BPT Yazar Ekibi ile Soru/Cevap (Gündem hk.) – 2

3 ay önce başlattığımız serimiz olan BPT Yazar Ekibi ile Soru/Cevap serimizin ikinci içeriği ile tekrardan karşınızdayız.

Bu içeriğimizde Bir Parça Tuhaftık Yazar ekibinde bulunan 5 adet yazar arkadaşımızda gündemde olan konular üzerine soru/cevap yapacağız.

Soruları cevaplayan yazarlarımızın yönetim ekibimiz ile alakası yoktur. Fikirleri bizden bağımsız, gönüllü ve yazılarını daha fazla okuyura ulaştırmak isteyen kişilerdir.

  • Her serinin başında soruları cevaplayan yazarlarımız hakkında bilgiler verecek, ulaşım sağlayabilmeniz adına sosyal medya hesaplarının linklerini bırakacağız.
  • Etkinlik süresince; sorular yönetim ekibimiz tarafından sorulacak, yazar ekibimiz tarafından cevaplanacak. Farklı bir seride değişkenlik gösterebilir.
  • Serinin ikinci sayısı gündem hakkında olacak. Eğer okurlarımız devam etmemiz gerektiğini düşünürlerse, okurlarımızın istediği konu üzerinden ilerleyeceğiz.

Soru/Cevap listemizde sorularımızı kendi fikirleriyle cevaplayan yazarlarımız:

Mert Can Ay: 19 yaşında, Ege Üniversitesi Kimya bölümünde okuyor. Bir Parça Tuhaftık’ta sanat, edebiyat ve felsefe kategorilerinde içerik üretiyor.

Mert Can’ın Instagram hesabına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bülent Can Aksu: 20 yaşında, Celal Bayar Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünde okuyor. Bir Parça Tuhaftık’ta politika, tarih, inceleme ve felsefe dallarında içerik üretiyor.

Bülent Can’ın Instagram hesabına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Batuhan Özmen: 22 yaşında, Kocaeli Üniversitesi Tarih bölümünde okuyor. 3. reich alanında çalışıyor ve felsefe, psikoloji dallarında deneme ve makaleler üretiyor.

Batuhan’ın Instagram hesabına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Zeynep Aslı Elidolu: 21 yaşında, Ankara Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümü ve Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiker ve Reklamcılık bölümünü okuyor. Bir Parça Tuhaftık’ta edebiyat ve felsefe üzerine içerik üretiyor.

Zeynep’in Instagram hesabına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Samet Kılıç: 27 yaşında, Hacettepe Üniversitesi İşletme bölümü mezunu. Startup marketing ve iş geliştirmesi, finans gibi konulara ilgili. Bir Parça Tuhaftık’ta bilim, psikoloji, astronomi, teknoloji ve tarih dallarında içerik üretiyor.

Samet’in Instagram hesabına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Soru 1: Yakın zamanda İçişleri Bakanlığı tarafından sokak hayvanları konusunda yeni kurum, eğitimli ekipler ve ihbarlar için bir mobil uygulama girişimi oldu. Bu girişim hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu girişim sokak hayvanlarına yapılan kötü davranışları bir nebze etkileyecek mi?

Mert Can Ay: Fazlasıyla sevindirici bir haber. Her gün gördüğümüz ve zorunlulukla kanıksadığımız haberlere bir de ekstra olarak, hayvanlara ve doğaya yönelik kötü haberleri gördüğümüz de ele alınırsa, ülkemizde doğa ve hayvan konusunda bir eğitim, eğitimin yanı sıra da caydırıcı boyutlarda cezalar olmalıydı. Bu açıdan da böyle bir girişimi gayet yerinde buluyorum. Şayet söz konusu bu uygulama düşündüğümüz gibi işlerse, etkili olabilecektir. İlerleyen dönemlerde gözlemleyebileceğimiz için, şimdiden ne denli etkili olabileceğini kestirememekle birlikte keşke bu tarz uygulamalara hiç gerek kalınmasa diye düşünüyorum.

