Assassin’s Creed ve Değişim Öyküsü

Assassin’s Creed serisi, oyunlarla ilgisi olan ya da olmayan, artık herkesin bir yerlerden duyduğu büyük bir marka haline geldi. 2007’den bu yana 13 yıllık macerasına devam eden seri, yakın zamanda yeni oyunu Valhalla ile bizlerle buluşacak. Serinin sıkı hayranları şunu fark edeceklerdir ki Assassin’s Creed serisi ilk oyunda çizdiği yoldan tamamen kopmuş ve artık farklı bir amaca bürünmüş durumda. Valhalla’nın duyurulması üzerine biz de serinin geçmişten bugüne olan değişimini sizlere aktaralım, güzel bir nostalji yaşayalım istedik. Başlamadan önce yazıya Chronicles gibi çıkmış olan ara oyunların dahil edilmediğini de belirtelim.

Assassin’s Creed 1 ve 2

Prince of Persia: Assassins adıyla yeni bir Prince of Persia oyunu olarak çıkartılması planlanan ilk oyun, Ubisoft’un seriyi bitirmesi ve artık yeni maceralara yelken açmak istemesi üzerine bugünkü bildiğimiz Assassin’s Creed adını aldı. İlk oyun kendisini çok tekrar etmesiyle, görev dizaynıyla ve senaryo bazında sınırlılığıyla eleştirilse de kurduğu sağlam temeller ve havalı konseptiyle ortalama bir oyun olarak kabul görmüştü. Çıkardığı ilk oyuna gelen eleştirilerden ders alan Ubisoft; serinin ikinci oyunu olan Assassin’s Creed 2 ile beraber adeta bir başyapıt tasarlamış, bizi hem dünyasına hem oynanışına hem senaryosuna hem de karakterlerine hayran bırakan bir oyun tasarlamıştı. Biz, serinin o dönemki planlanan gidişatının tıpkı Prince of Persia gibi üçleme şeklinde olacağını düşünüyoruz. Oyuncular da bizimle aynı fikirdeydi ki, ikinci oyunun üzerlerinde bıraktığı büyük etkilerden sonra, serinin nasıl final yapacağı konusunda kafa patlatıyor ve forumlarda kendi aralarında tartışıyorlardı. Oyun dünyası Assassin’s Creed konusunda gerçekten büyük beklentiye girmişti.

Brotherhood ve Revelations

Herkes serinin üçüncü oyunla, farklı bir karaktere yoğunlaşarak, final yapmasını beklerken; Ubisoft devamında çıkardığı iki oyunla da Assassin’s Creed 2’nin ana karakteri Ezio’nun hikayesini anlatmaya devam etti. İkinci oyunla beraber Ezio’yu çok seven oyuncular bu durumu hiç yadırgamadı ve Ezio’nun hikayesine ortak oldular. Brotherhood ve Revelations’u ikinci ve üçüncü oyunlar arasında bulunan “yan oyunlar” olarak niteleyen Ubisoft, iki oyunda da bizi farklı diyarlara götürdü. İki oyunun en çok eleştirilen tarafı birbirlerine çok benzemeleri, yeni mekanikler ekleyememeleri ve senaryo bazında oyuna bir ilerleme kaydettirememeleri oldu. Bize göre yapımcı firma; ikinci oyunda kurdukları harika mekanikleri Brotherhood ve Revelations’ta da devam ettirmelerinden dolayı kendilerini kabul ettirmeyi başardılar. Her ne kadar oyunları oynarken yer yer sıkılsak da bize göre gelmiş geçmiş en iyi kurgusal karakterlerden biri olan Ezio’nun hikayesine ortak olmak gerçekten güzeldi.

Assassin’s Creed 3

Brotherhood ve Revelations oyunlarından sonra Assassin’s Creed 3’ü tanıtan Ubisoft, asıl odak noktalarının bu oyun olduğunu söyleyerek fanları büyük beklentiye sokmayı başardı. Amerikan Devrimi’nde geçecek oyunda hem yeni dünyayı keşfedecek hem de yeni ana karakterimiz Connor ile tanışacaktık. Forum sitelerinde Radioactive müziğiyle beraber paylaşılan tanıtım videosunun oyuncular arasında oldukça hype yarattığı halen akıllarımızda.

Assassin’s Creed 3; beklenildiği gibi Amerikan Devrimi’ni oyunculara aktaramaması, ikinci oyundan süregelen mekaniklerin sadece makyajlanarak oyuncuya sunulması, ana karakterin ve senaryonun oldukça sığ kalması gibi problemlerden ötürü bayağı eleştirildi. Bizim de bu eleştirilere hemen hemen katıldığımızı belirtmekle beraber, oyunun önemli karakterlerinden biri olan Haytam Kenway’in kendi kafamızda yarattığı çelişkileri ve cevaplanmamış soruları halen unutamadığımızı da belirtmek isteriz. Haytam Kenway gerçekten iyi kurgulanmış, detaylı bir arka planı olan, güzel bir karakterdi. Haytam’ı dinlerken bazen yanlış tarafta olup olmadığımızı bile sorguluyorduk.

