fbpx
GenelTarih

Bir Türk Mucizesi: Cumhuriyet

Demokrat Doğan Bir Millet: Türkler

Geçmiş asırlarda, henüz Orta Asya bozkırlarında yaşam mücadelesi verirken kurduğumuz devletler, bulundukları zaman ve mekanlara göre demokratik bir nitelik taşıyorlardı. Türk Devleti’nin kağanı, bir karar alacağı zaman Kurultay’a danışır, istişare mekanizmasını devreye sokardı. Türk Töresine aykırı kararlar alamaz, aldığı takdirde Kurultay’ın kararıyla veyahut halkın isyan etmesi sonucu görevinden azledilirdi. 715 yılında İkinci Göktürk Devleti kağanı Bilge Kağan, Türklerin Budizm’i benimseyerek yerleşik hayata geçmelerini istedi. Ancak tecrübeli vezir Tonyukuk, bu fikre karşı çıkarak Budizm’in insandaki hükmetme ve savaşma duygusunu zaafa uğrattığını, Türklerin yerleşik yaşama geçmeleri sonucu kalabalık Çin karşısında mücadele edilemez hale gelineceğini söyleyerek, Bilge Kağan’ı bu fikirden vazgeçirdi.

İslamiyet öncesi Türk devletlerinde görülen bu durum Selçuklularda da değişmedi. Hükümdar, bir karar alacağı zaman Divan-ı Saltanat adı verilen mecliste istişare edilirdi. Türk-İslam devletlerinin en kemale ermişi olan Osmanlı da farklı bir yol izlemedi. Divan-ı Hümayun’da devlet meseleleri görüşülerek karara bağlanır, padişah başına buyruk hareket etmezdi. 20. yüzyılın ilk çeyreğine gelindiğinde Türkler, büyük imparatorluklarını kaybederek Anadolu’da esir düşme tehlikesi yaşadılar. Ancak “uçurumun kenarındaki bu yıkık ülke”, dehşetli savaşların içinden sıyrılıp çıkmayı başararak tam bağımsız ve özgür bir hüviyet sahibi oldu. Başbuğ Atatürk, Türklüğün kazandığı bu büyük askeri zaferin, siyasi, ekonomik, toplumsal alanlarda da sürmesini istiyor; milletine ebediyen var olacak bir devlet bırakmak istiyordu. Bu noktada yapılacak iş, onun zihninde çoktan belli olmuştu: Cumhuriyeti ilan etmek.

Cumhuriyetin ilanıyla eski devirlerde sahip olduğumuz istişare anlayışı başka bir boyut kazanarak yerini tamamen demokrasiye bıraktı. Artık her türlü karar ve kanun Meclis onayına sunuluyor, kendini yönetecek insanları verdiği oylarla halk belirliyordu.

Bir Türk Mucizesi: Cumhuriyet

Her alanda çökmüş bir imparatorluk, on yıllardır giriştiği savaşlardan elinde neyi var neyi yoksa kaybetmiş, harap ve bitap düşmüş bir millet, orduları dağıtılmış, tüm kaleleri zapt edilmiş ve tüm tersanelerine girilmiş bir memleket… Tüm bu şartlar içinde bir milletin istiklalini kurtarmak için mücadele başlatan büyük bir kahraman ve bu kahramanın önderliğinde girişilen savaşlar… Girdiği tüm savaşlardan zaferle çıkarak düşmanı yurttan atan bir ordu… Ardından millet olma bilincini doruğa çıkaran bir Türk Mucizesi: Cumhuriyet!

İşte cumhuriyet budur, cumhuriyet bir Türk mucizesidir. Yıkılmış ve işgale uğramış bir cihan imparatorluğunun küllerinden doğan, kayıtsız şartsız millet egemenliğine dayanan bir mucizedir.

Cumhuriyet, yalnızca Kurtuluş Savaşı ve kazanılan büyük zaferlerle anlatılamaz. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başlatılan kurtuluş mücadelesi cumhuriyetle taçlandırılmıştır. Cumhuriyetin ilanı beraberinde sayısız devrimi getirmiş, toplumsal hayattan devlet yönetimine, eğitimden sağlığa, çevre bilincinden insan onuruna her konuda büyük inkılaplar gerçekleştirilmiştir. Türk kadını toplumda hak ettiği yere cumhuriyet sayesinde erişebilmiş, köhnemiş ve çağa ayak uyduramamış eğitim sistemi cumhuriyet sayesinde Türk kültür ve ahlakına uygun hale gelebilmiştir. Kolera, veba ve sıtmadan kıvranan halk cumhuriyet mucizesiyle sağlıklı nesillere dönüşmüştür. Cumhuriyetin ilanıyla yurdun dört bir yanında fabrikalar açılmış, tarımda devrimler yapılmış, sağlık konusunda çalışmalar başlatılmıştır. Yeni Türk Alfabesi kabul edilerek okuma yazma oranı müthiş bir hızla arttırılmış, Anadolu’nun çorak alanlarında orman çiftlikleri kurulmuş, halka spor ve beden eğitiminin önemi aşılanmış, Türk kültürü, tarihi ve diliyle ilgili pek çok çalışma yapılmış, yüce dinimiz İslam’ın hurafe ve bidatlardan arındırılması için çaba sarf edilmiş, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti bölgede ve dünyada saygın devletler arasına girmiş, kısacası cumhuriyet mucizesinin dokunmadığı tek bir nokta dahi kalmamıştır.

Tüm bu eserleri meydana getiren cumhuriyet, Ulu Önder Atatürk’ün eseridir. Gençliğinden beri hayalini kurduğu ve gerçekleştirmek istediği, Türk Milletini layık olduğu noktaya eriştirme hedefi cumhuriyet ile amacına ulaşmıştır.

“Benim en büyük eserim cumhuriyettir.” diyen Ulu Önder; cumhuriyeti, Türk Gençliğine emanet etmiştir. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini okuyan her genç, cumhuriyetin faziletlerini anlayacak ve kendisine verilen emaneti koruması gerektiğini hiç unutmayacaktır. Cumhuriyet, milletimizin teminatıdır, Türk Gençliği ise cumhuriyetin teminatıdır.

“Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan milletler arasında demokrat doğan yegane millet Türk Milletidir”. Türk Milleti, yaradılışından gelen üstün özelliklerini kullanarak hür ve muasır bir cumhuriyet inşa edecektir. Ancak bu sayede, tarihin ona yüklediği ağır sorumlulukların gereğini yerine getirebilecek, geleceğe umutla bakabilecektir. Ve ancak bu sayededir ki Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacak; Türk Milleti, ebediyen yaşayacaktır.

”Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Yazar hakkında

ODTÜ Tarih Bölümü Hazırlık öğrencisiyim, tarihi ve siyasi meselelerle yakından ilgileniyorum.
Benzer yazılar
GenelPolitika

Cem Uzan: Kurtarıcı mı, Palyaço mu?

GenelTarih

Atatürk: Türklerin Babası

GenelTarih

Bir Büyük Mülkiyeli: Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey

GenelHayat

İstanbul 3 Günde Nasıl Gezilir?

Abone ol ve son haberleri kaçırma

Bir yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir