Atatürk: Anlamak, Anlatmak

Ülkemizin kurucusu ve ebedi başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’ü yıllardır alışıla gelmiş şekilde doğumuyla, ölümüyle, fiziksel özellikleriyle ele alıyor, anmalarımızı da bu şekilde yapıyoruz. Fakat onun Türk gençliğinden isteği doğrultusunda bizler Mustafa Kemal’in bedenini değil Atatürk olarak fikirlerini, ilke ve inkılaplarını yaşatmalıyız. Bunu amaçlarsak hepimiz için ortada bir hedef oluşuyor. Bu hedef Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni daha ileri, daha çağdaş, daha müreffeh bir ülke haline getirmektir. Eğer ona yaraşan bir gençlik olmak istiyorsak ortak hedefimiz bellidir. Gazi Paşa aşağıdaki sözüyle de bunu tasdik etmektedir;

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Atatürk

Önceki yazımda milletimizin ideolojilerin esiri olduğuna değinmiştim. Aslında bu yazımda da değinmeden geçemeyeceğim. Özellikle bulunduğumuz 2020 yılında mevcut genç neslin azımsanmayacak bir kısmı kendisini Atatürkçü olarak tanımlıyor. Lakin bu beni mutlu etmiyor. Kendisin Atatürkçü olarak tanımlayan kitlenin maalesef büyük çoğunluğu Nutuk’u okumamış, Atatürk’ün ilke ve inkılaplarından bihaber, Gazi Paşa niçin bunca zorluğun üstüne inatla gitmiş araştırmaktan uzak bir nesil. Hem de Atatürkçü(!)

“…biz O’nun gövdesine tapan bir putperest değil, ölmez eserine ve mânasına bağlı bir şuuruz. O, kendi vücuduyla beraber kaybolacak fani bir milletin değil, kendi manasıyla beraber yaşayacak ebedi bir milletin yaratıcısıdır.”

Peyami SAFA (Cumhuriyet-11 Kasım 1938)

Tabii ki ülkemizde kendisini milliyetçi, sosyalist, komünist, muhafazakar olarak tanımlayanların da çoğunluğu düşüncelerine uyan ideolojinin ana hatlarını bile kavramış değil. Bu kişiler düşüncesinin ülküsünü ve temelini bilmeyen kişiler.

Tekrardan asıl konumuza dönecek olursak Atatürk, asla batı kültürüne teslim olmuş, İslam ve doğu kültürüne düşmanlık etmiş değildi. Kılık kıyafet kanunu, alfabede yenilik, takvim ve ölçü birimi düzenlemeleri, yurttaşlık yasası gibi yapılan devrimler dönemine ayak uyduramamış ve oldukça geride kalmış bir devletin 20. yüzyılda ulusal ve milli bir devlete evrilmesini ve benliğini kaybetmeye yüz tutmuş bir milleti kendisine getirip daha çağdaş hale getirmeyi amaçlamaktadır. Atatürk bazı kesimlerce sanılanın aksine din düşmanı yahut batı sevdalısı değil doğrudan doğruya ulusunun bekasını düşünen bir Türk milliyetçisiydi. Atatürk bu şuura aşağıda alıntıladığım anısıyla erdiğini çok defa anlatmıştır.

Orduya ilk katıldığım günlerde, bir Arap binbaşısının ‘Kavm-i Necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın’ diye tokatladığı bir Anadolu çocuğunun iki damla göz yaşında Türklük şuuruna erdim. Onda gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük benim derin kaynağım, en derin övünç membaım oldu. Benim hayatta yegane fahrim, servetim, Türklükten başka bir şey değildir.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk bir çok demecinde Türk milliyetçisi olduğunu dile getirmiş hatta bu özelliği devlet yönetimine de sirayet etmiştir. Buna karşın Atatürk’ü ırkçı olarak tanımlamak bütün olarak kabul edilemez bir yanlıştır. Onun benimsediği milliyetçilik anlayışı memleketin sahibinin belli bir aile veya bir yabancı olması yerine Türk vatanında, yönetimde söz sahibinin memleket toprağı üzerinde yaşayan Türk ulusu olduğu şeklindedir. Türkiye Cumhuriyeti toprağı üzerinde yaşayan farklı etnik kökenden gelen vatandaşların birbirinden hukuksal ve sosyal açıdan hiçbir farkı yoktur. Toprağın üstünde yaşayan herkes eşit ve bunların hepsinin ismi Türk milletidir.

Mustafa Kemal Paşa ”Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinden hareketle savaş dönemi bittikten sonra diğer devletlerle ilişkileri güçlendirme çalışmaları yapmış ve başarılı olmuştur. Şöyle ki Atatürk yönetiminde Türk devleti resmi olarak 1921-1938 yılları arasında 40 dostluk antlaşması imzalamıştır. Atatürk Bu tarihler arasında hiç yurt dışına çıkmamış olmasına rağmen 115 yabancı devlet başkanıyla ilişki içine girmiş ve yeni Türk devletinin geleceğini dostluk temelleri üzerine inşa etmeyi hedeflemiştir. Bunların yanında Türkiye Cumhuriyeti, 9 Şubat 1934 tarihinde imzalanan Balkan Antantıyla batı komşularıyla, 8 Temmuz 1937 tarihinde imzalanan Sadabat Paktı ile doğu komşularıyla ekonomik, siyasal ve askeri alanlarda işbirliği yapmıştır.

Yukarıda yazdıklarıma ek olarak Atatürk’ü asıl anlamamız gereken konulardan birisi de bilim alanıdır. Osmanlı’da ismi Darülfünun olan İstanbul Üniversitesi 1933 yılında hızla döneme ayak uyduran bir eğitim ve bilim yuvası haline getirilmiştir. Yine cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara’da Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi açıldı. Ayrıca 1933 yılından başlayarak II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar NAZİ Almanya’sının baskılarından yorulup Türkiye’ye sığınmacı olarak gelmek isteyen 1000’e yakın Alman bilim insanı ve sanatçıya da kucak açılmıştır. İşte Türkiye’nin ilk üniversiteleri bu Alman sığınmacılardan faydalanarak açılmıştır.

Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun, bir ulus ilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır. Bu nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir ilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Atatürk

Umuyorum ki yakın zamanda hepimiz Atatürk’ü çok daha iyi anlayacağız. Anladıkça daha iyi anlatacağız. Onun fikirlerini gözümüz gibi koruyup emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni yücelteceğiz. Yarınlarımız, dünümüz ve bugünümüzden çok daha iyi olacak. Türk Gençliği olarak muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kandadır. Bize bu şuuru aşılayan Atatürk ve silah arkadaşlarını Kurtuluş Savaşı’nın 100. yıl dönümünde saygıyla, sevgiyle ve rahmetle anıyorum. Ruhları şad olsun.

Atatürk
Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları.
Kurtuluş Savaşı yılları.

Güncel haberlerden hızlı bir şekilde haberdar olmak için bizleri Instagram ve Twitter hesaplarımız üzerinden takip etmeyi unutmayın.

KAYNAKÇA