arama

Atatürk ve Din

  • paylaş
  • paylaş
  • Eyüp Emirhan Demirel

Atatürk Döneminde din alanında yapılan inkilapların amaçları nelerdi? Atatürk’ün dine bakış açısı nasıldı? Din üzerinden sürekli saldırılara maruz kalan Atatürk’ün; yaptığı inkilapların tarihi boyutunu, amaçlarını ve doğru bilindiği sanılan kavramların yanlışlarını ele alacağız.

Atatürk düşmanlarının yüzyıllardır Atatürk’e saldırmak için kullandıkları en büyük yöntem, Atatürk’ün “dinsiz” “din düşmanı” ve “dindarlara baskı yaptığı” şeklindeki saldırılarıdır. Yokluk ve yoksulluk içindeki bir toplumla önce emperyalizmi yenmiş daha sonrasında ise devlet içinde halkı din adı altında örgütleyen emperyalistleri yenmiştir. Şunu bilmek gerekir ki, İslamiyet’te hiçkimsenin bir kişinin dinini sorgulamaya hakkı yoktur. İslamiyet’te doğru olan, Allah ile kul arasında olan bağlılıktır. Sorgulamak ve yüküm vermek yalnızca Allah’a mahsustur.

atatürk

DİN ALANINDA YAPILAN İNKİLAPLAR

Emperyalist güçler püskürtüldükten sonra işin büyük bir kısmının bittiğini düşünen Türkiye Cumhuriyeti için durumlar pek iç açıcı değildi. Asıl iş şimdi başlıyordu. Emperyalistler din adı altında birçok insanı kendi tarafına katmış ve katmaya devam ediyordu. Geleceğin pırıl pırıl Türk gençlerini, din adı altında zehirleyerek, vatanına düşmanlık etmesi için yetiştiyordu.

Böylelikle Atatürk bu konuda laiklik ilkesini faaliyete geçirmeye karar vermişti. Atatürk’ün gerçekleştirmek istediği laiklik ilkesi her şeyden önce dine ve inanca olan saygıdır. Aynı şekilde hiçbir dine ve inanca mensup olmayanlarada saygı duymaktır. Atatürk hayatı boyunca hiçbir dine ve görüşe saygısızlık yapmamıştır. İnsanları din,dil ve ırk ayrımı yapmadan, asıl önemli olanın, tüm milletin tek vücut olması gerektiğini savunmuştur. Kısacası herkesin düşünce ve inançlarında özgür olduğunu savumuş, asıl önemli olanının ve bizi birleştirecek olan formülün “milli şuur” olduğunu öngörmüştür.

SALTANATIN KALDIRILMASI

Saltanat(Monarşi); Bir ülkeyi veya milletin yönetme hakkının tek bir hanedanda yani tek bir zümrede toplandığı yönetim sistemidir. Bir diğer özelliği ise ülke yönetiminin babadan oğula geçtiği yönetimdir. Saltanat 1 Kasım 1922’de TBMM tarafından kaldırılmıştır. Böylelikle Osmanlı İmparatorluğu resmen sona ermiştir.

İslamiyet ve Türkler, saltanatla Muaviye tarafından tanışmıştır ve bu saltanat Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar dönemleri boyunca İslâm tarihinde görülen başlıca yönetim biçimi olmuştur. Saltanat ile birlikte babası tarafından başa ilk geçen kişi “I.Yezid” olmuştur. İslam’a çok büyük zararlı dokunan baba ve oğul, tarihte daha çok Hakem Olayı, Sıffin Savaşı ve Kerbela Olayı’yla bilinmektedir.

Yüzyıllar boyunca hükümdarların aynı zamanda “halife” ünvanını taşımaları, saltanat yönetimiyle hilafet yönetiminin birlikte düşünülmesine, birbirine karıştırılmasına, hatta saltanatın İslami bir yönetim biçimi olarak kabul edilmesine neden olmuştu. Oysa saltanat yönetimi ile İslam’ın ön gördüğü yönetim biçimi arasında nitelikleri, amaçları ve oluşumu bakımından çok temel ayrılıklar, hatta zıtlıklar vardır. Saltanat bir ülkenin yönetiminde hükümdar, padişah veya sultan olarak adlandırılan tek kişinin egemen olmasıdır. Halife ise Hz. Muhammed’in vekili olarak Müslümanların imamlığını ve şeriatın koruyuculuğunu yapmakla görevli kimsedir.

