ataerkil

Ataerkil Bir Toplumda Kadın Olmak

Herkese selamlar, ataerkil bir toplumda kadın olmayı ele alacağım yazıma hoş geldiniz. Umarım keyifleriniz yerindedir ve virüs konusu canınızı sıkmayı bırakmış, psikolojik olarak normalleşme sürecine girebilmişsinizdir. Bu yazımda sizlere uzun zamandır aklımda olan bir şeyden bahsedeceğim. “Ataerkil Toplumda İnsan Olmak Nasıldır?” sorusunu uzun zamandır kendime sorup duruyorum, bu konudan sizlere de bahsetmek isterim. İki kısımdan oluşacak olan bu yazı dizimin ilkinde, sizlere “Ataerkil bir toplumda kadın olmak nasıldır?” sorusuna cevap aramaya çalışacağım. İkinci yazımda ise “Ataerkil bir toplumda erkek olmak nasıldır?” konusuna değineceğim. Şimdi, birinci yazıma izninizle başlıyorum ve keyifli okumalar diliyorum.

ataerkil

Ataerkil Ne Demek?

Erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme, düzen.” ataerkil kelimesinin sözlük anlamı tam olarak budur. Bu açıklamada erkek otoritesine dayanan kısmı dikkat çekiyor elbette, bir toplum düşünün ki aslında olmayan bir düzene düzen adı vermiş ve bu yıllarca sürmüş gitmiş. Öyle ki bu durumdan erkekler de kadınlar kadar zarar görmeye başlamış. Bir sonraki yazımda değineceğim için konunun erkekler tarafına bu yazımda fazla sapmayacağım, bu yazıda kadınlardan bahsedeceğim. Kadınlar gördüğü zararı bile açıklayacak gücü kendinde bulamıyor, çünkü bu düzenin arasında kendilerine ait bir yerleri yok.

Doğum

Herkes, genel olarak herkes, gözlerini açtığında bir aileye sahip olur. Gözlerimizi açmamızla birlikte beynimiz bir fotoğraf makinesi gibi etrafımızda olan biten her şeyi kaydeder. Çocuk beyni geliştikçe ebeveynlerin -farkında olmasalar bile- davranış şekillerini kaydeder. Duyduğu cümleler beyninde yer ederek gelişmesini ve karakterinin oluşmasını sağlar. Şimdi, bir kız çocuğunu düşünelim; gözlerini açtığı andan itibaren bezini annesi değiştiriyor, mamasını annesi yediriyor, gece ağladığı zaman her zaman annesi ilgileniyor. Gündüz evin temizliğini annesi yapıyor, üstünü annesi giydiriyor ve hatta bazen annesi işe gidiyor. Bu döngünün sürekli olarak kendini tekrar ettiğini düşünün. Sonra bakıyor ki babası da işe gidiyor ama babası sofrayı kurmuyor, çamaşırı yıkamıyor, temizlik yapmıyor… Tüm bunlar bahsi geçen kız çocuğunun beynine kaydediliyor ve sanki her şey “kadınların göreviymiş” gibi bilinç altında arşivleniyor.

ataerkil aile

Bilmiyorum dikkatinizi çekti mi ama televizyonda son dönemlerde sabun ve deterjan reklamlarında inanılmaz bir artış var. Her marka birbirini ezmek için son derece çekici kadınları bulaşık makinesinin önüne diziyor ve kırmızı rujlu dudaklarından kendi markalarını övmelerini istiyor. Burada kadının seksapalitesinin kullanılmaya çalışıldığının farkına varın ve kendinize şunu sorun, “Neden hiçbir temizlik ve mutfak ürünü reklamında erkekler kullanılmıyor ya da kadınların aksine çok az kullanılıyor?“. Sizce erkekler mi temizlik yapmıyor, yoksa bunlar kadınların görevi olarak mı görülüyor? İşte bebekliğimizden beri gördüğümüz anne figürü televizyon reklamlarıyla da böylece destek görmüş oluyor. Hatta dizi ve filmlerde bile her zaman babayla erkek çocuklar oturuyor ve anne, çalışan bir anne olsa bile, mutfak işleriyle görevlendiriliyor. Sizce erkek çocukları tabak kaldırmak için kollarını kullanamıyor mu? Hayır, aslında cevabı çok basit; çünkü toplum bunu istemiyor, toplum bunun kadının görevi olmasını istiyor.

Öğretmenlerimizin Ataerkil Sistem Hakkındaki Bilinçsizliği

Okul çağına geldiğimiz zaman yavaş yavaş benliğimizi oluşturmaya başlıyoruz. Bu noktada, okuldaki öğretmenlerimizin hayata bakış açısını kesinlikle tartışmamız gerekiyor. Mesela, hatırlayınız, okulun ilk günü kitapların dağıtılacağı haberini aldığımızda öğretmenler hemen erkekler arasından bir seçim yapar. Hatta bazı “kadın” öğretmenlerimiz “Ben kızlarıma kıyamam…”, çok matah bir şey dermiş gibi, ”…erkekler dağıtsın!” derler. İtiraf edelim bizim de -farkında olmadan- bu durum çocukken hep hoşumuza giderdi, çünkü beynimize öyle işlendi. Kimse “Onlar yapıyorsa biz de yaparız.” diyemezdi, hatta hiçbir erkek “Bizim canımız tatlı değil mi?” diye soramazdı. Çünkü erkekler için güçlü olmak, kızlar içinse narin olmak psikolojisi çoktan toplum tarafından empoze edilmişti. Bu, ne yazık ki kolay çıkaramayacağımız bir algı.

