Sessiz Gemi Şiiri Hikayesi

Bir Kavuşamama Hikayesi: Sessiz Gemi Şiiri Hikayesi

Bir Kavuşamama Hikayesi: Sessiz Gemi Şiiri Hikayesi‘ yazımıza hoş geldiniz. Bir Yahya Kemal Beyatlı şiiridir Sessiz Gemi. Uzun yıllar boyunca ölümle birlikte anıldı ismi bu şiirin. Fakat ardındaki hikaye ölümden ziyade bir kavuşamayış fermanıydı. Bu hikâyenin başrolünde ise Celile Hanım, Nazım Hikmet ve şüphesiz Yahya Kemal Beyatlı var idi. Dilerseniz hikâyemize geçmeden evvel kahramanlarımıza değinelim.

Sessiz Gemi Şiiri Hikayesi

Celile Hanım…Saray ressamı Fausto Zonaro’dan resim dersleri almış, Roma’da ve Paris’te eğitim görmüş, resim sanatında kendini fevkalade ispatlamış bir kadın, Osmanlı’nın en güzel kadınlarından biri. Bu güzel kadın, Celile Hanım; 1900 yılında, Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlenir. Bu evlilik akdinin üzerinden 2 sene geçmesinin ardından Mavi Gözlü Devimiz, Nazım Hikmet dünyaya gelir. Sessiz Gemi hikâyesinin düğümünü de tam olarak Nazım Hikmet atacaktır. 1916 yılına geldiğimizde ise bizi şiddetli bir geçimsizlik karşılar. Celile Hanım ve Hikmet Bey evliliklerinde ciddi sıkıntılar çekmektedirler.

Ela Gözlü Pars

Celile Hanım ve Hikmet Bey’in evlilikleri problemli bir süreçteyken, bir resim sergisi Celile Hanım’ın hayatında dönüm noktası teşkil edecektir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu tarafından Celile Hanım’a takdim edilen o isim Yahya Kemal Beyatlı’dan başkası değildir. Her ikisi de tabiri caizse birbirlerinden elektrik alır o sergide.

Hem Heybeliada’daki Bahriye Mektebi’nde hem de Darülfünun’da edebiyat dersleri veren Yahya Kemalimize bir gün bir not gelir. Bahriye Mektebi’nde öğrenim gören ve öğrencisi olan Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım, Nazım Hikmet’e hafta sonları ders vermesini ister kendisinden. Bu talep Yahya Kemal’in oldukça hoşuna gider ve kabul eder. Hafta sonları verdiği şiir derslerinin yanında Celile Hanım ile de sanat ve edebiyat konuları hususunda uzun sohbetler ederler. Aralarındaki münasebetin başlangıcı o resim sergisiyken sevdalarının ilk adımı da bu şekilde atılmış olur. Yahya Kemal o günlerde şu şiiri kaleme alır:

Yollarda kalan gözlerimin nûrunu yordum

Kimdir o, nasıldır diye rüzgârlara sordum,

Hülyamı tutan bir büyü var onda diyordum,

Gördüm: Dişi bir parsın ela gözleri vardı.

Yahya Kemal Beyatlı-Ela Gözlü Pars*

Bir Not

Celile Hanım ve Yahya Kemal arasındaki bu yakınlaşmanın farkına varan Nazım Hikmet, bir kâğıda yazdığı o cümleyle bu halatı kesip atacaktır:

Muallimim olarak girdiğiniz bu eve, babam olarak giremeyeceksiniz!

Dedikodular Nazım Hikmet’in okulunu bile sarmışken, Celile Hanım’ın kocasından boşanmış olması da her şeyin üzerine tuz biber olur. Celile Hanım, Yahya Kemal ile evlilik hayali kurarken; Yahya Kemal, arkadaşı Yakup Kadri’ye: ”Evlenmeden bu kadar dile gelmiş biriyle ben nasıl evlenirim?” diyordu. Evet, evlenmediler de. Yalnızca bir veda mektubu ile her şeye son verdi Yahya Kemal.

Sessiz Gemi Şiiri Hikayesi
Heybeliada’daki Bahriye Mektebi’ndeki Nazım Hikmet.

Sessiz Gemi

Bu vedanın ardından Celile Hanım ayrılığın acısıyla İstanbul’da kalmak istemedi. Sirkeci Garı’nda vedalaştılar. Her zaman ölüm için yazıldığını düşündüğümüz o şiir, Sessiz Gemi, Yahya Kemal’in ölüm manifestosuydu belki de.

Sessiz Gemi
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
Yahya Kemal Beyatlı

Yıllar Sonra

Herkes kendi yolunun yolcusu olmuştur bu ayrılığın ardından. Celile Hanım, Paris’e gider ve resimle ilgilenir. Yahya Kemal ise elçilik görevi ile bir süre Avrupa’da kalır daha sonra ise milletvekili olup meclise girer.

Birbirlerinden ayrılmalarının üstünden 19 yıl geçtikten sonra, takvimin 1938’i gösterdiği sıralarda, bir mektup yazılır Yahya Kemal’e.Maziden gelen bir ses” imzasıyla Celile Hanım’dan başkası değildir bu. Lâkin önceki mektuplardan farklıdır bu seferki. Mevzu aşk değildir, çocuğunun hayatıdır. Dünya görüşü sebebiyle dönemin iktidarı tarafından hapse atılmıştır Nazım Hikmet. Celile Hanım da oğlunun kurtuluşu için, milletvekilliği yapan Yahya Kemal’e sığınır. Mamafih sığınılacak bir liman olmadığını ikinci kez anlar. Çünkü Yahya Kemal, bu mektuba ne olumlu ne de olumsuz bir cevap verir. Sessizlik, onun sığındığı yegane mabeddir.

Başka bir rivayete göre de artık gözleri görmeyen Celile Hanım, Galata Köprüsü’nde oğlunun kurtulması için açlık grevi yapar. Bu esnada Yahya Kemal’in de oradan geçtiği, kendisini gördüğü lâkin görmezden geldiği söylenir.

Sessiz Gemi Şiiri Hikayesi
Yahya Kemal ve Celile Hanım.

Celile Hanım 1956’da, Yahya Kemal ise 1958 yılında göçer bu dünyadan. Bu kavuşamama hikayesinin ardından şiir dizelerinden başka bir şey kalmaz geride. Meçhule giden o gemiyi kendi içinde batırır Yahya Kemal. Yüzü olmadığı için midir bilinmez, o geminin ardından ne mendil ne de kol sallayabilir. Sanki daha sonrasında hayatına birilerinin girecek olmasına rağmen dikiş tutturamayacağını, ”Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu” dizesiyle sezmiş ve sezdirmiştir.

Daha önce dile getirmiştik lâkin yeniden hatırlatmakta fayda var; ölüme yazılmış bir şiir olarak tanıdığımız Sessiz Gemi, Yahya Kemal’in, Celile Hanım’a olan sevdasını ve duygularını öldürüş feryadıydı belki de, kim bilir?

‘Bir Kavuşamama Hikayesi: Sessiz Gemi Şiiri Hikayesi’ adlı yazımızın sonuna geldik. Bizleri Instagram veTwitter hesaplarımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!


Esra Nur Zileli
Satır aralarını dipnotlarla bezeyen biri.