Samet Kılıç: Bu tip girişimler bilinç oluşturmak adına uzun vadede faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Hayvanlara olan kötü davranışlarımızın temelinde ne var ona bakalım. Bence toplumsal normların eksikliği ve empati yoksunluğu vardır. Empati kısmına burada değinmeyeceğim çünkü bakanlığın uygulaması empatiden çok normlar ile ilgili. Normlar; yani çevremizdeki insanlarla birlikte bizim genel ahlak kurallarımız.

Batuhan Özmen: Teoride güzel bir hamle fakat pratikte ne kadar etkili olacağı konusunda kesin konuşmak zor. Görev ve yetki alanları hakkında henüz yeterli bilgiye sahip değiliz. Diğer yandan ne kadar “iyi niyetli” bir girişim olsada sokak hayvanlarına yapılan zulmün önüne geçmede önemli bir etkisi olacağı kanaatinde değilim. Çünkü hâlâ hayvan hakları ile ilgili yasalar yeterli seviyede caydırıcı olmaktan uzak. Fakat asıl sorun en başta yani ailede başlıyor. Yasaların yeterli caydırıcılıkta olmadığı ve hayvan haklarına saygı içermeyen aile içi eğitimin olduğu bir ortamda bu tür oluşumlar sadece “iyi niyetli” ve “temsili” girişimler olarak kalacaktır.

Zeynep Aslı Elidolu: Böyle bir girişim yapılması çok güzel fakat bazı hayvan düşmanı vatandaşlarımız bu durumdan pek memnun kalmadı. Can-ı gönülden faydalı olmasını istesem de faydalı olacağını düşünmüyorum. Caydırıcı cezalar verilmediği sürece bu tür olayların devam edeceğini düşünüyorum. Ne yazıkki hayvan sevgisini bilmeyen eğitilmemiş insanlar var bu ülkede.

Soru 2: Yaklaşık 4 aylık bir süreçte Türkiye’nin koronavirüs pandemisi hakkında yaptığı tutumlar ve son zamanlarda kurallar konusunda yapılan esneklikler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Samet Kılıç: Virüsün yayılma sürecinin başında işleri iyi götürdük gibi duruyor biraz da şansımızın yaver gitmesiyle. Sonrasında tüm dünya gibi bizim de vaka sayılarımız arttı, buna karşın sokağa çıkma yasağı, pek çok iş yerinin kapatılması gibi sert önlemler alındı. Bu önlemleri gerekli buluyorum, virüsle mücadelede oldukça faydalı da oldu. Bunların yanında ölüm/vaka oranlarımız da dünyaya kıyasla oldukça iyi. Zaten önemli olan da bu. Kuralların esnemesi virüsün yayılma hızını elbette arttıracaktır fakat yürütülmesi gereken de bir ekonomi var. Gerçekten zor bir karar. Ben olsam ne yapardım? Diye sorduğumda kesin bir yanıtı olmamakla birlikte benzer esnemeleri mecburen yapardım diye düşünüyorum. Sonsuza kadar insanları evlerinde tutmak mümkün değil. Aşı bulunana kadar kontrollü bir şekilde biraz esneme, ekonomik olarak az da olsa rahatlamanın önünü açabilir. Tabi kontrolü elden bırakıp ABD veya Brezilya gibi olursak ekonomiyi tam tersi yönde de etkileyebilir. Burada mümkün olduğunca halkı bilinçlendirip esnek de olsa koyulan kurallara uyulması sağlanmalıdır, otobüs ve dolmuşlara az yolcu alınması, sosyal mesafe kuralı, maske şartı vb. kurallar gibi. Umarım daha kötü günler görmeyiz.

