arama

Başkanlık Sistemi ve Tarihi

başkanlık sistemi
  • paylaş
  • paylaş
  • Eyüp Emirhan Demirel
  • Beğen
    Loading...

Başkanlık sistemi nedir? 2017 yılında ülkemize gelen bu sistemin tarihteki yeri nedir?

Başkanlık sistemi, devlet yönetiminde tek bir kişinin başkanlığında devlet yönetme esasına dayalı bir sistemdir. Türk tipi başkanlık sisteminde başkan halk tarafından 5 yılda 1 seçilir. Kanun gereği Başkan olmak için 40 yaşını tamamlamak ve üniversite mezunu olmak gerekir. Başkanlık sisteminde başbakanlık makamı bulunmaz. Bu sistemde bakanlar ve kabine üyeleri başkan tarafından belirlenir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda, başkan tarafından belirlenen 4 üye yer alır. Böylelikle Hükümet, başkan etrafında kurulur ve şekillenir.

Başkanlık Sisteminin Tarihi

1876 yılında II.Abdülhamit tarafından yürürlüğü giren ve Başkanlık sisteminin bir benzeri olan Kanun-i Esasi Anayasası, demokratikleşme adı altında ülkeyi daha da baskıcı bir döneme (İstibdat Dönemine) sokmuştu. Meşrutiyet yönetimine geçen Osmanlı,(Meşrutiyet:Padişahın yanında bir de meclisin bulunması)sözde meclis ile yoluna devam etmekteydi. Rus orduları ve İngiliz donanmaları İstanbul kapılarına dayanınca Abdülhamit meclisi tatil ettikten sonra anayasa 30 yıl boyunca yürürlükte kalmıştı. Abdülhamit anayasayı kaldırmayarak hem hürriyetçi kesimin tepkisine maruz kalmak istememiş hemde anayasının ona verdiği yetkiyi kullanmak istemişti. Bunun yanı sıra Abdülhamit istediği zaman meclisi tatil edebiliyor,dağıtabiliyor hatta Ayan Meclisini kendi eliyle atıyordu. Kısacası demokratikleşme adı altında daha da baskıcı bir döneme giriliyordu.

Kanun-i Esasiye göre; yasama ve yürütme padişaha ait. Yargı ise bağımsızdı. Bakanlar yargılamalarını hiçbir baskı altında kalmadan yapabiliyor olsalar da son söz yine padişaha kalıyordu. 1876’daki durumun demokrasiden tamamen uzak olduğu gözükse de maalesef günümüz Başkanlık Sistemine göre daha demokratikti. Şimdi günümüz anayasasını, Kanun-i Esasi ile karşılaştırarak inceleyelim.

Günümüz Yasası ve Kanun-i Esasi Maddeleri

Günümüz sisteminde yasama,yürütme ve yargının bir kısmı Cumhurbaşkanında toplanmıştır. (Anayasa 104) Kanun-i Esasi’de ise sadece yasama ve yürütme yetkisi padişaha aitti.

Cumhurbaşkanı milletvekili adaylarını kendi belirleyecek, seçimlerin yenilenmesine karar verebilicek, kanunları veto edebilecektir.(Anayasa 101-104-116) Buradaki kanunların aynısı Kanun-i Esaside de vardı.(Madde 29,53,54)

Cumhurbaşkanı bakanlık kurma, bakanlıkları atama ve görevden alma yetkisine sahip olacaktır.(Anayasa 104-106) Kanun-i Esaside ise; Padişah istediği bakanları hükümette tutar istemediğini azledebilir, isterse meclisi dağıtabilirdi.(Madde 7)

Bakanlar ve cumhurbaşkanı yardımcıları meclis’e karşı sorumlu değil, cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacaktır.(Anayasa 106) Kanun-i Esaside de aynı kanun geçerliydi. Hükümet ve Bakanlar, padişaha karşı sorumluydu ve padişaha sadakat yemini edilecekti.(Madde 46)

Meclis’in cumhurbaşkanını denetleme ve hesap sorma hakkı olmayacaktır.(Anayasa 107) Kanun-i Esaside ise bir benzeri: Padişah kutsal ve sorumsuzdu. Vatana ihanetle bile yargılanamazdı.(Madde 5)

Cumhurbaşkanı kararname çıkartıp yasama yetkisine ortak olabilecektir. (Anayasa 119) Kanun-i Esaside ise Padişah kanun hükmünde kararname çıkarabilirdi. (Madde 36)

Göründüğü üzere günümüzdeki başkanlık sistemi, Kanun-i Esasi paralelinde oluşturulmuş bir sistemdir. Kanun-i Esasi de her şeye rağmen başbakan ve bakanlar kurulu bulunmaktaydı. Günümüz sistemi ile bunların hepsi kaldırıldı ve Yargının tam bağımsızlığına gölge düşürüldü.

