arama

Beni Ben Yapan Şey, Belli ki Benimle Alakalı Bir Şey Değil

benlik nedir
  • paylaş
  • paylaş
  • Devrim Çaçal Devrim Çaçal

Beni Ben Yapan Şey, Belli ki Benimle Alakalı Bir Şey Değil
Merhaba değerli Bir Parça Tuhaftık okuru, ben Devrim Çaçal.
Uzun süredir bu konuda bir hayli düşünceliyim. Bu makaleyi de, bu düşünce etrafında derleyip, hem bazı konularda bilgi dolaşımı sağlamayı hem de yazarken ilhamlanmayı hedefliyorum.

Bu naçiz konu, “benlik” üzerine çıkageliyor. Hani şu “beni ben yapan şey nedir?” sorusu var ya, bu yazıyla birlikte cevap arayışına giderken doğru soruların ne kadar önemli olduğunu da göreceğiz.

Sonuçta “gerçeğin” bizzat kendisi, relative odaklı dinamik bir yapıdadır. Dolayısıyla gerçeği cevap olarak altın bir kasede sunmak benim işim değil. Öyle olsaydı kutsal metinleri aktarıyor, birlikte inceliyor olurduk.

Her şeyden önce beni ben yapan şey, öldüğüm zaman bedenimden ayrılacak olan yaklaşık 22 gramlık o saçma deneyden kanıtlandığı varsayılan “ruh” değil.
Zaten bu kullanımın, bilimin herhangi bir yerinde, yeri de yok. Tabii bu konu, biraz da “bilim” denilince bundan ne anladığınızla alakalı. Sonuçta her şey, kişilerin algılarıyla değişebiliyor.

Beni Ben Yapan Şey

benlik

Beni ben yapan şey, öyle sayılabilecek özelliklerim arasında da olmamalı.
Kibirli, egoist, kıskanç bir birey olmam, beni ben yapan özellikler arasında olsa da, “Devrim Çaçal kimdir” sorusu sorulduğunda, cevap, cevabı verenin algısına bağlı olarak şekillenecek özellik tanımlamaları olup, bu yazıyı yazarken sahip olduğum görüş açısını, yani öz-perspektifimi yansıtmaz. Benim burada kaleme almak istediğim şey, doğrudan birincil bakış açısına sahip benin, neden ben olduğuyla alakalıdır.

Yazının bu kısmında bir çok arkadaşımın heyecanlandığını biliyorum çünkü bu kısımla birlikte, bir çok arkadaşım artık yalnız olmadığını da biliyor. Bir kısmı zaten metni okumayı bıraktı. Ha bir de yaptığım anlatım bozuklarına saplanıp kalan, konudan uzaklaşıp bana kin besleyen bir takım arkadaşlarım var. Tabii sonuçta metin denemesinde bulunan yazar, eşlik edilmek ister. Dolayısıyla eşliği yarı yolda bırakanlarla da işi yoktur.

Bu “benlik” arayışının, yani beni ben yapan şeylerin sorgusu bir yana, bir de bu “benliği farkındalık” ve “benliği yitiriş” kavramları var. Her şeyden önce artık 18 yaşındaki ben ile şu anki benin aynı olmadığını iyi biliyorum. Hatta ben bilmesem bile bu, maalesef ki bilimsel açıdan da böyle. Bir kere, “bir kere” kelimelerini yazdığım 2-3 saniye öncesiyle bile aynı değilim. Çünkü gerek yenilenen hücrelerimle, gerek yenilenen fikirlerimle, bambaşka biri olma yolunda devam ediyorum. Dolayısıyla “ben,” o kadar da ben değilim artık.