Bülent Can Aksu:

Gerçekten ilk döneme bakıldığında bu iş birçok ülkeden daha fazla dikkate alındı. İnsanlar da başta bu işin ciddi olduğuna inanmaya başladılar. Gün geçtikçe daha da inandılar ancak bir zaman var ki halkın tüm algısını alt üst etti. 1 Haziran ile birlikte çok etkin bir açılım söz konusu oldu. Yazın gelmesiyle işin ciddiyetini kaybeden topluma basında yanlış kelimeler sarf ederek “Kontrollü Sosyal Hayat” evresine geçildi. Ekonominin daha fazla sekteye uğramaması amacıyla planlanan “Kontrollü Sosyal Hayat” ile aşama aşama bir normalleşme süreci bekleniyordu.

Batuhan Özmen: Öncelikle küresel çapta gündelik hayatı bu kadar felce uğratan bir virüse karşı hızlı, pratik ve yeterli önlem almak zor diye düşünüyorum. Virüsün ülkemizde görüldüğü ilk günden itibaren sağlık Bakanlığı’nın olaya eğiliş biçimi bence yeterliydi. Mutlaka hem kurumlar düzeyinde hem de münferit hatalar olmuştur. Fakat genel toplamda şimdiye kadar hükümetin koronavirüs politikasını başarılı buluyorum. Son dönemlerde kurallarda esnekliğe gidilmesi ülkenin ekonomik bir gerçeğidir. Serbest piyasa ekonomisinde hayatı önem taşıyan hızlı para akışının sekteye uğraması yüzünden ülkenin büyük bir kriz ile karşı karşıya kalma ihtimali vardı. Bu yüzden ekserin çıkarı için yasaklarda büyük esneklikler yapılmak zorunda kalındı. Her ne kadar bu durum maalesef ölümlerin artmasına neden olsada gerekliydi.

Zeynep Aslı Elidolu: Covid-19’la ilk zamanlarda ve koyulan yasaklarla Dünyadaki diğer ülkelere göre gayet iyi baş ettiğimizi düşünüyorum. Bu konuda gerçekten Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Bilim Kurulu ekibi çok iyi bir başarı sağladı. Ancak son zamanlarda alınan kararların yetersiz olduğunu düşünüyorum, vatandaşlarımız bu kararlara uymuyor, maske takmıyor, mesafeyi korumuyor. Normalleşme süreci olmalı tabikii ve yaz ayındayız herkes bunaldı bunu da anlıyorum fakat bu eski yaşantımıza dönmek, maske takmamak demek değil.

Soru 3: İlk başta 2 haftalık süreyle başlayan okul tatili, Haziran ayının başına kadar ertelendi ve en son yapılan kabine toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 2019-2020 eğitim yılının sonlandığı açıklandı. Yeni eğitim döneminin ise 31 Ağustos 2020’de başlayacağı Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından duyuruldu. Sizce okulların 31 Ağustos’ta açılması doğru bir karar mı ve okullar sizce 31 Ağustos’ta açılacak mı?

Samet Kılıç: Okulların bu kadar erken açılması bence oldukça hatalı. Okul ortamı virüsün yayılması için en güzel yerlerden biri. Çocuklar sabahtan akşama kadar aynı ortamda nefes alıp verecek, hapşırıp öksürecekler. Uzaktan eğitimde kalite ve verim ne durumda bilgim yok fakat uzaktan eğitimi kaliteli hale getirirseniz emin olun öğrenci okuldan öğrendiğinden çok daha fazla şey öğrenecektir. Fiziki okulun illa ki artısı olacaktır insan eğitimi konusunda, motivasyon başta olmak üzere fakat bu riski almaya değer mi? Emin değilim. Benim öngörüm okullar açıldıktan sonra inanılmaz bir artış olacak vaka sayılarında. Bu süreçten sonra da belki okula gitme gün sayısı haftada ikiye kadar düşürülür, belki okullar yine uzaktan eğitime geçer. Bu kadar alınan önlem de, eve kapanmalarımız da boşa gitmiş olur. Bu büyük hatadan aşı bulunana kadar vaz geçilmeli.

