ataerkil

Ataerkil Bir Toplumda Erkek Olmak

Herkese kısacık bir aradan sonra tekrar merhaba. Bir önceki yazımda sizlerle birlikte ”ataerkil” ne demek bunu konuşmuş, hemen ardından ”ataerkil bir toplumda kadın olmak” konusuna kafa yormuştuk. Şimdi olaya madalyonun diğer tarafından bakacağız. Bu yazımızda hep birlikte ataerkil düzen erkekleri nasıl etkisi altına alıyor, onlara nasıl zarar veriyor hep birlikte anlayıp tartışacağız. Hadi Ataerkil yazımıza geçelim.

Ataerkil Düzen – DOĞUM

İlk yazımdaki gibi, bir kız çocuğunun hayata başlaması gibi bir erkek çocuğunun dünyaya gelmesiyle başlatalım dünyamızı. Gözlerini açtığı anda bir aileye sahip olur ve ardından ailesiyle birlikte her şeyden habersiz kendini evinde bulur. Bu dakikadan sonra annesi yanından hiç ayrılmazken (bu süreçleri ilk yazımızda detaylıca anlatmıştım) babasını sadece akşamları görür bebeğimiz. Ve yine beynimiz bir kamera misali kayıttadır! Karakter oluşumu için her şey başlamıştır. Erkek bebeğimizin yaşı ilerledikçe, artık bir şeylerin farkına vardıkça babamızın onunla konuşma tarzı değişmeye başlar artık. ”Aslanım benim’‘ gibi kelimelere artık minik kulakları aşinadır. Ve tabii ki tüm temel ihtiyaçlarını annesi karşılarken, babası sadece belirli saatlerde yanındadır ve bebeğimiz bu şekilde büyüyerek sünnet olacağı yaşa yavaş yaklaşmaktadır. Artık beyni bir şeyi kayıt altına almıştır, o erkektir ve kadınlar ona hizmet etmektedir. Bu toplumun ona verdiği bir sıfattır.

Ataerkil Düzen – SÜNNET

Yaşı beş altı olan her erkek çocuğunun korkulu rüyası sanırım bu sünnet mevzusudur. Birçok psikiyatr ve çocuk psikologları sünnetin çocuklar için travma oluşturacağını söyleyip henüz bunu fark edemeyecek yaşa basmadan yani beş altı aylık gibiyken yapılmasını öneriyor iken bizim ülkemizde sünnet olayı düğünsüz yapılmamaktadır. Bir çocuk düşünün beş yaşında ve düşündüğü tek şey vücudundan bir parça kesileceği. Bunun için devasa hazırlıklar yapılıyor; amcası, dayısı, babası sık sık gelip ” erkek olacak benim oğlum erkek” diyerek kahkahalar atıyor fakat çocuk içindeki korkuyu kimseye anlatamıyor. Çünkü korkmak erkeklere yasaklanıyor. Çünkü korkanlar erkek sayılmıyor. O zaman ”kız mısın sen lan?” diye dalga geçiliyor ki bu da psikiyatr ve psikologların bahsettiği travma ihtimalini iki katına çıkararak onları haklı çıkarıyor. Şu an birçok erkek sünnet anısını gülerek anlatırken ”o zamanlar ne korkmuştum be” diye ekliyor. Aileler farkında olmadan çocuğuna en büyük zararı veriyor.

ataerkil

Sünnet olayının ikinci boyutuna değinmek istiyorum. Ülkemizde tecavüz ve taciz olayları çok fazla ilerleyici bir boyut aldı. Peki bu insanlar ne oluyordu da tecavüz etme gibi bir içgüdü hissediyordu? Bunun altında çocukluktan kalma ”erkekliği yüceltme, istediğini elde etme psikolojisi’‘ yatıyor. Henüz önündeki cinsel organın ne olduğunun farkında bile olamayan çocuğun gözleri önünde davullu zurnalı ” erkek oluyor erkek” diyerek kutlamalar yapılıyor ve bu çocuğun beynine ” demek ki bu önümdeki önemli bir şey ki herkes bunu kutluyor ” diye kodlanıyor.

“Göster Oğlum Amcana”

Bu cümleyi duymadım diyeniniz var mı? Kız çocuklarına şort giydirilmesi bile tartışılırken küçücük erkek çocuklarına sürekli ”Göster oğlum amcana” diyerek marifetmiş gibi çocuğun cinsel organının sergilenmesi sağlanıyor. Üstelik kahkahalar eşliğinde bununla gurur duyuluyor. Bana göre bu çocuk tacizinin ta kendisidir dostlar. Minicik bir çocuğun istismarıdır. Bunun başka bir ifadesi olamaz. O çocuğun o anki utancı, yapmak istememesi ve zorla pantolonunun çıkarılıp açtırılması bir düşünün beynine ve karakterine nasıl işleniyor? O zararı o çocuk ömrü boyunca nasıl hatırlıyor? Peki neden kimse bu olaya dikkat çekmiyor? Çünkü ataerkil düzende küçük de olsa bir pipiye sahip olmak gurur kaynağı sayılıyor…

Öğretmenlerimiz bu konuda ne kadar bilinçli davranıyor?

