arama

Bireysel Devrim: İsmet Özel – Amentü Şiir Tahlili

  • paylaş
  • paylaş
  • Timurtimbuktu

İSMET ÖZEL HAYATI – SANATI – ESERLERİ

İsmet Özel 1944 Kayseri doğumludur. Babası polis memurudur. Babasının mesleği gereği birçok il gezmiştir, en son Ankara’ da bulunmuştur. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne bir süre devam ettikten sonra Hacettepe Üniversitesi Fransız Filolojisi’ne geçmiş ve buradan da mezun olmuştur. Şiiri ilk kez 1963 yılında Yelken Dergisi’nde yayımlanmıştır. Daha sonra yakın dostu Ataol Behramoğlu ile 1969’ da hazırlıklarına başladıkları Halkın Dostları dergisini 1970 yılında çıkarmışlardır.

İsmet Özel’ in yazın hayatı iki evrede incelenebilir. 1974 Amentü öncesi ve sonrası. İsmet Özel, 1974 yılına kadar yayımlanan şiirlerinde sol söyleme mensup bir şair iken intihar etmeye kalkmış fakat bileklerinden akan kanı görünce birden aydınlandığını düşünüp inançlı bir insan haline gelmiştir. Amentü şiiri de bu geçiş evresini anlatmaktadır.

İsmet Özel, “ Şiir Nedir? “ sorusuna şu yanıtı verir:

O, şiir işte. Yani ne söylediği önemli değil ama…

“İki arkadaş genişçe, büyükçe bir merdivenden indiklerini düşünelim. Bir tanesinin ne oluyorsa ayağı mı burkuluyor artık, yoksa muz mu kabuğu koymuşlar oraya? Kayıyor ve düşüp merdivenlerden yuvarlanmaya başlıyor ve durduğu yerde hareketsiz yatıyor. Yanındaki arkadaşı tabi korkuyla, telaşla, heyecanla yanına gidiyor ve arkadaşını omuzlarından kaldırıp “Bir şey söyle! Bir şey söyle!“ diyor. İşte o düşen arkadaş, gözlerini açıp bir şey söylüyor. O, şiir işte. Yani ne söylediği önemli değil ama kendisinden “Bir şey söyle!“ yani o sözü işitmiş olmasından dolayı hem bir şey söylüyor yani. O söylediği şey kendi canlılığını gösterdiği gibi arkadaşının da yüreğini ferahlatıyor yani. Şiir budur ve başka bir şey değildir. Ama dediğim gibi şiirin doğması için bizim bir merdivenden inmemiz gerekir, yanımızda bir arkadaşımız olması gerekir vesaire.* “ ( bknz: https://www.youtube.com/watch?v=xB50oaHilAs )

*Metin, konuşmasından aktarıldığı için anlatım bozuklukları düzeltilmemiştir.  

İsmet Özel, şiir dilinin ve konusunun nasıl olması gerektiği hakkındaki görüşünü şu şekilde açıklar:

   “Ben şiir dünyasına ilk adımlarımı attığım sıralarda Ankara’da idim. Hüseyin Cöntürk, çarşamba akşamları davet ettiği bazı insanları ağırlardı. O akşamlardan birinde Turgut Uyar ve ben karşı karşıya konuşuyoruz. Ben biraz önce bu şiir dolayısıyla söylediğim sözlerin paralelinde bir şeyler söyledim Turgut Uyar’a. Dedim ki yani bir dünyada yaşıyoruz, bu dünyada şairin sözü her şeyden önemli çünkü mesela geçenlerde dedim Peru’da bir futbol maçı sırasında halk tribünlerden indi ve onlara mani olmak isteyen polisleri dövdü. Peru’da oldu bu. Yıl 1964. Yani yıl 1964. Yani 27 Mayıs İhtilali’nin üzerinden dört sene geçmiş – geçmemiş. Türkiye’de böyle bir şeyin olması bahis konusu değil. Türkiye’de halk kelimesinin ne ifade ettiği, polis kelimesinin ne ifade ettiği Türkiye’de yaşayanlar için bile tam yerine oturmuş değil ama biz gazete haberi olarak, o zaman, bunu öğreniyoruz. Ben dedim ki Turgut Uyar’a yani şairin söylediği şey dünyada olandan daha kıymetli olmalı. Yani dünyada bir şeyler oluyor; hem o olan şeyi yansıtacaksınız, yaşatacaksınız ama aynı zamanda ortaya bir şiir çıktığına göre başka insanların beslenebileceği bir, bir şey de ortaya koyacaksınız. Yani şiir, şiir başka türlü nasıl olur? Peki dedi Turgut Uyar, sen olsan ne yapardın? Vallahi gayret ederdim ki buna denk düşen bir mısra kurayım… ** “ ( bknz: https://www.youtube.com/watch?v=A1YNt2wBN94 )