Batuhan Özmen: Virüsün boyutu ve ne zaman biteceği konularında fazla fikir sahibi olunmayan dönemlerde tatillerin kademeli olarak açıklanması ve işin ciddiyetinin tam manasıyla kavrandığı dönemde eğitim öğretim döneminin sonlandırılması makul görünüyor. Okulların açılması ile ilgili en büyük tepki virüsün hâlâ devam ettiği. Evet virüs hâlâ devam ediyor. Peki bu virüs ne zaman bitecek? Eğer bu virüsün 3 yıl boyunca aşısı bulunmazsa 3 yıl okullar kapalı mı kalacak? İnternet ve televizyon üstünden verilen eğitimin yetersiz olduğu düşüncesindeyim. Okullarda zor tuttuğumuz gençlerimizin birde evde olunca derslere karşı ilgi ve alakası ne kadar düşer varın siz düşünün. Ya bu virüs bitene kadar tüm okulları kapalı tutacağız yada virüsle yaşamayı öğreneceğiz. O yüzden virüs hayatımızda iken okullar eninde sonunda açılacaksa okulların 31 Ağustos’ta açılmasında bir sorun görmüyorum.

Soru 4: Çoğu şeyin ertelendiği veya iptal edildiği şu dönemde LGS ve YKS sınavlarının ilk önce ertelenmesi, daha sonra ise tekrar sınav tarihinin geri alınması hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce YKS ve LGS sınavları ertelendiğinde öğrenciler tarafından daha olumlu olur muydu?

Mert Can Ay: Zamanında üniversite sınavına hazırlanmış biri olarak durumu kendi gözümden açıklamak gerekirse, yapılan bu erteleme-geri alma durumu psikolojik olarak afallamaya ve kaygıya yola açabiliyor. Öğrenciler ilk önce kısa süreli bir rehavete kapılıp, rahat ve sakin bir şekilde dersin başına oturduktan sonra, geri alma kararı ile planlarının suya düşmesi ile de afallamaya ve ister istemez kaygıya kapılıyorlar, dolayısıyla da öğrencide ‘başarısızlık korkusu’ tetikleniyor. Üniversite sınavının, yaşamda ”kilit rol” olarak lanse edilmesi, öyle sunulması da tüm bunların sebebi elbette. Ertelenmesi pandemi sürecinde en makul seçenekti, zira daha önceki yıllarda da Temmuz ayında yapılabildiğini gördük. En doğrusu vakaların olmadığı zaman diliminde yapılması olsa da, bunun kısa süreçte mümkün olmamasından ötürü Temmuz ayında yapılması da esasında risk taşımaktaydı, fakat burada durum hem kötünün iyisi olarak ele alınabilir, hem de öğrenci psikolojisinin korunması açısından ele alınabilir. O nedenle ertelendiği tarihte yapılmasını daha doğru buluyordum.

Samet Kılıç: Bu tip sınavları maalesef sanal ortamda adil bir şekilde yapmak şu zamanda mümkün değil. Erken veya geç fark etmeksizin sınav yapılacağı için, virüsün en zayıf olduğu döneme denk getirilmesi en mantıklı karar gibi duruyor. Tabi bu kararı alanlar virüsün zayıf dönemini göz önüne alarak mı karar verdiler bunu bilemeyiz. Öğrenciler açısından bakıldığında sınavın erken tarihe alınması üzerlerindeki baskı ve stresi oldukça arttırmış olmalı. Sırf bu yüzden bile yaz sonlarına ertelenmesi daha uygunmuş gibi geliyor bana. Hem çocukların üzerindeki baskıyı azaltmış olurdunuz hem de virüsün yayılmasını okulların açılmasına kıyasla düşürmüş olurdunuz. Burada kaybedeceğiniz ise üniversitelerin 1. sınıflarının başlangıç tarihini iki ay kadar geciktirmek olurdu ki bu da virüsün yayılma hızını düşüreceğinden olumlu bile görülebilir.