cinsiyet

Küçükken okulda, erkekler tarafından kızlara söylenen, “Dua et kızsın.” cümlesini hatırlıyorsunuz değil mi? Beden eğitimi derslerini de hatırlayanınız var mı? Bir kısım için eğlence kaynağı, bir kısım için işkenceydi o dersler. İtiraf edin, genellikle boş ders olarak bakardık o derslere. Çünkü kızlar olarak genellikle voleybol oynardık, erkekler ise futbol oynardı. Hatta bizlerle voleybol oynayan erkeklerle dalga geçenler bile olurdu. Voleybol oyunun adı kız oyunu olarak kalırken, futbol ise hep erkek oyunu olarak adlandırıldı. Oysa, belki fırsat verilseydi, çok iyi futbolcu olabilecek kızlarımız vardı. Ama futbol oynayan kızlarla “Erkek fatma!” diye dalga geçile geçile o cevherler de maalesef tek tek köreltildi.

Ergenlik Dönemi ve Duygusal Yakınlık

Ergenlikte herkes bir şeylerin değiştiğinin farkına varır. Vücudumuz her şeye değişik tepkiler verir, sesimiz değişir. Hatta nefret ettiğimiz karşı cins ne olduysa aniden bize bir “hoş” gelmeye başlar. Bilmiyorum farkında mısınız ama, kız çocukları bu durumu bu kadar rahat yaşayamıyor. Hatta bilimin konuşulması gereken şu yıllarda kızlar regl olduklarını bile açıkça söyleyemiyorlar. Marketlerde pedler için siyah poşetler bulunduruluyor, gazete olmadan satmayan yerlere bile rastlıyoruz. Neden? Bilimsel bir durumdan neden bu kadar utanmamız gerekiyor? Bomba değil yahu, sakin olun, alt tarafı vücudumuzun sağlıklı olduğunun sinyalini veren kanamaları kontrol altında tutmak için bez parçası taşıyoruz. Korkmayın yani, kimseyi patlatmıyoruz.

toplumsal cinsiyet

Çok uzak değil, yakın bir zamanda ” ERKEK ARKADAŞI VAR DİYE KIZINI ÖLDÜRDÜ.” haberini okumuştum. Bu basına yansıyan kısmı. Ülkeyi karış karış gezseniz, bırakın sevgilisi olmasını birinden hoşlandı diye babasından, abisinden şiddet gören kaç kız vardır saymaya matematiğimiz yeter mi? Kurtarmak istesek sığınak bulabilecek miyiz? Ergenlik zaten yeterince zor psikolojiyken bir de birini sevdiniz diye öldürebiliyorsunuz, ama şanslıysanız işkence görüyorsunuz. En güvendiğiniz erkek tarafından hem de. Babanız veya abiniz. Kızsanız birini sevemezsiniz, severseniz toprağın en serin kısmı bedeninizin.

Ataerkil Sistemle Geçen Yetişkinlik

İş hayatına atıldınız ve orada da çeşitli zorbalıklara maruz kalıyorsunuz. Genellikle kapalıysanız başınızdaki örtü sorundur, açıksanız da dekolteniz ve mini eteğiniz. Parfümünüzle bir erkeğin başını döndürmüş olabilirsiniz, hatta saçlarınızdan tahrik olmasına sebep olmuş bile olabilirsiniz. Tüm bunların sonucunda eğer size laf atılmışsa veya size dokunulmuşsa bunun sebebi de yine yalnızca sizsiniz olursunuz. Karşı taraf ne olursa olsun masumdur ve işin kötü tarafı, maalesef ki, hemcinsimiz toplumla birlikte böyle düşünmeye alıştırıldı.

ataerkil iş hayatı

Birini sevip aşık olduğunuz zaman evlenirsiniz. Hal bu ya, boşanırsınız. Bu bile işkenceye dönüşür çünkü boşanmışsanız ve tek yaşıyorsanız mahalledeki insanlar için hep bir tehdit unsuru olursunuz. Her zaman “namuslu” yaşadığınızı ispat etmek zorunda kalırsınız. Biriyle yatmadığınızı, kırıştırmadığınızı, sarhoş olup alemlere dalmadığınızı, evden işe işten de eve bir hayata sahip olduğunuzu, mahalledeki komşularınızın kocalarında gözünüzün olmadığını ispat etmeden huzurlu bir şekilde yaşayamazsınız. Çünkü ne olursa olsun adınız artık dul kadındır, hemcinsleriniz arasında bile adınız hep “ne olur ne olmaz” olur.

Sonuç

Bu yazımda sizlere ataerkil bir toplumda kadın olmayı anlattım. Sonuç olarak; tecavüze uğrasak aranmış, dayak yesek hak etmiş, aldatılmışsak bakımsız, ayrılmışsak da hayat kadını oluruz. Biraz güldüysek gözümüz dışarıdadır, eğer başımızı kapattıysak yine de içimiz fenadır. Biz toplumda her sıfatı kazandık ama bir tek KADIN sıfatını kazanamadık. Siz kabul etseniz de etmeseniz de, bir birey olarak, kadın olarak varız. İstemeseniz bile, vursanız da öldürseniz de, var olacağız!

Dipçe: Kadının kadın olduğunu bilen erkek-kadın tüm bireyler tenzih edilerek yazılmış bir yazıdır.

Daha fazlası için BPT‘yi ve Otağ‘ı takip edebilirsiniz.