** Metin konuşmadan olduğu gibi aktarıldığından anlatım bozuklukları düzeltilmemiştir.

   Şairin eserleri şu şekildedir:

Kitapları:


1.Üç Mesele
2.Zor Zamanda Konuşmak
3.Taşları Yemek Yasak (It is Prohibited to Eat the Stones)
4.Bakanlar ve Görenler
5.Faydasız Yazılar
6.İrtica Elden Gidiyor
7.Surat Asmak Hakkımız
8.Tehdit Değil Teklif
9.Waldo Sen Neden Burada Değilsin?
10.Sorulunca Söylene
11.Cuma Mektupları -1,2,3,4,5,6,7,8,9,10
12.Tahrir Vazifeleri
13.Neyi Kaybettiğini Hatırla
14.Ve’l-Asr
15.Tavşanın Randevusu
16.Bilinç Bile İlginç
17.Şiir Okuma Kılavuzu
18.40 Hadis
19.Henry Sen Neden Buradasın-1
20.Henry Sen Neden Buradasın-2
21.Kalıntürk
22.Çenebazlık
23.Şairin Devriye Nöbeti 1 – Tok Kurda Puslu Hava
24.Şairin Devriye Nöbeti 2 – Bileşenleriyle Basit
25.Şairin Devriye Nöbeti 3 – Neredeyizim
26.Şairin Devriye Nöbeti 4 – Ebruli Külah

Şiir:


Geceleyin Bir Koşu (1966),
Evet İsyan (1969),
Cinayetler Kitabı (1975),
Şiirler 1962-74 (1980),
Şiir Kitabı (1982),
Celladıma Gülümserken (1984),
Erbain (1987),
Bir Yusuf Masalı (2000).
Of Not Being A Jew (2005)
Of Not Being A Jew-İlaveler ve Vaat Edilmiş Bir Şiir- (2008)
Of Not Being A Jew (2011)

Deneme, Söyleşi, Mektup:


Üç Mesele (1978),
Şiir Okuma Kılavuzu (1980),
Zor Zamanda Konuşmak(1984),
Taşları Yemek Yasak (1985),
Bakanlar ve Görenler (1985),
Faydasız Yazılar (1986),
İrtica Elden Gidiyor (1986),
Surat Asmak Hakkımız (1987),
Tehdit Değil Teklif (1987),
Waldo Sen Neden Burada Değilsin? (1988),
Sorulunca Söylenen
Cuma Mektupları (1-10)(1995-2004),
Tahrir Vazifeleri
Neyi Kaybettiğini Hatırla(1994)
Ve’l-Asr,
Bilinç Bile İlginç,
Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar (1995),
Tavşanın Randevusu(1996)
Kırk Hadis(2004)
Henry Sen Neden Buradasın? 1-2 (2004)
Kalın Türk (2006)
Çenebazlık (2006)
Şairin Devriye Nöbeti 1 – Tok Kurda Puslu Hava
Şairin Devriye Nöbeti 2 – Bileşenleriyle Basit
Şairin Devriye Nöbeti 3 – Neredeyizim
Şairin Devriye Nöbeti 4 – Ebruli Külah
Şairin Devriye Nöbeti 5 – Evet mi Hayır mı? Sınıf Savaşı Evet, Milli Mücadele Hayır
Şairin Devriye Nöbeti 6 – Allah’ın Emri Zaid/Plus Peygamberin Kavli
Şairin Devriye Nöbeti 7 – Evlenseydik Boşanacaktık
Şairin Devriye Nöbeti 8 – Hayatın Manası Versus Manalı Bir Hayat
Şairin Devriye Nöbeti 9 – Karz-ı Hasen
Şairin Devriye Nöbeti 10 – Siper Beden
Şairin Devriye Nöbeti 11 – Muvazzaf
Şairin Devriye Nöbeti 12 – Başbaş Başbaşa Başabaş

