söyleyemezlerdi; ayrılıklar görünüşte, dilde, yorumlarda, yanılgılarda… olmalıydı. Pratikte bu, Yeni Eflatunculukla Aristo’yu bağdaştırma çabasıydı. Hatta kimi neoplatonist eserler Aristo’nun zannedilmiş veya ona atfedilmişti. Birbirine dengeleyen iki temel ilkeye dayalı bu ikili yapı nedeniyle, İbn Sina Batıda hemen her zaman olumlu karşılanmış, aşırı tepki görmemiş; buna karşılık hep biraz bulanık ve ‘ambigu’ kalmış ve bir ‘aviceniste’ okul veya harekete bayrak yapılmamıştı. [5]

İbn Rüşd

Raffaello’nun Atina Okulu eserinde de İbn Rüşd resmedilmiştr.

İbn Rüşd ile durum tamamen farklı oldu. O açıkça ve tereddütsüzce Aristo idi: “Ben derim ki Aristo bilimleri kemale erdirmiştir, çünkü zamanımıza kadar, yani 1500 yılından beri, onun izinden gidenler ne onun yazılarına bir şey ekleyebilmişler, ne de onlarda ciddi bir yanlış bulabilmişlerdir.” Bu söz gerçi geniş anlamıyla felsefe ile ilgilidir: İbn Rüşd, öteki filozoflar gibi, ilahi hakikatler alanını ayırmaktadır. Fakat felsefenin alanını hayli geniş, değerini ise çok yüksek tutmakta; kemale bilgiyle erişebildiğini, bilginin ise insana yukardan hazır gelmediğini; tersine Aklın çabası  sonunda ulaşılan bir mertebe (ittisal) olduğunu… savunmaktadır. Onun ilgi alanı sonunda ulaşılan bir mertebe (ittisal) olduğunu… savunmaktadır. Onun ilgi alanı Felsefedir, yani: Aklın çabasıyla ulaşılan -ve insanı yetkin kılan- dünya ve insan bilgisi… “Ey insanlar! Ben sizin ilahi ilim dediğiniz şeyin yanlış olduğunu söylemiyorum. Fakat ben beşeri ilmin alimiyim; söylediğim budur.” Kısacası, İbn Rüşd’ün Eflatun ile Aristo’yu uzlaştırmak gibi sorunu yoktur. Filozoflara saldırdığı için Gazali’yi eleştirmiş olması, Aristo’yu çarpıtıyorlar diye aynı filozofları eleştirmesine engel olamaz. O özgün, berrak fikirli, kimseye Aristo’ya bile körü körüne bağlanmayan, fikirlerini cesaretle ve ödünsüz ifade eden bir düşünürdür. [6]

Otağ oluşumu olan tarih sayfamızı takip etmenizi tavsiye ederiz.

Kaynakça

1. Ahmet Cevizci, Ortaçağ Felsefesi, s.182.

2. Ahmed Fuad el-Ehvâni, “îbn Rüşd’’ (çev. İlhan Kutluer), Klâsik, İslâm Filozofları ve Düşünceleri (ed. M. M. Şerif), s. 302.

3. Şeniz Yıldırımer, İbn Rüşd Felsefenin Latin Dünyasında Tanınması ve Latin İbn Rüşdcülüğü, s. 34-35.

4. Şeniz Yıldırımer, İbn Rüşd Felsefenin Latin Dünyasında Tanınması ve Latin İbn Rüşdcülüğü, s. 96.

5. İsmet Birkan, İbn Rüşd Düşüncesinin Tarihteki Yeri ve Etkileri, s. 61.

6. İsmet Birkan, İbn Rüşd Düşüncesinin Tarihteki Yeri ve Etkileri, s. 62.