Bir Parça Tuhaftık Yazar Ekibinden: 19 Mayıs’ı Anlamak

1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir: Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.

Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk’ün Motivasyonu

Birinci Dünya Savaşı, Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşları’na katıldı. Katıldığı her savaşta ölümler, gözü yaşlı çocuklar ve savaştan harap olmuş halklar gördü. Hem eğitimi, hem de askerliği boyunca bugün tarihin tozlu raflarında kalan dönemleri birinci elden yaşadı. Hasta adamın nasıl yavaş yavaş parçalandığını, çok uluslu devletlerin bir bir düşerek yeni cumhuriyetleri doğurduğunu, İttihat ve Terakki’nin koca devleti ele geçirişini, darbeyi ve kendi deyimiyle soysuzlaşmış bir iktidarın Osmanlı’yı batırışını izledi. Osmanlı’nın nasıl parça parça kaybedildiğini, halkın içinde bulunduğu sefaleti, cahilliği ve bir zamanların zayıf kuvveti olan batının yükselişini gözlemledi. Düşmanını daha iyi anlamak için onları analiz etti, bol bol okudu, bilimin ve aklın gücüne inandı. Dünyanın gidişatını takip etti ve yüksek Türk tarihini çok iyi öğrendi.

atatürk ve askerler

İleri görüşlüyüdü, Balkan Savaşları rezilliğinin tekrar yaşanmaması için devletini Birinci Dünya Savaşı hususunda defalarca uyardı, ancak dinlenmedi. Kafkasya’da, Suriye-Filistin’de, Çanakkale’de devletinin ve Türklüğün istikbali için bütün kuvvetiyle savaştı. Askerlerine “Korkmayın, onlardan korkmayın. Türk’ün gücüyle ezin.” dedi, ezdirdi. Her şeyin sonunda da başını Vahdettin ve Damat’ın çektiği, soysuzlaşmış ve basiretsiz iktidara meydan okudu. İçinde bulunduğu olumsuz ahval ve şeraiti hiçe sayıp, temelini yüksek Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültüründen alarak, yeni bir kalkışmanın gerekliğini anlaması eşliğinde 19 Mayıs günü Samsun’a çıkışını yaptı.

Milli Mücadele Fikri

mustafa kemal samsun hüznü

Halk kahramanı olmak için önerilerde bulunmak veya hayal kurmak yetmez, her şeyden önce harekete geçmeli ve canınızı ortaya koymalısınız. İşte Mustafa Kemal’in Milli Mücadele döneminde yaptığı şey de budur. O, ilk adımını Samsun’a çıkarak attı. Girdiği büyük savaşta yenilen bir devletin çatısı altında olmanın dezavantajları bir yana, yeni dünyanın kazananları karşısında net bir mücadele göstermek neredeyse olumsuzdu. Ama ümit ve özgürlük şuuru hepsinden üstün bir vaziyette, halkın içinde ve emperyalizmin ötesindeydi. Osmanlı Devleti çözümü mandacılıkta aramakta, acaba İngiliz mi yoksa Amerikan tarafını mı seçelim düşünceleriyle tam bağımsızlık fikrini asla dile getirmemekteydi. Manda önerisinin acizliğini ve yetersizliğini gören Mustafa Kemal, kendi gördüğü tek ve yegane kurtuluş çaresi olan Yeni Türk Devleti projesini hayata geçirmek adına, hemen harekete geçti.

Efendiler, ben bu kararların (manda ve himaye fikirlerini kast ediyor) hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte, içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun istiklâli, padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti. Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ne gibi yardım sağlanmak isteniyordu? O halde ciddî ve gerçek karar ne olabilirdi? Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milli hâkimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak! İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar, bu karar olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk

Milli Mücadele Hareketi

Mustafa Kemal, Osmanlı Devleti’nin bütün baskılarına rağmen, Samsun’da başladığı yolculuğunu sürdürerek çeşitli toplantılarla Türk yurdunu işgalden kurtarmak isteyen kuvvetlerle ittifak haline girdi ve Milli Mücadele hareketini başlattı. Verdiği emirlerle yurdun çeşitli yerlerinde mitingler, görüşmeler, organizasyonlar ve örgütlenmeler düzenletti; Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir şekilde hür olarak yaşaması için gereken bütün özveriyi sağladı. Bu süre zarfında Osmanlı Devleti’nden beklenen reaksiyonu alamayan ve Osmanlı Devleti’nin İtilaf Kuvvetleri karşısında etkisiz kalmış politikasını benimsemeyen paşalar da Mustafa Kemal’in yanında oldular. Amasya, Havza, Erzurum ve Sivas’ta yapılan toplantılardan sonra alınan genel kararlar şu şekildeydi:

kazım karabekir alaca köyü
  • Vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı tehlikededir. Hükûmet üzerine düşen görevleri yerine getirememektedir.
  • Türk Milleti’nde işgale karşı milli bir bilinç oluşturulacaktır.
  • Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri yurdun her tarafında yaygınlaştırılacaktır.
  • Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.
  • Ulusal sınırlar içerisinde vatan bir bütündür, bölünemez.
  • Kuvay-i Milliye’yi etkin, ulusal iradeyi hakim kılmak esastır.
  • Ya istiklal, ya ölüm!
amasya görüşmeleri

Dönemin Osmanlı Hükûmeti, Mustafa Kemal’i durdurmak adına türlü denemelere başvurdu. İtilaf Kuvvetleri’nin emriyle Mustafa Kemal’i geri çağırdılar, kamuoyuna Mustafa Kemal’i kötülemek için çeşitli yalan haberler verdiler, hatta Mustafa Kemal’i dinsizlikle ve Bolşeviklikle bile suçladılar. Eğer geri dönerse sonunun Ali İhsan ve Yakup Şevki paşalar gibi olacağına emin olan Mustafa Kemal, bunun yerine Anadolu’ya inip direnişe yön vermeyi tercih etti. Öyle ki, İngiliz İstihbaratının “kolay bir şekilde durdurulabilecek, zayıf bir oluşum” şeklinde niteledikleri, Kuva-yî Milliye ekibi ileride Yeni Türkiye Devleti’ni kuracaktı.

Eğer zorlanırsam, görevimden istifa ederek Anadolu’da ve milletin sinesinde kalacağım ve vatani görevime bu kez daha açık adımlarla devam edeceğim.

Mustafa Kemal Atatürk, Vahideddin’e Telgrafı

Ulusal And

Ulusal iradenin egemenliğini ve bağımsızlığını sağlamak isteyen Mustafa Kemal ve ekibinin fikirleri, milletine karşı olan bağlılığını ve sağduyusunu hala kaybetmemiş olan Son Osmanlı Mebuslar Meclisi tarafından kabul gördü ve yasalaştırıldı. Bu yasalar; Yeni Türkiye Devleti’nin sınırlarını çizdi, manda fikrini tamamen reddetti, egemenliği ulusa teslim etti. Ulusal And’ın, Son Osmanlı Mebuslar Meclisi tarafından kabul görmesi üzerine İtilaf Kuvvetleri harekete geçtiler ve Osmanlı Mebuslar Meclisi’ni kapattılar. Bu durum, yeni bir merkezin ve istişare ortamının gerekliliğini oluşturduğundan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına ön ayak olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin aldığı ilk kararlar, Türk ulusunun bağımsızca yaşayacağı ilkesini benimsemek ve egemenliği millete teslim etmek şeklindedir.

Türkiye Cumhuriyeti

Kuva-yî Milliye güçleriyle beraber Milli Mücadele’yi ateşleyen Mustafa Kemal ve ekibi, yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak adına büyük fedakarlıklar yaptılar. Yurdun dört bir yanında düzenli ordular olmadan direnişler gösterdiler, çökmüş bir devletin arta kalan güçleriyle işgalci kuvvetlerin modern ordularına kafa tuttular, yıllar sürecek olan savaşların yanı sıra verdikleri mücadeleyi diplomatik alanda da sürdürerek Türkiye Cumhuriyeti’ni sağlam temeller üzerine kurdular. Türkiye Cumhuriyeti’nin, binbir zorluk ve acıyla beraber, bir grup vatanseverin önderliğindeki yüce Türk milleti tarafından kurulmuş olduğunun bilincinde olmak çok önemlidir. Karakteri yüksek Türk milletinin birlik olarak verdiği bu mücadele, hem köle durumunda olan milletlere örnek olmuş hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine ışık tutmuştur.

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk

19 Mayıs’ın İlk Kez Kutlanması

Ata’mızın “benim doğum günüm” dediği 19 Mayıs, ilk kez 1926 yılında “Gaziler Günü” olarak Milli Mücadele ateşinin yanmaya başladığı yer olan Samsun’da kutlandı. Özellikle Samsun halkı tarafından ciddi şekilde benimsenip kutlanmaya başladığı bu tarihten itibaren pek çok yerde çeşitli kutlamalar da yapılıyordu.