Çeviri:


Siyasi Felsefenin Büyük Düşünürleri – William Ebenstein
Gariplerin Kitabı – Ian Dallas
Osmanlı İmparatorluğu ve İslami Gelenek – Norman Itzkowitz
Bilim Kutsal Bir İnektir – Anthony Standen
Cihad- Bir Temel Tasarım – Abdülkadir Es-Sufi

AMENTÜ

İnsan

eşref-i mahlûkattır, derdi babam

bu sözün sözler içinde bir yeri vardı

ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman

bu söz asıl anlamını kavradı

geçti çıvgınların, çıbanların, reklâmların arasından

geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı

kararmış rakamların yarıklarından sızarak

bu söz yüreğime kadar alçaldı

damar kesildi, kandır akacak

ama kan kesilince damardan sıcak

sımsıcak kelimeler boşandı

aşk için karnıma ve göğsüme

ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden

aşk ve ölüm bana yeniden

su ve ateş ve toprak

yeniden yorumlandı.

Dilce susup

bedence konuşulan bir çağda

biliyorum kolay anlaşılmayacak

kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın

yanık yağda boğulan yapıların arasında

delirmek hakkını elde bulundurmak

rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için

bana deha değil

belgeler gerekli

kanıtlar, ifadeler, resmî mühür ve imza

gençken

peşpeşe kaç gece yıllarca

acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım

bilmezdim neden bazı saatler

alaturka vakitlere ayarlı

neden karpuz sergilerinde lüküs yanar

yazgı desem

kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma

Tokat

aklıma bile gelmezdi

babam onbeşli olmasa

Meyan kökü kazarmış babam kırlarda

ben o yaşta koltuğumda kitaplar

işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı

cebimde kırlangıçlar, çılgınlık sayfaları

kafamda yasak düşünceler, Gide meselâ.

Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm

her sevinç nöbetinde kusmuk sunuldu bana

gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar

resimli bir kitaptan çalardım hayatımı

oysa her gün

merkep kiralayıp da kazılan kökleri

Forbes firmasına satan

babamdı.

Budur

İşte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku

işte şehirleri bayındır gösteren yalan

işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan

kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla

güçbelâ kurduğum cümle işte bu;

ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan

tenimin olanca ağırlığı yokoldu.

Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak

bile bir bir çınlayan

ihtilâl haberidir

ve  gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu

nisan ayları gelince vücudu hafifletir

şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah

bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur

marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim

gider şehre ve şaraba yaltaklanarak

biraz ağlayabilmek için

fotoğraflar çektirir

babam

seferberlikte mekkâredir.

İnsanın

gölgesiyle tanımlandığı bir çağda

marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak

belki ruhların gölgesi

düşer de marşlara

varlık sancısıyla çığırmak:

Ezan sesi duyulmuyor

Haç dikilmiş minbere

Kâfir Yunan bayrak asmış

 Camilere, her yere

Öyle ise gel kardeşim

Hep verelim elele

Patlatalım bombaları

Çanlar sussun her yerde

Çanlar sustu ve fakat

binlerce yılın yabancısı bir ses

değdi minarelere:

Tanrı uludur Tanrı uludur

polistir babam

Cumhuriyetin bir kuludur

bense

anlamış değilim böyle mecralardan

ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur

yalnız

coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan

nüfus cüzdanımda tuhaf

ekmek damgası durur

benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu

etin ıslak tadına doğru

yavaş yavaş uyanmak

çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp

hırsız cenazelerine bine bine

temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme

korkak dualarından cibinlikler kurarak

dokunduğum banknotlaradan tiksinmeyi itiraz

nakışsız yaşamakları

silâhlanmak sanarak

çıkardım

boğaza tıkanan lokmanın hartasını

çıkınımda güneşler halka dağıtmak için

halkı suvarmak için saçlarımda bin ırmak

ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış

hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa

fly Pan – Am

drink Coca – Cola.

Tutun ve yüzleştirin hayatları

biri kör batakların çırpınışında kutsal

biri serkeş ama oldukça da haklı.

Ölümler

ölümlere ulanmakta ustadır

hayatsa bir başka hayata karşı

Orada

aşk ve çocuk

birbirine katışmaz

nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı

kendi tehlikesi peşinden gider insan

putların dahi damarından aktığı güne kadar

sürdürür yorucu kovalamayı.

Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?

nerde, hangi yöremizde zihnin

tunç  surlardan berkitilmiş ülkesi

ağzı bayat suyla çalkalanmış çocuğa rahim olan

parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?

Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim

takvim yapraklarının arasını dolduran

nedir o katı şey

ki gücü

gönlün dağdağasını durultacak?

Hayat

dört şeyle kaimdir, derdi babam

su ve ateş ve toprak.

Ve rüzgâr.

Ona kendimi sonradan ben ekledim

pişirilmiş çamurun zifirî korkusunu

ham yüreğin pütürlerini geçtim

gövdemi âlemlere zerkederek

varoldum kayrasıyla Varedenin

eşref- i mahlûkat

nedir bildim.

AMENTÜ ŞİİR TAHLİLİ:

Teması: Materyalizm ile İslam coğrafyasındaki düşünce hareketliliği sonucu meydana gelen gel – gitler.

   Başlık: Amentü. Amentü Arapça “ inandım “ anlamına gelen kelimedir. Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve kadere inanmak anlamı taşır. Şiirin başlığı şiir hakkında bilgi vermektedir.

   Şiirin ilk üç dizesinde “ İnsan/ eşref- i mahlûkattır derdi babam/ bu sözün sözler içinde bir yeri vardı “ mısraları yer alıyor. Burada bu sözün çocukluk yıllarında duyulduğu fakat anlam verilemediği anlamı vardır. Bu sözler, o dönemde henüz hakikatine erişememiştir. İlk kısım “su ve ateş ve toprak/ yeniden yorumlandı” diye bitiyor. Eylül, fizyolojik anlamda yorgunluğun ifadesidir. Eylül ayında doğada ağaç yaprak döker ve tabiat görevini yaptığı için yorgundur. Şair de yorulmuş ve intihara teşebbüs etmiştir.

   Çıvgın: Kavga

   Çıban: Sefalet

   Reklam: Emperyalizm sembolüdür.

   “kararmış rakamlar“ ifadesi ile anlatılmak istenen insanların bağlarını sadece paraya endekslemesidir. Damardan kan yerine kelime akması kısmında kan, küfrü; kelime, imanı sembolize eder. Su ve ateş ve toprak kısmında ise Anasır- ı Erbaa’dan söz edilmektedir.

   Şiirin ikinci kısmı “Dilce susup/ bedence konuşulan bir çağda“ dizeleriyle başlar ve “Tokat/ aklıma bile gelmezdi/ babam onbeşli olmasa.“ dizeleriyle sonlanır. Bu kısımda beden dili kullanımının fazla yaygınlaşması ve dil ile iletişimin önüne geçmesinden bahsediliyor. Şiir dili yerine beden dili tercih edilmesinden dolayı şair, kendinin de anlaşılamayacağından yakınmaktadır.

   Fücur: Günahkarlık, edepsizlik terimlerinin genel adıdır. Dünya fücur kanatlı bir kuşa benzetilerek artık yaşanılmaz bir yer haline geldiğinden bahsedilmektedir.

   Yanık yağ: Mazot artığının adıdır. Yapı denilerek insanların yaşam alanı kastedilmiştir. Bu dizelerde çarpık kentleşme, havanın ve çevrenin kirletilmesi üzerinden modern dünya hicvedilmiştir.

   Rahm: İnsanları büyüten ve yetiştiren ortam anlamına gelmektedir. Rahmi açıklamak için belgelere ihtiyaç duyulduğunun söylenmesinde ironi vardır. Şair burada dehayı ötelediğini, belgelere ihtiyaç duyduğunu çünkü belgelerin nesnel olduğunu söylüyor. Belge, mühür çağdaş terimlerdir. Şair, insani değerlerle yönetilen dünyaya duyduğu özlemi vurgulamaktadır.

   Gençken alaturka vakitlerden habersiz olduğu söylemi gençken imanlı olmadığı anlamına gelir. Alaturka vakitlerden kasıt Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde de var olan ezanî saatlerdir. Yine gençken yazgı kelimesinin kendini kötü hissettirdiğini söylemektedir. Fatalizmi (kadercilik) yanlış bir kelime olarak duyup algılamaktadır.

   Tokat kelimesinin şiirde iki anlamı vardır.

  1. İmanın kendisine bir tokat gibi çarpması
  2. Şehir ismi

   Onbeşli kelimesi bildiğimiz türküye göndermedir. İsmet Özel’in babası hem Balkan Savaşı’na katılmış hem de İstiklâl Harbi’ni görmüş bir gazidir ve Balkan Savaşı’nda tam on beş yaşındadır.

   Şiirin üçüncü kısmı “Meyan kökü kazarmış babam kırlarda/ ben o yaşta koltuğumda kitaplar“ dizeleriyle başlayıp “ Forbes firmasına satan/ babamdı. “ dizeleriyle bitiyor.

   Şair bu kısımda babasının mesleğini söylemiştir, gençliğini tasvir etmiştir. Andre Gide Nobel ödüllü Fransız bir yazardır. “Duyumsuyorum o halde varım.“ görüşünün savunucularındandır. Andre Gide o dönemde resmi ideoloji ile ters düşmektedir.

   Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm kısmında bahsedilen kirlilik manevi bir kirliliktir. Kar yağarken yüzün kirlenmesi şiirde sapma anlamına gelir. Okuyucunun zihninde beklentiyi terse düşürür ve modernist şiirin unsurlarındandır.

   Üçüncü kısmın sonunda Marksist ideoloji göndermesi ve babaya isyan vardır. Baba Balkan Savaşı’nı ve İstiklal Harbi’ni görmüş bir gazi olmasına rağmen emeğini Forbes firmasına satarak emperyalizme hizmet etmektedir ve emperyalizme hizmet amentü tabiatına aykırıdır.

   Şiirin dördüncü kısmı “Budur/ İşte bir daha korkmamak için korkmaz görünen  korku“ dizeleriyle başlar ve “babam/ seferberlikte mekkâredir.“dizeleriyle sona erer.

   Bu kısım yine ideolojik bir kısımdır. Modern mimarinin şehri bayındır göstermediği savunulur ve modern giyimin bir aldatmaca olduğunu anlatılır. Resmi ideolojiyle amentünün ters düştüğünden ve resmi ideolojinin elinde bir haç taşıdığından ve özünü kaybettiğinden bahseder.

   Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak olumsuzluk metaforlarıdır ve ihtilal haberidir.

   Nisan ayı aydınlık habercisidir. Yazın gelişini simgeler ve mevsimsel olarak diriliş ayıdır. Şahlanan grevler diyerek yaklaşan 1 Mayıs İşçi Bayramı’na vurgu yapılmaktadır. Dördüncü kısmın kalanında yine ironi hakimdir. İktidar sahiplerinin işçilere kötü davrandığından fakat işçilerin haklarını alacaklarından bahsediyor. Mekkâre kelimesi hayvanla yük taşımacılığı yapan kimse anlamına gelmektedir.

   Şiirin beşinci kısmı “İnsanın/ gölgesiyle tanımlandığı bir çağda“ dizeleriyle başlar orta kısmında bir marş bulunur ve “polistir babam/ Cumhuriyetin bir kuludur.“ dizeleriyle sona erer.