Bülent Can Aksu: Benim rahatsız olduğum nokta devletin sınavları ilk önce erteleyip aradan süre geçtikten sonra tarihi geri çekmesiydi. Bu öğrencilere yapılan en büyük ayıptı. Sağlık boyutu düşünüldüğünde daha mantıklı karar olduğu söyleniyor ancak bizim “sağlık” dediğimiz durum sadece fiziksel sağlıktan ibaret değil.

Birçoğumuz yaşadık bu stresi. Ertelenmesi bile bir strese sebep olabilirken erkene çekilmesi bu öğrencileri muhakkak ki psikolojik olarak etkilemiştir. Gelelim işin koronavirüs boyutuna.

Sağlıklı gençlerde çok çok nadirr seyreden bu virüs aslında bakıldığında bu yaş gruplarına etkisi fazla abartılacak düzeyde değil. Ancak, herkes sağlıklı doğmuyor. Uzmanların sürekli korunması gerektiğini söylediği kronik hastalıklı gençler de var, onlar da tabii ki riskli grupta.

“Çözümü ertelemek miydi?” diye sorarsanız bana kalırsa hayır. Söylediğim gibi benim en çok şikayet ettiğim nokta işin psikolojik boyutuydu ve açıklanan tablolara göre hepimizin kaygılandığı koronavirüs patlamaları gözükmedi. Bu işin hızlıca olup bitmesi hem ülkenin ekonomisi için hem de öğrencilerin psikolojisi için iyi oldu. Ancak şunu da tekrar söylemek gerekir eğer en başta bir söz veriliyorsa, o sözü tutmak da bu ülkenin başındakilerin en büyük görevlerindendir.

Batuhan Özmen: Sınav tarihleri konusunda çok önemli bir hata yapıldı. Sınavın ilk olarak ertelendiği tarihte virüsün hâlâ hayatınızda olacağı belliydi. Buna rağmen neden böyle bir ayarlama yapılma gereği duyuldu anlamak güç. İki durumdada virüs hâlâ bir tehlike ise tarihi değiştirip sınav stresini perçinlemenin manası yoktu. Sınav tarihleri konusunda yaşanan bu belirsizlik hâli mutlaka öğrenciler ve dolaylı olarak veliler üstündeki baskıyı katlamış ve performans düşüklüğüne sebep olmuştur. Yine de bir önceki soruda değindiğim gibi eğer ertelendiği tarihte virüs yine de hayatımızda olmaya devam edecekse öğrenciler için daha olumlu bir durum olacağını sanmıyorum.

Zeynep Aslı Elidolu: Sınavın ileri tarihe atılması vaka durumunu kestiremedikleri için mantıklıydı fakat daha sonra erken bir tarihe çekilmesi saçmaydı. Bence bu aday öğrencileri daha çok strese soktu. Sınavın ertelenmesi konusunda ise; Bu sınav her halükarda yapılacaktı zaten. Haziran olmasaydı Ağustos ya da Eylül’de olurdu. Fakat bu aday öğrencilerin daha da panik olmalarına sebep olurdu, gerilirlerdi. Dolayısıyla yapılması bence en mantıklı olanıydı hatta alınan tedbirleri de gayet yerindeydi. Sadece keşke sınav tarihini bir ileri bir geri atmasalardı.

Soru 5: Sizce Türkiye önümüzdeki dönemlerde koronavirüs tedbirleri kapsamında neler yapmalı? Neler yapar ise veyahut hangi etkinliklere kısıtlama getirirse koronavirüs’ün ülkemizde bitebilir?

