İnceleme yazısı için

Ata’nın Kitabı: Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Onları bu zamana kadar huzur dolu topraklarında, mutlulukla yaşayan, her alanda örnek alınan bir topluluk olarak gördünüz. Kuzeyin yalnızları olarak da görülen Finlerin “Suomi” adını verdikleri ülkelerinde yaşayışlarını imrenerek takip ediyorsunuz. Peki “Suomi” ne anlama geliyor ve onları bugünkü noktaya getiren ne? Haydi gelin, kendi kurtarıcımız, Atatürk’ün, Türk topraklarındaki tüm okullarda okutulması amacıyla eğitim müfredatına eklettiği Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabını Grigory Petrov‘un diliyle, ilk defa okuyacak arkadaşlarımızın heveslerini kaçırmanın aksine daha da heyecanlandırmak üzere inceleyelim.

Konu: Geçmiş, Fin, Uyanış

Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Winged Victory of Samothrace

En iyisinden ve en verimlisinden binlerce dönümlük bir arazi düşünelim. Edebiyat, müzik, resim ve daha bir çok sanatta nitelikli insanlara sahip olduğumuzu düşünelim. Ya da onlarca doktora, hemşireye, din adamına sahip olduğumuzu düşünelim. Çeşit çeşit meyve sebze, türlü türlü buğdaya sahip olduğumuzu da düşünebiliriz. Şimdi bunların hepsini unutun, çünkü Finler hiçbirine sahip değillerdi. Finler için bir çok eksiklik sayılabilir. Lakin en büyük fazlalık topraklarında dalgalanan birbirinden farklı zamanlarda, birbirinden farklı renkteki bayraklardı. 1800’lü yılların başına kadar İsveç halkıyla bir arada olmuş onların kışlasına asker göndermiş, onların okullarında okumuş, hep bir arada kalmalarına rağmen bir Fin ruhuna sahip olamamışlardı.

Ta ki Rusların başkentlerine gelecek bir rahatsızlıktan tedirginlik duymalarına kadar. Finler, ne zaman ki topraklarındaki İsveç bayrağı Rus bayrağına değişildi o zamandan sonra ilk defa özgürlüklerinin tadına bir nebze olsun bakabildiler. İsveç egemenliği altındayken konulan yasaların bir çoğu yürürlükte kaldı. Tek bir şey dışında: Uyanış!

Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Helsinki Cathedral

Finler artık İsveç’in doğusu olarak anılmaktan çıkmışlardı. İsveç kışlalarında yere tükürmelerden, hayasızca küfürler eden İsveç subaylarından, toplumdaki yerlerinden bıkmışlardı. Rusların hakimiyeti ile beraber Finler kendi isteklerini uygulama fırsatı bulmuşlar ve Snelman adlı bir Fin milliyetçisinin öncülüğüyle toplumun tüm alanlarında kalkınmaya başlamışlardı. Ve toplumun her alanını ince ince dokuyarak, 3-5 yılda değil 80-90 yılda yapmışlardı. Sorulduğunda öyle diyorlardı, 80-90 yıllık bir emek.

Ormancı, Balıkçı, Köylü

Köydeki insanından, şehirlisine kadar, her eve, her ışıksız kütüphaneye, ormancının, balıkçının, köylünün evine girmek istiyorlardı ve bu kışlalardan geçiyordu. Snelman gezdiği her yerde bunu anlatıyordu. Böyle de oldu, reformların ilk merkezi kışlalar oldu. Fin köylüsüne yere tükürülmeyeceği anlatıldı, kaldıkları odaları temiz tutmaları, çamurlu botlarıyla girmemeleri tek tek anlatıldı, şehirliye küfür etmemesi gerektiği söylendi, buranın kışla olduğu ve her insana saygı duyması gerektiği anlatıldı.

Öyleydi çünkü, temizlik ve saygı, her insanın düşüncesine saygı, toplumdaki herkese benimsetildiği derece de farklılıklar anlayışla karşılanırdı. Kışlalardaki askerler evlerine döndüklerinde tüm bu öğrendiklerini anlattılar, subaylar şehirlerine döndüklerinde öğrendiklerini uyguladılar. En ücradaki Finden en kalabalıktaki Fine kadar herkes şaşırdı ve öğrenecekleri şeyler olduğunun farkına vardılar. Anneler ve babalar kışlaların çocuklarını kendilerinden daha iyi eğittiğini birbirlerine anlattılar. Güvenin ilk tohumları bu şekilde dikilmiş oldu.(Bu sadece askeri alandaki reformlara dair kısa bir kanı. Eğitimden, dine, sağlığa ve daha birçok alana kadar tüm reformlar kitap da yer almaktadır.)

Snelman

Beyaz Zambaklar Ülkesinde
The burning of Avvukum(1897), Grigoriy Myasoyedov 

Snelman gittiği her yer de bir Fin milliyetçisi olarak üstlendiği görevi yerine getirdi. Küçük Suomilerinin(Suomi Finler tarafından bataklıklar ülkesi manasında kullanılır) büyüyemeyeceğini, kendisinin de sınırlarıyla büyük bir Suomi istemediğini insanlara anlattı. “Ben vatanımızda büyük, çok büyük insanlar olsun istiyorum” dedi. Ve ekledi

“İki milyonluk halkımızın, kendi hayatını ve halkımızın hayatını kurabilen, eğitimli kendini geliştirmiş, dürüst ve iyi kalpli insanlardan oluşmasını istiyorum.”

Böyle bir dönüşüm mucizesinin her bölgede, her ücra köşede yapılabilineceğini insanlara pazarlarda anlattı. Sadece sihirbazlar gerekliydi. Canlı fikirlerin, zorlu kültür emeğinin yüce ruhlu insanları lazımdı. Ve bunu pazarlarda anlattı. Avam kamarasındaki bir bülbül değildi. Halkın içinde, halkla beraberdi. Çünkü sağlıklı olanların değil, hasta olanların doktora ihtiyacı vardı.

Ve Son:

Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Lütfen sizden kitap tavsiyesi isteyen herkese bu kitabı verin, almıyorsa eline tutuşturun, hatta biraz daha ileri gidip kendiniz alın. Halk kitlesi olarak daha fazla sabır göstermeyin. Çünkü yalancı ve sahtekarlar. Yalansız yaşayamazlar, çünkü bir hiçler. Ticaretleri soygundan başka bir şey değildir. Siyasetleri ya satın alma ya da satın alınma üzerine kuruludur. Ahlaklı olmaları bununla övünmelerine kadardır. Tüm bunları hiçliklerinde saklamaya çalışırlar. Ve unutmayın her halk, hak ettiğini yaşar.  “Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun.” der Ata, son sözlerimdir bunlar size. Esen kalın.

Kaynakça:

Grigoriy, Petrov. Beyaz Zambaklar Ülkesinde. İstanbul: İndigo Yayınları, Temmuz 2019

Diğer yazılarım için profilime ulaşabilirsiniz.


Vedat Yıldırım
Benim düşünceme göre diyen, anca anca okuyan, edebiyat ve sanat meraklısı biri.