Diğer yazımda kadınların yaşadığı sorunlardan bahsetmiştik. Peki ya erkek öğrencilerin yaşadığı sorunlar. Mesela, en ağır yükleri neden erkek öğrencilere veriyorlar? Yahu tamam, güçlüler bir şey demiyoruz. Ama onlar bir can taşımıyor mu? Kitapları taşıyın, sıraları taşıyın, hatta çoğu kere ”lan, öküz” gibi hakaretlere bile maruz kalıyorlar fakat o kadar alıştırılmışlar ki artık seslerini bile çıkartamıyorlar. Öbür taraftan beden eğitimi derslerinde mesela, sanki tek terleyen onlarmış gibi sınıfta bir koku oluştuğu zaman hemen günah keçisi erkekler ilan edilir. Neden kızlar ter bezleri sergilemiyor mu? Yoksa bizlerin terleri pembe renkli midir? Ama toplumda nedense erkekler hep ”pis ve kirli ” olarak lanse edilmiştir. Hatta bu duruma kendileri bile o kadar alışmıştır ki sokakta ”geğiren” bir kadını kolay kolay göremezsiniz ama yanı başınızdan her an geğiren bir erkek geçebilir. Çünkü aileden, okuluna beynine bu işlenmiştir.

Ataerkil Düzen – ERGENLİK VE DUYGUSAL YAKINLIK

Ergenlik döneminde değişen sesler, çıkan kıllar, oluşan sivilceler kızlar gibi erkeklerin de başının belası olur çıkar. Bu dönem kızları etkilediği gibi erkeklerin de ruh hallerinde elbette dalgalanmalı hallere yol açar. Ama toplumun maalesef bu konuda da duyarsız olduğu kanaatindeyim. Şimdi bunlara birkaç örnek vereceğim. Ses değişimini her erkekte fark etmişsinizdir. Geçen yıl incecik olan ses birden kalınlaşmıştır ki bu vücudun bir gereğidir. Fakat hemen sınıfta, hem ailede erkeğin bu değişimi ”sesi öküz gibi çok kalın” oldu şekilde belirtilir. Erkekler için sanırım öküz olmak biçilmiş bir kaftan olmuş artık. Bıyıkları yeni yeni çıkmaya başlayan erkekler dalga konusu olur genelde. Peki ne yapabilir, üç beş tane çıkmış tel için sarımsak mı sürmeli bizim kaşımıza sürdüğümüz gibi? Çıkan sivilceler için kimse ” stresten veya ergenlikten ” demez ama genelde ”mayın tarlası’‘ diyerek birçok kız tarafından reddedilirler. Ama sorsak hepimiz için en önemli şey iç güzelliktir…

Yetişkinliğe Giriş: Bir Bankamatik Olma Hikayesi

Yetişkinliğe girmekle birlikte artık sünnetti, fırtınalı ergenlikti atlatılır ve ciddi ilişki adımları atılır. Her zamanki gibi burada da ”ilk adım” erkekten beklenir. Nedense ”erkek” çıkma teklifi etmezse kadınlara olarak adım atmama gibi bir huyumuz var. Erkek utanamaz, ağlayamaz, erkek geri adımda duramaz. Her zaman ilk adımı o atar. Ve ilişki başlar. İşte burada erkek insan olmaktan çıkar artık bir bankamatik olmaya başlar. ”Hesabı erkek öder.” anlayışı almış başını gitmiş. Ailecek gittiğimiz yemekte, bindiğimiz bir takside bile hesabı hep babamızın ödediğini görürüz. Hiç restoranda babanız varken annenizin hesap ödediği oldu mu? Hayır. İşte toplum böyle yapa yapa ” erkek adam kıza hesap ödetir mi?” mantığıyla erkeklerin boynuna ağır bir yükü bağladı. Sinemasıydı, yemeğiydi, özel günüydü, sürpriziydi tüm masrafları erkeklerin karşılaması bekleniyor. Peki bu erkekler parayı havadan mı kazanıyor? Yoksa her biri ülkenin sayılı gelen zenginlerinin torunları da benim mi haberim mi yok? Bu durumdan elbette çoğu erkek şikayetçi olsa da yine toplum baskısı yüzünden dile getiremiyor. Bu yüzden yapılan evliliklerin çoğu mutsuz ilişki halini alıyor. Çünkü erkek borç ödemekten evliliğin tadını bile alamıyor.