Muhterem Samsun Halkının şahsıma karşı besledikleri asil duyguların kıymetli bir tezahürünü bildiren telgrafınızdan pek mütehassis oldum. Teşekkür, muhabbet ve selamlarımın halka arzını rica ederim.

Reisicumhur Gazi M. Kemal (Samsun, 21 Kanunusani (Ocak) 1932)

Fakat ilk kez 1935 yılında 19 Mayıs, ulusal bir bayram olarak kutlandı. 1935’te, Beşiktaş’ın girişimleriyle, Fenerbahçe Stadı’nda futbolcu ve sporcuların katılımıyla “Atatürk Günü” adıyla coşkuyla kutlandı.

19 Mayıs 1935 Atatürk Günü kutlamaları, TRT Arşiv

22 Temmuz 1935’te yapılan Spor Kongresi’nde söz alan Beşiktaş Kurucu Üyesi Ahmet Fetgeri Aşeni, 19 Mayıs’ın “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmasını teklif etti ve 4 Temmuz 1938 tarihli kanun ile yasalaştı. Fakat Ata’mızın ömrü 19 Mayıs’ı resmi tatil olarak kutlamaya yetmedi. Bunun üzerine 1981’de 19 Mayıs’ın adı “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak düzenlendi.

Atatürk ve Spor

atatürk ve spor

Başarılı olmak için her türlü yardımdan çok bütün milletçe sporun niteliği, değeri anlaşılmak ve ona kalpten sevgi göstermek, onu vatanî görev saymak gerekir.

Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk, bir asker olarak, şüphesiz ki sporu Türk milletinin uluslararası arenadaki itibarı ve bireysel sağlığı açısından çok önemli görmüştür. Türk Devrimlerinin bir parçası olarak, kadın ve erkeklere eşit olacak şekilde, Türk milletine sporu tavsiye eden Atatürk; söylev ve demeçleriyle de sporun önemine sık sık dem vurmuştur. Spor alanındaki çalışmaları, tıpkı eğitim gibi, ulusun refahını yükseltecek önemli bir girişim olarak gören Atatürk; bu duruma vatani bir görev olarak yaklaşmış ve bizzat ilgilenmiştir. Sporu ulusal bir görev olarak gören Mustafa Kemal Atatürk’ün haklılığını, günümüzdeki gelişmiş devletlerin sportif başarılarıyla ülke reklamlarını gerçekleştirmelerinden ve sporcu kimlikteki halklarının refah düzeyinden şimdi daha iyi anlıyoruz. Spor, genç ya da yaşlı fark etmeksizin her Türk vatandaşının uygulaması gerektiği ulusal bir görevdir.

Türk milleti anadan doğma sporcudur. Henüz yürümeye başlayan köy çocuklarını bile harman yerlerinde güreşirlerken görürsünüz. Ata, en çok ve en iyi binen yalnız Türk erkekler değildir; Türk kadını da bu işi bilir. Hangi milletin daha sporcu olduğu ancak savaş meydanlarında anlaşılır. Türk’ün savaş meydanlarındaki şaşırtıcı karşı koyma ve kahramanlığı, ruhu kadar yapısının da sağlamlığına bir kanıtdır. Yalnız savaş, sporcu milletlerin üstünlüğünü belirtmek için kullanılması uygun görülmeyen müthiş bir aracı olduğundan, ancak gördüğümüz, bildiğimiz usuller uygulanmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk ve Gençler

atatürk ve gençler

Ulusların geleceğini inşa eden her zaman gençler olmuştur; gidişatın kötüye gittiği durumlarda da gereken bilinci gençler sağlamış, gereken rolü gençler üstlenmiş ve gereken çalışmaları da gençler yapmışlardır. Gençlik, bir ülkenin geleceğini temsil eder. Gençliği bilinçli ve milli değerlerine gönülden bağlı olan bir ülke, şüphesiz ki asla zora ve yardıma muhtaç duruma düşmeyecektir. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti gençliğinin değerini anlamış; ümitlerini ve beklentilerini onlara iletmek için de meşhur Gençliğe Hitabe’yi hazırlamıştır. Bu ithaf gençlere; bağımsızlığın ve medeniyetin gerekliliği için her şeyi yapmaları gerektiğini, ülkelerini ileriye taşımaktan asla geri düşmemelerini ima etmektedir. Gençler, Atatürk’ü bir ağaç olarak kabul etmeli ve gölgesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini inşa etmelidirler.

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

Mustafa Kemal Atatürk


Bir Parça Tuhaftık
Belki de bir parça tuhaftık.