Bir Şeyin Doğrusu

Kendimizi geliştirmek için bir şeyler yaparken “Doğru mu yapıyorum?”, “Doğru mu düşünüyorum?” gibi sorular sormaya oldukça yatkınızdır. Bu yüzden bir bilen arayıp onun sözlerine güvenmek isteriz. Kendi düşüncelerimizin doğruluğunu kanıtlama ihtiyacı içinde oluruz. Bu biraz eğitim sistemimizle de ilgili olabilir pek tabii. Öyle ki sosyal bilimlerde yoruma oldukça açık sınavlarda bile bakış açımızın hocamızın bakış açısıyla uyuşması beklenmektedir. Böyle olunca entelektüel anlamda kendimizi geliştirirken yine aynı yoldan gitmeye çalışırız. Üstelik performans kaygımızın olma durumu da yokken; kendi kendimize okuyup gelişmek niyetindeyken bile! Peki neden bu durumlarda da bir doğru arayışında oluruz? Gelin sizlerle birlikte bir şeyin doğrusu üzerinden tartışalım.

Kitaplar, Filmler, Müzikler ve Diğerleri

Kişisel gelişimin kitaplarda ya da bir yazıda geçen basit adımlardan oldukça farklı olduğunu işin içine girince anlarız. Bu ilk farkındalıktan sonra bazen eğlenirken çalışmak gibi herkesin yaptığını iddia ettiği düzeni kendi yaşamımızda bulamayız. Bu yüzden çalışırken eğlenir gibi yaparız. 🙂 Öyle ki bir zaman sonra gerçekten eğlencemiz çalışmak olmaya başlar. Tecrübeyle sabittir. Çalışmaktan kastım aslında bir okul dersine yönelik ya da bir işi bitirmek için olan eylemden daha ziyade kişinin kendisini beslemeye yönelik eylemlerini ifade etmek içindir. Kişisel gelişim yerine alternatif kelimemiz “kendini beslemek” olsun o zaman. Bu süreçte neler yaparız? Açıkçası yazının bu kısmında herkesin ilk aklına gelen şeyleri yazdım, elbette farklı şeyler de içerebilir. Bu şeyin doğrusu yoktur.

Kitaplar, filmler ve müzikler dedik. Birilerimiz için hayatı yaşanılır kılan şeylerdir bunlar. Bazılarımız içinse dayanılmaz, tahammül edilemez. Peki hangimiz doğrudur? İnsan bir şeyle karşılaşıp onun ne kadar iyi, ne kadar faydalı olduğunu gördükten sonra herkesin yapması gerektiğini savunma eğiliminde olur. Örneğin ben bu başlığı atarken kendi vazgeçilmezlerimden yola çıkmış olabilirim (?). Sizi de kendi vazgeçilmezlerimle yüzleştirip sizin vazgeçilmezlerinizi eleştirme niyetinde olabilirim (?). Örneğin siz oyun oynamayı, spor yapmayı ya da gezmeyi daha anlamlı buluyorsanız, ben kitapları, filmleri ve müzikleri överken “Acaba yanlış mı yapıyorum?” hissine kapılabilirsiniz. Tabii ki sizde bu etkiyi oluşturacak bir otorite figürü değilim. Herhangi bir unvanım yok, biyografime baktığınızda “E işte araştırmayı seviyormuş.”tan öte bir şey demeyeceğiniz bir kişiliğim. Böyle olunca benim yazılarımı okurken belki “doğru” kaygısından uzak olabilirsiniz. Öyle umut ediyorum.

doğru

Bu başlıktakilerden ya da kendi uğraşlarınızdan hoşlanan biriyseniz elbette bazı noktalarda doğru kaygınız olmuştur. “Bu filmi izledim ama bir şey anladım mı?”. “Bu kitabı okudum ama sanki boşa okudum, hiçbir şey anlamadım.”. Elbette kuramsal anlamda belki o şeyde bir şeyler çıkarımlamanız gerekir ama daha ötesi nedir bunun? Birinin size o şeyle ilgili aktaracakları sizin düşüncelerinizden daha mı doğrudur, iyidir? “Ah ben yanlış düşündüm, böyleymiş.” diyorsanız bundan sonra yanlış düşünce diye bir şeyin olmadığını anımsayın. Henüz farklılaşmamış düşüncedir çünkü o. Belki de öyle kabul edilmesi gereken bir düşüncedir. Bu herhangi bir düşünce olabilir ve bu iddialarımız belki çok serttir ama dediğim gibi kuramsal anlamda bir yanlış yoksa düşünmemizin herhangi bir doğrusu olamaz.

Doğru İhtiyacı

Kuramsal bir anlamı varmış gibi atılmış bu başlığın altında diyebiliriz ki doğruyu bulma ihtiyacımız elbette boşa değildir. Hatta bazen faydalı tartışmaların içinde bulabiliriz kendimizi. Bu da düşüncelerimizi geliştirmenin, daha farklı bağlamlar yakalamanın yoludur. Bu bizim tavrımıza da bağlıdır: “Bu doğru mu?” demek yerine “Sen ne düşünüyorsun?” demek daha iyi bir adım olabilir. İki sorudan birincisi otoriteyi direkt muhatabımıza yüklerken ikincisi aslında otoriteyi reddetmek gibidir. :’)

Sonuç olarak diyebiliriz ki elbette bir şeyin doğruya çok yakını olabilir ama kesin bir doğrusu olamaz. Bu cümle de çok kesin bir cümle değildir yüklemi öyle dursa bile. Bir şeylerin yoruma açık olduğunu, farklı düşünceler içerebileceğini anladığımızda belki çalışmalarımızdan daha keyif alabiliriz. Tabii kendi işimizin en iyisi olmadığının, gelişime açık olduğunun farkında olarak.


Nida Nur Yağız
Araştıran, öğrenen ve aktarmayı seven; bilginin paylaşılması gerektiğine inanan biri. İletişim için: [email protected]