   Şair bu dizelerde varlık sancısı çekmektedir. Babası ile iletişiminde sesinin marş sesi gibi olması gerektiğini savunmaktadır ve bir marş yazmıştır.

   Marşın birinci dörtlüğünde Türkiye’de Müslümanlığın Hristiyanlığa benzetilmeye çalışıldığından bahsediyor. Her yer dediği Türkiye’dir.

   Marşın ikinci dörtlüğünde cihad çağrısı yapmaktadır.

   Beşinci kısmın kalanında İstiklal Harbi’nin kazanıldığını, ezanın Türkçe okunduğunu söyler. Babasını cumhuriyetin kulu olarak niteler ve amentüye ters düştüğünü savunur.

   Şiirin altıncı kısmı “bense/ anlamış değilim böyle mecralardan“ dizeleriyle başlayıp “ fly Pan – Am/ drink Coca – Cola“ dizeleriyle biter.

   Bu dizelerde XI . yüzyılda yaşamış İngiltere Dük’ünün karısı Godiva’dan bahsediliyor. O dönemde Dük, halkına zulmetmektedir. Godiva halka zulmetmemesi gerektiğini söyler. Dük ise Godiva ile bir anlaşma yapar. Godiva çıplak bir şekilde atın üzerinde sokaklarda dolaşacaktır. Halk Godiva’ yı sevmektedir, önceden tembihlenirler ve herkes evine girip perdelerini kapatır. Tom adındaki biri perdeyi açıp bakmak istediğinde kör olur. İsmet Özel, artık Godiva gibilerin kalmadığından bahseder.

   İsmet İnönü döneminde kıtlık yüzünden ekmeğin karneyle verilmesi sorununa değinilmiştir. İsmet Özel paraya önem vermediğini, helal yediğini ve nakışsız yani gösterişsiz yaşadığını söylemiş ve cömert olduğunu savunmuştur. Bu da tasavvuf inancındaki fenafillah ile özdeşleşir. “fly Pan – Am/ drink Coca – Cola“ kısmı ise yine ironidir.

   Şiirin yedinci kısmı “Tutun ve yüzleştirin hayatları/ biri kör batakların çırpınışında kutsal“ dizeleriyle başlayıp “nedir ki o katı şey/ ki gücü/ gönlün dağdağasını durduracak?“ dizeleriyle sonlanır.

   Bu kısımda bataklık – kutsallık tezatı vardır. Şair bataklıkta çırpınmayı kutsamıştır.

   Toplu ölümlerle bahsedilen şey modern dünyanın insanı değersiz kılmasıdır.

   Kalan kısımda çocuk saflığı temsil eder. Düzgün yaşamın nerede olduğunu sorgular ve kokuşmuş hayatta çocuğumuzu nasıl yetiştireceğimizi sorar: Parti broşürleri ile mi yoksa kafiyeler ile mi?

   Şiirin sekizinci ve son kısmında Anasır- ı Erbaa’ya kendini de dahil eder. İnsan olmadan dört unsurun bir anlam ifade etmeyeceğini vurgular.

   Pişirilmiş çamur ile insan kast edilmektedir çünkü insan topraktan yaratılmıştır. Bir Mevlana göndermesi vardır. “Hamdım, yandım, piştim.“ Şair gövdesini alemlere zerk ederek insanın doğa ile birleşmesini vurgulamıştır.

   Şiir eşref – i mahlûkat sırrına ulaşma ile sona erer.

KAYNAKÇA:  

İsmet, Özel. ( 2015 ). Erbain. İST: Tiyo Yayınları.

İsmet, Özel. ( 2015 ). Erbain. İST: Tiyo Yayınları. İsmet, Özel. ( 2011 ). Şiir Okuma Kılavuzu. İST: Kitapyurdu Yayınları.


  • hasan özgür
    4 ay önce

    Benim için çok faydalı ve güzel bir yazı elinize, emeğinize sağlık

    1
    yorum beğen
  • Kullanıcı
    5 ay önce

    Bence cok boş

    0
    yorum beğen