İşte asıl konumuz “o kadar da ben değilim artık” cümlesindeki “kadar” oranlamasıdır.
Değişim; esas, tıpkı “şu an için” ölümün de esas olması gibi. Peki konumuzla alakası nedir?
Alakası da şu, tamam ben o kadar da ben olmayabilirim ancak yine de ben gibi hissediyorum ve benim. Bu düşünce basamağında da yardımımıza orantı yetişiyor. Henüz benliğimi bozabilecek kadar büyük oranlı bir bozulma, değişim veya gelişim yaşamadığım için yüksek ihtimalle aradaki farkı kimsecikler anlamayacak. Ben dışında tabii.

İşin bu kısmı açıkçası biraz sıkıcı, beni daha çok düşündüren ve ilhamlandıran kısmı ise “hafıza.”

beni ben yapan şey

Benlik için, Benim için

Benim için, benlik doğrudan hafızayla alakalı. Hatta benliğin, kutsallarca “ruh” olarak lanse edilen o yüce kavramın, tek bir “alzhemier” hastalığıyla değişebileceğini, alt üst olabileceğini de biliyorum.

Bazen ufacık bir olayı unuturuz da, anlatırken konuşmamız yarıda kesilir. Boşluğu iliklerimize kadar hissederiz ve o an unutulan “o şeyin” önemi bile önemsizleşir. Varlık, anlamsız olur.

Benlik de doğrudan anılarımızla alakalıdır. Ben, Devrim Çaçal olarak şu ana kadar edindiğim bütün bilgi birikimi, depoladığım anılar ve daha fazlasını ufacık bir sapmayla kaybedebilir ve artık 02.12.2019 06:08 sularında bu metine başlayan Devrim Çaçal olamayabilirim. Bütün aşklarımı, sevdiğim kadınları, dostlarımı, en sevdiğim yemeğin tadını, öğrendiğim dilleri, gezdiğim ülkeleri, toplu taşıma aracında yanıma oturan ve hakkında derin düşünmeme sebebiyet verecek kadar gizli konuşmalara girdiğim insanları unutabilirim.

Beni ben yapan anılarım ve bu anılarımı benimle deneyemleyen çevremdeki insanlarlarsa, bir hastalıkla bunu tersine çevirebilir ve benliği yitirme durumunu yaşayabilirim.
Öyle ki, uyuyup ilerleyen saatlerde uyandığım zaman, bu yazıyı yazmamın hiçbir anlamı bile olmayabilir zira bu yazıdan sizlerin de haberdar olamayacağı için mevcut bilgi ve yapılacaklar, tüm tanışmışlıklar ve yazının yazılabilmesini mümkün kılan bütün o bilgi birikimleri de, kutsal kase gibi bir gün bulunmayı bekler olacaklar. Kutsal kase kadar olmasa da -yani en azından taraftarları tarafından- aynı gize sahip olacaklardır.

Benliğe bir de bu taraftan bakıldığı zaman, benliği içi dolu hafıza kartı olarak değerlendirmemiz mümkün. Hatta bu düşünce, kavanozların içerisinde uygun koşullarla sonsuza kadar yaşayabilme imkanı da sağlıyor bizlere. Tabii bu çocukken anıları daha iyi hatırlamamız ve belli bir yaştan sonra anıların daralması sonucu ‘zaman çok hızlı geçti’ tespitiyle çok alakalı olan bir konu değil.
Ancak düşüncenin bu şekilde şekillenmesi, bilim yapabileceğimiz kapıları da aralıyor.

Beni Ben Yapan Şey, Beni Senden Ayıran Şey

Beni ben yapan şeyler aslında deneyimlediğim her şey. Bunları transfer etmenin ara ara mümkün olabildiğini destekleyen makaleler görüyor olsak da, görmüyor olsak da bunun bir gün mümkün olacağına olan inancım, semaya kanat çırparak yükselen pegasusun gerçek oluşuna olan inancımdan daha fazladır. Çünkü benlik arayışı sizi, Süleyman’ın (Solomon’un) yüzüğüne, kutsal kaseye, hakkınızdaki fikirlere, birincil bakış açısına ve alzhemier hastalığının önemini idrağa kadar götürebilir. Götürmekle kalmaz, bir konuyla alakalı bakış açınızı değiştirebildiğinizde, oradan yeni bir şeyler üretmenizi de sağlar. Tıpkı benliğin temeli araştırılırken, benliği bir hafıza olarak ele almanın, transferi de mümkün kılabileceği gerçeğiyle yüzleşilmesi gibidir.