Mert Can Ay: Samimi fikrim bu virüsün yapılacaklar ile artık çokça engellenemeyeceği yönünde. Bireylerin, bireysel olarak kendilerini koruması, ellerinden geldikçe daha dikkatli olmaları sayesinde korunabileceğini düşünüyorum yani herkesin kendisine dikkat etmesine dolayısıyla da içinde bulunduğu çevresine, etrafındaki insanlara da yardımcı olacağını düşünüyorum. Her ne kadar zamanında uygulanan kısıtlamalar, diğer ülkelere nazaran daha erken safhada yapılanlar olsa da şimdi görülen portre de bizlere belli başlı aşamaların artık geçildiğini ve bazı şeyler için çok geç olduğunu gösteriyor. Söz konusu bir kısıtlama tekrar olsa bile, bu kısıtlamanın ne kadar sürebileceğini az çok kestiriyoruz bunda da gerek ekonomik sebepler gerekse sosyal sebepler baş çekiyor. Bu nedenle herhangi bir kısıtlamanın veya bu tarz durumlarının uygulanmasının artık çoklukla bize fayda sağlayacağını düşünmüyorum. İster istemez virüsle yaşamayı öğrendik. Daha köklü sonuçlar bulunana kadar da bu sürecin böyle devam edeceğini düşünüyorum.

Samet Kılıç: Öncelikle aşı bulunup, belli bir nüfus oranına yapılana kadar virüsün yok olacağını hiç sanmıyorum. Bu konuda önceki cevaplarımda da belirttiğim gibi, okulların fiziksel olarak kesinlikle açılmaması gerektiğini düşünenlerdenim. Ekonomik sıkıntının çok daha fazla büyüyüp başka felaketlere sebep olmaması açısından ufak esnemeler yapılabilir, fakat tadının kaçmaması şartı ile. İnsanlar evden çalışabileceği ve harcama yapabileceği alanlara yönlendirilebilir, bu alanlarda teşvikler ve çalışmalar yapılabilir. Kısa vadede bundan büyük sonuç almak oldukça güç olsa da, katkısı olacaktır. Bu işsizlik ortamında kirada, geliri olmayan, birikimi olmayan ve çocuklu aileler ne yapıyor düşünmek bile istemiyorum. Ülke olarak bu insanların temel ihtiyaçlarının karşılanması hepimizin sorumluluğunda. Virüsle mücadele için ekonomiyi toptan kapatıp, bu insanları, yani toplumun neredeyse yarısını harcamanın bir anlamının olmayacağını düşünüyorum. Bunun için üretimin ve tüketimin bir şekilde devam ettirilmesi gerekiyor. Bu zorunluluk etrafında yaşamaya alışmak, virüsten kaçınmayı öğrenmek ve öğretmek, yapabileceğimiz en faydalı fiil olacaktır.

Bülent Can Aksu: Koronavirüsün pandemi ilan edildiği tarihten itibaren bitmesi için bize şartlar koşuluyor.

  1. Aşı bulunması ve yeni bulaşların önlenmesi
  2. Tamamiyle koronavirüs için tedavi bulunması ve kesin çözüm olması
  3. Virüsün mutasyona uğrayıp bulaş özelliğini kaybetmesi.

Bu üç şartı da yaklaşık 4 aydır bekliyoruz. Hiçbirinden resmi bir şekilde olumlu gelişme göremiyoruz. Peki ne yapmamız gerekiyor o zaman?

Ben uzman değilim, ancak uzmanları okumayı çok severim. Bu işin halk sağlığı uzmanlarını yerli, yabancı, enfeksiyon hastalıkları uzmanlarını ve bana göre en önemlisi aktüerya uzmanlarını okudum.