İslam’a göre mutlak güç sahibi Allah’tır. İnsanlar Allah’tan bağımsız olarak karar verme, kanun koyma yetkisine sahip değildirler. Tek yaratıcı Allah olduğu için düzenleme, yönetme ve hükmetme yetkisi Allah’a aittir. İslam’ın yönetim şeklinin saltanat değil halifelik olduğu apaçık ortadadır.

Bu durum birçok yazar tarafından ele alınmış ve farklı eleştiriler ortaya çıkmıştır. Bu eleştirilerden biri: Saltanatın peygamberin Ehl-i Sünnet’inden çıkmak olduğunu ve bu makamın İslam’a çok büyük zararlarının dokunduğuna yöneliktir. Bir diğer yorum ise: Saltanat ile birlikte kardeş katlinin ortaya çıkışıdır. II. Abdülhamit’in ülkeyi İstibdat Dönemine sokması da saltanatın ortaya çıkardığı durumlardan biri olarak kabul edilir. Keza İslam’da yani halifelikte istibdat değil, hürriyet-i şer’iye vardır; baskı değil, hizmet vardır; zulüm değil, adalet vardır.

Atatürk; tam bağımsız ve özgür bir ülke için Saltanatın kaldırılmasını emretti. Böylelikle Cumhuriyet Rejimine bir adım daha yaklaşıldı. Yıkılış devrinde padişahlar saltanat makamını kendi çıkarı için kullanmaya başlamıştı. Özellikle ülkede ikilik çıkartarak dış politikayı olumsuz etkileyen, dini bahanelerle ülkeyi karıştıran ve emperyalistlerin maşası olarak kullanılan saltanat makamı, bunun ile birlikte son bulmuş oldu. Daha sonrasında ise IV. Vahdettin İngiltere’ye sığındı. Böylelikle Emperyalistler önemli bir kozunu kaybetmiş oldu.

Artık hem padişahın hem de emperyalistlerin dini kullanarak Türk milletine zarar verme şansları gitgide azalıyordu. Sırada halifeliğin kaldırılması vardı. Saltanat ve Halifelik makamı birbirinden ayrılmış, Halifeliğin kaldırılması ise daha sonraki tarihlere ertelenmiştir. Atatürk: “Halk artık padişahın kulu değil, vatandaş! Vatan artık padişahın mülkü değil, hepimizin! Devlet artık hanedanın değil, bizim!” diyerek kula kulluğun son bulması gerektiğini, eşitlik ve adaletin temel hak olduğunu vurgulamıştır.

HALİFELİĞİN KALDIRILMASI

Halifelik; İslam’da siyasi ve hukuki yönetim makamına ve yönetime verilen isimdir. Halifelik dinsel değil siyasal bir kurumdur. İslâm hukukçuları “hilâfet” terimini, genellikle Hz. Peygamber’in yerine geçmek anlamına kullanmışlardır. Gerçekte hilâfet, şeriatı Allah’tan tebliğ eden Peygamber’in yerine geçip dini korumak ve dünya işlerini de düzene sokmak demektir.

Ne yazık ki bu makam peygamberden sonra lakıyla korunamamıştır. Özellikle Osmanlı çöküş yıllarında halifelik makamı tamemen yoldan çıkmış, halifeler bu makamı aynı saltanatta olduğu gibi kendi çıkarları için kullanmaya başlamıştır. Günümüzde ise birçok örgüt lideri kendini halife olarak ilan etmektedir. Halifelik 3 Mart 1924’te TBMM tarafından kaldırılmıştır. Türk İslam Felsefesi Profesörü Yaşar Nuri Öztürk, bu konu hakkında: Peygamberlik bitmiştir. Biten, mühürlenen kurumda vekilden söz edilemez” demiştir.

İslam’da Emevi Halifesi Muaviye’den itibaren halifeler kendilerini “peygamberin halefi” olmanın ötesinde “Allah’ın halefi” olarak görmeye başlamışlar, bu görüş, halifelik kaldırılıncaya kadar devam etmiştir.

Bir diğer Örnek ise: Osmanlı halife-padişahları kendilerini “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” olarak adlandırmaktan çekinmemiştir. Hatta Osmanlı halife-padişahına verilen sıfatların birçoğu Kuran’da Allah’a verilen sıfatların aynısıdır: “Mukaddes padişah, kutsallar kutsalıdır, sorgulanamaz, sorumlu tutulamaz!” 

Halifelik ilk 4 halife döneminden itibaren siyasal çekişmelere ve kavgalara neden olmuştur. Öyle ki seçimle göreve gelen ilk 4 halifeden 3’ü öldürülmüştür. Emevilerden itibaren İslam dünyasında gücü ele geçiren liderler kendilerini halife ilan etmişlerdi. Mısır’da bir devlet kuran Fatimi Sultanı el-Mehdi kendini halife ilan etmişti. Böylece Mısır’da Şii Fatimi Halifeliği kurulmuştu. İspanya’da kurulan Endülüs Emevi Devleti’nin lideri III. Abdurrahman da orada halifeliğini ilan etmişti. Böylece İslam dünyasında aynı anda 3 ayrı halife ortaya çıkmıştı.

Keza 20. yüzyılın başında, ulus devletler çağında, aslında halifeliğin hiçbir anlamı kalmamıştı. I. Dünya Savaşı’nın başlarında Osmanlı Halifesi V. Mehmet Reşat’ın cihat fetvasının Arap-İslam dünyası üzerinde bir etkisi olmamış ve müslümanlar Osmanlı’ya yardımda bulunmamıştır.

1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasından sonra Halife Vahdettin İngilizlere sığınmış bunun üzerine TBMM, Osmanlı soyundan Abdülmecit Efendi’yi 148 oyla halife seçmişti. Saltanatın kaldırılmasıyla ikilik son bulmamış, sıra halifelik makamına gelmişti. Halk Türkiye Cumhuriyeti ve halifenin safı üzerine ikiye bölünmüştü. Bununla birlikte cumhuriyete karşı hilafet propagandaları başlamıştı. Halife Abdülmecit Efendi kendini adeta bir devlet başkanı gibi görüyordu. Atatürk halifelik makamını kaldırmak için uygun zamanı bekliyordu. Halife Abdülmecit Efendi 1924 yılı bütçesinde kendisine ayrılan paranın yetersiz olduğunu belirterek zam istemişti. Bir yandan da İstanbul’daki yabancı ülke temsilcilikleriyle ilişki kurmaya çalışıyordu. Bunların yanı sıra kalabalık ve görkemli Cuma Selamlıkları düzenliyordu. Bununla birlikte Atatürk halkın daha fazla bölünmemesi ve cumhuriyetin önündeki engellerin açılması için milletvekilleriyle bir yasa düzenledi ve 3 Mart 1924’te Halifelik kaldırıldı.

Atatürk, 1 Mart 1924’te Meclis’i açış konuşmasında şöyle demiştir: “İslâm dinini, asırlardan beri alışılageldiği şekilde, bir politika aracı konumundan uzaklaştırmak ve yüceltmek gereğini görüyoruz. Kutsal ve dini inançlarımızı ve vicdani değerlerimizi, karanlık ve kararsız olan ve her türlü çıkar ve ihtiraslara giriş sahnesi olan politikalar ve politikanın bütün kısımlarından bir an önce kesin biçimde kurtarmak, milletin dünyevi (dünya ile ilgili) ve uhrevi (ahiret ile ilgili) mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. Ancak bu suretle İslâm dininin yüksekliği belirir.”