Diğer Makalelerden haberdar olmak için Instagram hesabımızı takibe almayı unutmayın. Hikayeleri öyle geçmeyin, durup sizler için makale yazanların makalelerini okuyun, yorumda bulunun. Siz okuyun diye yazıyoruz biz bunları dostlar. Seviliyorsunuz. Saygılarla.

  • Tamer Cihan
    1 hafta önce

    Çok güzel emeğine kalemine sağlık, devamını dilerim

    0
    yorum beğen
  • Berfin Erdoğan
    1 hafta önce

    Bu kadar uzun olmasını istemezdim. Bir dahakine dikkat edilirse sevinirim teşekkürler.

    1
    yorum beğen
  • Sami
    1 hafta önce

    Konu “özgür irade var mıdır” a gelecek sanmıştım ama güzel bi yazı olmuş.

    1
    yorum beğen
  • Yusuf Bozkaya
    1 hafta önce

    Bilimi açıklayabildiği şeyler bu kadar genişlemişken hâlâ neden kendimi burada buluverdiğimi bilemiyorum. Tamam, nereden geldiğimizi, nasıl bütün bunların olduğunu açıklıyorlar fakat yine de bütün bunlar neden burada olduğumu, nasıl kendimi bu şekilde hissettiğimi bilemiyorum. Bilimin anlattığına göre kimyasal bir bilgisayarmışım. Peki elektronik olanlar da kendilerini bu şekilde hissediyorlar mı?

    1
    yorum beğen
  • Devrim Çaçal
    1 hafta önce

    Teşekkür ederim öncelikle düşüncelerin için.
    Soruna gelecek olursam, bence “İnsanın kendi benliği hakkında giriştiği yorumlamalar veyahut betimlemeler” öznel veya değil, asıl soru benliğin bununla ne kadar ilgilendiği üzerine olmalı. Çünkü özneldir de diyebiliriz nesneldir de. İkisi de algısal olarak yeteri kadar sava sahip, nesnel sava alzheimerın insan üzerindeki etkisi örnek verilebilirken, öznel etkisi bu soruyu sorduran şeydir diyebilirim.
    İkinci soruna ithafen de bence benlik içinde bulunduğu kalıba şekil veriyor, sıkıştığı veya tutsak olduğu yok.

    1
    yorum beğen
  • Mert Can Ay
    1 hafta önce

    Ruh kavramına atıfta bulunurum düşüncelerimde, kendi varlığımı esasen ruhum üzerinden açıklamaktayım hep. ‘Ruhun beden tarafından hapsedilmesi’ düşüncesini savunan öğretileri benimserim hatta bu konuda. Kendi bedenimi somut, kendi ruhumu ise çürütmekten sıyrılabilecek bir soyutluk olarak ele alıyorum. Böylesine uzun yazıyı neden yazdım derseniz şayet, makalenizde sözü geçen, “beni ben yapan ruh değil” cümleniz üzerine yazma gereği duydum. Sizin açınızdan bu durumu hafızaya yönelmeniz gerçekten çok ilgimi cezbetti ve böyle bir makale ile de sormak istediğim bir soru açığa çıktı İnsanın kendi benliği hakkında giriştiği yorumlama lar veyahut betimlemeler aslında öznel mi? Ve benlik yorumu tıpkı her saniye değişen hücreler gibi, sıkıştığı kalıplardan çıkıp değişebilir mi? İnsanda düşünceler zinciri başlatmasına vesile olan bir makale olmuş elinize sağlık.

    2
    yorum beğen