Kanun-i Esasi Anayasasında yargı sistemi ve Bakanlar kurulu tamamen bağımsızdı. Hatta bunun için 1878’de “Hakimler Örgütü Yasası” çıkarılarak bakanların hakları güvence altına alınmıştı. Ama günümüzde ise yargının bir kısmı cumhurbaşkanına ait. Böyle bir durumda meclis’in bağımsız ve tarafsız olması nasıl beklenebilirdi?

Uzun lafın kısası: Günümüz Başkanlık Anayasası’nın cumhurbaşkanı, Kanun-i Esasi’nin padişahından çok daha güçlü hale gelmiştir. Bu sistem ile Türkiye, Cumhuriyet rejiminden meşrutiyet rejimine geçiş yapmaktadır.

Son olarak “Fesih Yetkisi”

Fesih; bir yargıyı yürürlükten kaldırmak anlamına gelir. Osmanlı padişahlarına bu yetki 1876’da verilmiş, daha sonra sınırlandırılmıştır. Günümüzde ise mutlak fesih yetkisi tekrar cumhurbaşkanına verilmiş ve tam tamına 143 yıl öncesine dönülmüştür. Mutlak Fesih yetkisi, -Madde 116: Cumhurbaşkanının seçimleri yenilemesi halinde…- diyerekten adını seçimleri yenilemeye bırakmış ve üstü örtülerek masum gösterilmeye çalışılmıştır. Bu sistem ve anayasa, Osmanlı Devletinin çöküş yıllarını hatırlattırmaktadır. Maalesef bu adım, Milli meclise ve cumhuriyet rejimine karşı yapılan karşıdevrim niteliğindedir. Kurtuluş Savaşında kurulan bu Gazi Meclis zaferin en büyük sırrıydı. Bu ülke meclis ile kuruldu, meclis ile kurtuldu, meclis ile kurtulacaktır. Bu kurtuluş zaferinin sırrı, ortak akıldı, meclisti, dayanışmaydı, sorgulamaktı, denetlemekti. Zaferin sırrı milli egemenlikti. Bu zaferin sırrı Başkanlık Sistemi değil Milli Meclisti.

Bu yazımı son olarak Atatürk’ün, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’a Başkanlık Sistemi üzerine söylediği şu sözlerle bitirmek istiyorum:

“Şaşarım o efendilerin aklı perişanına. Hep biliyoruz ki, memleketimizin başına gelen felaketlerin çoğu şahsi idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca amillerinden biri budur. Biz öteden beri, böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik. Şimdi nasıl olur da benim aynı yola gitmekliğim, yeniden devlet hayatında tarafımdan böyle bir çığır açılması istenebilir.” Atatürk, kendisine ömür boyu başkanlık teklifi üzerine söylemiştir. Sonrasında:

“Amerikan sistemini(başkanlık sistemini) memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim; sistemsiz ve kanunsuz tarzda, Cumhurbaşkanlığıyla Başbakanlığı birleştirmeyi düşünmedim ve düşünecek adam olmadığım bütün milletçe malumdur zannederim.” demiştir.

  • Yusuf Yağcı
    2 hafta önce

    Öncelikle düşüncelerinize saygı duyduğumu belirtiyorum ve ekliyorum makalenizin başlığının yanlış olduğunu düşünüyorum. Bilim evrimden ibaret değildir. Bu yazınızda sanki evrime inanmayanlar bilime inanmıyorlar gibi bir algı oluşmuş. Yerli yersiz kullanılan “Yobaz” kelimesinin günümüzde içi boşalmış durumda ama başlığınız “Yobazların Evrim İle İmtihanı” olabilirdi. Saygılar..

    0
    yorum beğen