Aktüerya uzmanları elde ettikleri verileri tablolarla, grafiklerle, matematiksel verileri kullanarak durumu analiz etmeye çalışır. Mesela “Google Hareketlilik Verileri”ni düzenli olarak paylaşıyor. Bu aktüerya uzmanları bu verileri alıp bir grafiğe dönüştürüyolar. Nerelerde hareketlilik artmış, nerelerde azalmış ve bunun tabloya etkisi nasıl olmuş, bunların cevaplarını arıyorlar. Bu nedenle ellerinde nerelerin sıkıntı yarattığını daha net görebilecek veri olduğu için aktüerya uzmanlarının grafiklerinin önemle takip edilmesi taraftarıyım. Nerelere kısıtlama getirilmesi gerektiğini en açık ve kesin bilgiler ışığında onlar bilecektir diye düşünüyorum.

Batuhan Özmen: Öncellikle aşı hariç hiçbir önlemin virüsü bitirebilmesi maalesef mümkün değil. Bu yüzden alınacak tedbirler ancak virüsün artmasına engel olabilir. Real-politik olarak baktığımız zaman ekonominin devamlılığı ilkesi bizi radikal önemlemler almaktan men ediyor. O yüzden aşı dışında virüsü bitirmeye yarayacak bir çözümün hükümet tarafından üretilmesi zor görünüyor. Burada önemli olan halkın aldığı önlemler. O yüzden burada iş hükümetten çok halka düşmekte.

Zeynep Aslı Elidolu: Düğün salonlarının erken açıldığını düşünüyorum, biraz daha beklenmeliydi. Herkes bunaldığı için etkinliklere katılmak ya da gece kulüplerine gitmek istiyor fakat kimse sosyal mesafeye önem vermiyor, muhtemelen vermeyecek de bu yüzden mümkün olduğu kadar bu etkinliklerin biraz daha geç başlaması gerektiğini düşünüyorum. Maddi açıdan maske alamayan ve maske takmayıp ceza ödeyenler var bu tür insanlara maske ve dezenfektan yardımı yapılması gerektiğini düşünüyorum. Polislerin ya da bekçilerin şehirlerin belli kalabalık olan yerlerinde bekleyip maske takmayanları uyarması gerektiğini düşünüyorum. Eğer daha fazla önlem alınmazsa diğer ülkeler gibi bizde 2. dalga riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.

Soru 6: Son zamanlarda gündem olan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklaması ile Sosyal Medya uygulamalarına getirilen kısıtlamalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mert Can Ay: Kısıtlamaları doğru yahut mantıklı bulamıyorum. Söz konusu bir yasak herhangi bir şeyi daha cezbedici kılar bu nedenle de yasaklanması, getirilen kısıtlamaların amacına hizmet etmeyeceğini düşünüyorum. Bunun yanı sıra da, sosyal medyanın kötü yanlarının aksine, faydalı yanları da ele alındığında (ki buradan bahsetmek istediğim insanların sosyal medya vasıtası ile, kendini geliştirmeye olanak sağlayan tarafına değinmek istiyorum, azınlıkta bile olsa böyle sayfaların, kişilerin, kurumların varlığı sosyal medya sayesinde ayakta ve bunlar kanımca değerli oluşumlar) kısıtlama getirilmesini yanlış buluyorum. Sosyal medya, kötü yanlarıyla ve diğer bir çok olası zararlı yanlarıyla öne çıkıyor ki bu da inkar edilemez, ancak bunu bir kısıtlama yoluna sokarak engellemeye çalışmak şüphesiz ki durumu daha da karmaşıklaştıracaktır.

Samet Kılıç: Sosyal medyanın da diğer medya organları gibi elbette denetlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu denetleme sonucunda topluma mutlak zararı olduğu düşünülen platformlar da cezalandırılmalı veya kullanımı bir şekilde engellenmeli, kısıtlanmalı. Şimdi burada önemli olan şey, hangisinin zararlı hangisinin zararsız olduğuna karar verecek kişiler, yetkinlikleri ve niyetleri. Şayet gerçekten insanların iyiliği için adım atılacaksa ve beni buna ikna ederlerse, sonuna kadar arkasındayım. İnternet ortamını belli düşünce ve görüşlerin yayılması için şekillendirmeye çalışıp, zıt görüşler engellenecekse, sonuna kadar karşısındayım. Ben bu kararların tamamen tarafsız ve halkın faydasını göz önünde bulundurarak alındığına inanmıyorum. Gerçeği bize her zamanki gibi zaman gösterecek fakat televizyonda son 15 yılda yapılan değişime bakarak, bu kararların da aynı niyetle alındığına kanaat getirmek çok da akıl dışı değil.