Atatürk Dönemi Türkiye’sinde Halifeliğin kaldırılması, devletin ve milletin dinsiz kalacağı yönündeki görüşlere ve bununla birlikte Türkiye’ye karşı bir örgütlenmeye yol açmıştır. Atatürk halifelik makamı adına belirttiği tüm görüşlerinde, halifeliğin dinsel değil siyasal bir yapı olduğu yönündeydi. Bu duruma göre halifelik hükümet demekti. Türkiye Cumhuriyet’nin halifeliğe ihtiyacı yoktu. Çünkü Türkiye’nin TBMM adında bir hükümeti ve cumhuriyeti vardı. Böylelikle bu kanunun ilk maddesi: “Halife görevinden alınmıştır. Halifelik, hükümet ve Cumhuriyet’in anlam ve kavramı içinde esasen mevcut bulunduğundan hilafet makamı kaldırılmıştır.” olmuştur.

SON OLARAK

Lozan Antlaşması’nda halifeliğin kaldırılması adına gizli bir madde olduğu söylenmektedir. Bunlar asılsız ve tutarsız sözlerden başka hiçbir şey ifade etmemektedir. Eğer İngilizler böyle bir şey yapmış olsaydı başta kendi ayağına sıkmış olacaktı. Halifelik makamı önemini ne kadar yitirmiş olsa da halifeliği kaldırmayıp hem müslümanları hem de Türkiye Cumhuriyeti’nde karışıklık çıkmasını sağlayıp halifelik makamını kendi lehine başarıyla kullanabilirdi . Keza Mekke Şeyhi Emir Hüseyin gibi hainleri halife yaptırırak İslam Dünyasında günümüzde oynattığı oyunları daha rahat oynatabilirdi.

Günümüzde Suudi Arabistan Kraliyeti’nin kilit noktalarını İngiliz askerleri korumaktadır. Halifeliğin kaldırılmadığını ve bu makamın Suudi bir halifeye geçtiğini düşünebiliyor musunuz? Dünya’ya ve müslümanlara bundan daha büyük bir belanın musallat olabileceğini düşünemiyorum. Eğer halifelik kaldırılmasaydı böyle önemli bir kurumun başına daha kimler geçebilirdi, düşüncesi bile büyük bir yıkımın habercisi…

Maalesef yıllarca bu tartışmaların ötesine geçememekteyiz. Atatürk’e dini propagandalarla saldırmaya çalışan, asılsız iddialarla neyi savunduğunu bilmeyen, bununla da yetinmeyip genç beyinleri zehirlemeye çalışan bir kitle, tarih boyu hep var olmuş ve var olmaya devam etmektedir. Her türlü kitleye karşı Atatürk’ün ileri görüşlüğü ve dahiliği yine tecelli etmiştir…

KAYNAKÇA:

https://www.yeniasya.com.tr/kazim-gulecyuz/hilafetle-saltanatin-farki_421541

https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/saltanat

https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/hilafet

https://islamansiklopedisi.org.tr/muaviye-b-ebu-sufyan

http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/728/9231.pdf

https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tbmm_internet.anasayfa

https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d02/c003/tbmm02003043.pdf

https://www.sozcu.com.tr/kategori/sinan-meydan/

http://www.turkcewiki.org/

  • lknc
    3 hafta önce

    Atatürk dinsizdi ve bununla gurur duyuyorum gökten indiği sanılan kitaplar kaostan ve sömürüden cahillikten insanları bölmekten başka ne işe yarar? Atatürk de bunun farkındaydı ve medeni bilgiler kitabını yazıp okullara dağıttı. Kitaba göz atarsanız Atatürkün dinle alakası olmadığını anlarsınız. Hala Atatürkü dinle ilişkilendirmeye çalışanları anlamıyorum.

    0
    yorum beğen
  • Fuat
    3 hafta önce

    Kulaktan kulağa giden yanlış bilgilerle beslenen halkımız, bu konu hakkında çok fazla tartışmalara girmiş olup, olayın gerçeğini bilmiyor olmaları beni üzüyordu. Çok hoş ve yararlı bir yazı olmuş fakat Atatürk’ün İslama engel olmadığını belirten bir kaç gerçekte (facts) ekleyebilirdin.

    0
    yorum beğen