Boşanma ve Nafaka

Önceki yazımda boşanma durumunda kadınların içler acısı hallerinden bahsetmiştik. Şimdi biraz erkeklerin durumuna bakalım. Yine bir evlilik düşünelim ki büyük bir aşkla başlamış fakat sonu hüsranla bitmiş. Biliyorsunuz erkekler nafaka ödemek zorunda bırakılıyor. Elbette hak edilen miktarda çocuklar için ödenmesi yanlış bir şey değildir. Fakat ‘‘boşandığı eşinden aldığı parayla nişanlandı” haberi de unutulacak ve es geçilecek bir şey değildir. Ortada çocuk yok, hiçbir bağımız kalmamış. Bir yıl süren bir evlilik sonrası sırf ayrıldık diye ben neden ona para ödeyeceğim ki? Burada erkek hakkını arasa bile maalesef sonu pek olumlu olmuyor. Bu yüzden de televizyonlardan ‘‘yatalak baba çalışmadığı halde nafaka ödüyor” haberleri eksik olmuyor.

ataerkil

Her Erkek Potansiyel Bir Tacizci Midir?

Biliyorsunuz ülkemizde son günlerde kadınlara yönelik taciz ve tecavüz olayları inanılmaz derecede arttı. Hatta ne yazık ki bunu yazmak bile istemiyorum fakat artık insanlar en yakınlarından bile korkar bir hal aldı. Bu da tabii ki gelen iftiraların önünü açtı. Erkeklerin psikolojisini düşünelim şimdi. Otobüste bir kadınla yalnızsınız, aklınıza Özgecan geliyor ve kadın kendini kötü hissetmesin diye onunla son durağa kadar gidiyorsunuz ama ya sizden şüphelenirse? Artık bir kadının arkasından yürüyemez oldular. En önemlisi bazı erkekler birçok kadından daha fazla kadın haklarını savunurken, tecavüzün karşısında dururken sosyal medya üzerinden karşı tarafa medeni şekilde ”selam” yazdı diye güya ”ifşalanmış” oluyorlar. 2020 yılında ve sosyal medya çağında yaşıyoruz, insanlar uzaya insan yolladı ve ülkemizde hala selam yazdı diye tacizci yerine konulan erkekler var. ” Savcılığa verildiniz, iyi geceler.” Tecavüze uğrayan kadının suçu olmadığı gibi, yolda gördüğümüz veya medeni şekilde tanışmak isteyen herhangi bir erkek de TECAVÜZCÜ DEĞİLDİR.

Top musun oğlum sen?

Toplumun erkeklere biçtiği sıfatlar kabul edelim pek hoş değil. Kaşları kalın erkekleri görüyoruz ”bu ne martı kaş” diye adı çıkıyor. Aynı erkeği kaşları almış, biraz bakım yapmış şeklinde görünce ” lan karşı gibi kaşlarını mı aldırdın top mu oldun?’‘ diye ağır dalga toplarına tutuyoruz. Pembe bir kazak giydiyse erkekten saymıyoruz, hele beyaz pantolon giyindi ise artık bunun ardından ne laflar ediliyor onları sizin hayal gücüne bırakıyorum. Saçlarıyla ilgiliyse, yüzüne cilt bakımı yapıyorsa ”kadın gibi” olur nedense. Sanki bakım kadına özgü bir şey. Ter koksa öküz, bakım yapsa top oluyor. Peki, tekrar soruyorum, topluma göre bu insanın tam olarak ne yapması gerekiyor?

Yani…

Aslında yukarıdaki yazdıklarıma çok daha fazlasını ekleyebilirim. Doğduklarından itibaren erkeklerin üzerine çok fazla yük biniyor ve kimse farkında olmasa da artık onlar da nefes alamıyor. Ve erkekler belki cinayetten ölmüyor ama tüm bu ataerkil düzen baskıları onları intihara itiyor. Çünkü bu yük ne kadar güçlü olurlarsa olsun onların omuzlarına ağır geliyor. LÜTFEN! Feminizm kadın ve erkek eşitliğini her anlamda savunmaktır bunun farkına varalım. Kadınları savunurken, erkeklerin çektiği zorlukları göz ardı etmeyelim. Hepimiz insanız, hepimiz toplumun bir parçasıyız. Ataerkil düzen yok olur mu bilmiyorum fakat bir mumun yanmasıyla yavaş yavaş çevremizi aydınlatacağımızı biliyorum. Artık sen kadınsın, sen erkeksin kavgası olmadan insanca yaşayabildiğimiz bir ”ütopya” umarak, keyifli günler diliyor, yorumlarınızı bekliyorum.

Diğer içeriklerimize göz atmak için buraya tıklayın. Ayrıca, bizi Instagram ve Twitter üzerinden takip etmeyi unutmayın!