Bülent Can Aksu: Bu gençlik ebeveynlerinden dolayı apolitize büyüdü, büyüdük. Hakkını usulünce aramayı araştırmadığı ve öğreten de olmadığı için, hak arayışını hep yakıp yıkmak zannetti. Ancak bir yerlerde kendini ifade edebildiği, bir şeyleri değiştirebildiği ve en önemlisi bu kadar zorluk içindeyken eğlenebildiği mecralar keşfetti. Bunları toptan sınırlamanın hiçbir şekilde akla uygunluğu yoktur.

Bu mecralarda insanlar sadece eğlenmiyor, öğreniyor. Eğer şikayet edilen “yanlış haberler” ise ben bunun sonuna kadar arkasındayım ancak çözüm kapatmak değil. Kendimce nedenini biraz anlatmaya çalışayım.

Örneğin Twitter, her açtığınızda farklı bir haber okuyorsunuz ve bunları teyit etmek için zamanınız olmayabilir. (Her hesap BirParçaTuhaftık kadar güvenli değil ne de olsa)

Baktınız ki 30 bin beğenili 5 bin retweetli bir haber tweeti okudunuz. Bunun ister istemez doğru olduğunu düşünüyorsunuz, bu kadar insan yanılmaz çünkü değil mi? Ancak buna o kadar çok maruz kalıyoruz ki yanlış olduğunu kesin kanıtlarla anlattığımız halde önümüze delil olarak bu tweetlerin sunulmasını kaldıramıyoruz, ben kaldıramıyorum en azından. Hepsi iyi niyetli de değil. Terör propagandası yapan hesapların paylaştığı yalan, yanlış tweetler de uluslararası kamuoyunda Türkiye’yi zor duruma sokabiliyor. Bunu önlemenin tek yolu yukarıda söylediğimiz gibi kapatmak asla olamaz. 2021 yılına girerken böyle özgürlüklerin kısıtlanması hem hiçbir mana ifade etmeyecekken -VPN vs.- ülkenin itibarını düşürmekten başka bir işe yaramayacaktır. Hal ve hareketlerimizi hukuka ve kişisel haklara saygı duyarak belirlemeliyiz. Ülkemizin yöneticilerine naçizane bir vatandaş olarak çağrımdır.

Zeynep Aslı Elidolu: Belki de herkesin istediği şeyler paylaşabileceği ya da istediklerini izleyecekleri tek yer sosyal medyaydı dolayısıyla çok yersiz buluyorum. Ayrıca bir kişinin yaptığı şeyi bütün halka mal etmek ne derece doğru? Ayrıca bu sosyal medyalar kapatılsa dahi illaki alternatif platformlar açılacak ve insanlar oraları kullanmaya başlayacak, bu bir çözüm değil.

Teşekkür ediyoruz!

BPT Yazar Ekibi ile Soru/Cevap etkinliğinin ikinci serisinin sonuna geldik. Cevaplarımıza verdiğiniz değer, okumak için harcadığınız zaman ve bizleri takibi bırakmadığınız için tüm ekibimiz adına teşekkür ediyoruz. Sizlere en kaliteli ve hızlı içeriği sunmak için elimizden geleni yapıyoruz. Tıpkı bu yazıda olduğu gibi, tüm yazılarımız tamamen bizim düşüncelerimiz üzerine kuruludur.


Emirhan Doğan
Genel Yayın Yönetmeni