Connor ve Haytam

Biz, Assassin’s Creed 3’ün seri içerisinde oldukça önemli bir role sahip olduğunu düşünüyoruz. Seriyi sonsuz döngüye sokan, asla bitmeyecek olaylar zincirini başlatan, bugünkü AC senaryosunun temellerini atan oyunun AC3 olduğunu düşünüyoruz. Spoiler vermemek için oyunun sonunda ne olduğunu söylemeyeceğiz; ancak gördüğümüzde sinirden klavyeyi kemirecek noktaya geldiğimizi bilmenizi isteriz.

Assassin’s Creed 4: Black Flag

Serinin bir sonraki oyunu olan Assassin’s Creed 4’te Haytam Kenway’in babası Edward Kenway’i oynayacağımız duyuruldu. Bu duyuruya, biz de dahil, serinin fanları oldukça şaşırdılar. Fanlar hikayenin sürekli ileriye giderek günümüze gelmesini ve önünde sonunda da günümüz hikayesini finale erdirip seriyi sonlandırmasını bekliyordu, serinin tam ortasında tekrardan geçmişe gitmek beklenmeyen bir durumdu. Ayrıca oyunun E3 duyurusunda yaşanan takılma fiyaskosu da hala akıllarımızda.

Bir önceki oyundan sonra girilen kötü beklentilerin aksine Assassin’s Creed 4: Black Flag güzel bir oyun olarak akıllara kazındı. Mekaniksel anlamda yenilikleri yoktu, iyi bir senaryoya sahip değildi ve günümüz senaryosunu da ilerletmiyordu; ancak keşfetmeye değer açık dünyası ve gemi sürme mekanikleriyle oyun farklı bir hava kazanmıştı. Öyle ki bizim de dahil olduğumuz bir kesim yapımı sırf korsancılık oynamak için oynadı. Assassin’s Creed 4’ün gerçekten güzel bir korsancılık oyunu olduğunu düşünüyoruz. Bize göre, Ubisoft yeni Assassin’s Creed modelinin ilk örneğini AC4’te göstermiş oldu. Önceki oyunlarla benzer mekanikler, benzer senaryo kalıbı; ancak farklı bir zaman, mekan ve büyük bir açık dünya. Ubisoft, AC4’te dahil olmak üzere, sonrasında çıkardığı bütün oyunlarda serinin finale ereceği hissini bizlere vermedi ve bu modelle devam etti.

Rogue, Unity ve Syndicate

Assassin’s Creed Rogue ve Unity aynı anda, Syndicate’de bir sene sonra çıkışını yaptı. Rogue’ya fazla değinmeyeceğiz çünkü oyunu Ubisoft’un tamamen “Oyunculardan daha fazla nasıl para kopartırız?” mantığıyla çıkardığını düşünüyoruz. Bize göre Rogue; AC4 ve ACUnity arasında kalmış, bulunduğu yıla göre oldukça kötü görsellere sahip, oynanış anlamında hiçbir yenilik eklemeyen, tamamen para sömürmek amacıyla çıkmış bir oyun. Oyun serinin ilerleyişi açısından bir şeyler veriyor, farkındayız, ancak gene de ilerleme kaydettirmediği bir gerçek. Bize göre Rogue seri içinde “Olmasa da olurmuş.” denilen, en gereksiz oyun. Galiba Ubisoft, Rogue ile beraber “Acaba oyuncuların önüne tıpa tıp aynı oyunu koysak gene de satabilir miyiz?” şeklinde bir piyasa yoklaması yapmış oldu.

Assassin’s Creed Unity, yeni nesilin ilk AC oyunu olma özelliğini taşıdı. Fransız Devrimi’ni bizlere anlatması beklenen oyun, görselliği dışında, başlı başına bir skandala dönüştü. Unity’nin oynanış mekanikleri rezalet olduğu gibi, belli ki tamamlanmadan çıkışını yapmıştı, baştan aşağıya bug ve glitchler ile doluydu. Oyun kesinlikle oynanamaz durumdaydı ve serinin fanları bu duruma çok büyük tepki gösterdi. Ubisoft otoriteler tarafından yerden yere vuruldu, fanlar firmayı topta tuttu, hisseleri bir günde dibi boyladı ve bu oyun sadece serinin değil az kalsın firmanın da sonu oluyordu. Unity oynanamaz durumda olmasıyla beraber, halihazırda git gide kötüye giden mekanikleri en berbat noktaya getirmesiyle ve tamamen baştan savma yazılmış senaryosuyla da akıllarımıza kazındı. Bize göre, “Nasıl olsa her sene satıyoruz.” mantalitesiyle Unity’nin tamamlanmamış çıkışına onay veren Ubisoft oyuncuları gerçekten çok hafife almıştı.

Unity ile beraber Assassin’s Creed markasına büyük zararlar vermiş olan Ubisoft, bu zararların geri dönüşünü bir sonraki oyunları olan Assassin’s Creed Syndicate’de de hissetti. Oyun hiç fena olmamasına, iki ana karakteri konu alarak senaryo bazında yıllardan sonra bir anlatış değişikliğine gitmesine, Victoria dönemini açık dünyasıyla beraber iyi yansıtmasına, Arkham oyunlarına benzer dövüş mekanikleri getirmesine rağmen beklenen ilgiyi yakalayamadı ve az sattı denilebilir. Bize göre Syndicate, güzel bir oyun olmasına rağmen Unity rezaletinden sonra çıkış yaptığı için arada kaynamış bir oyun oldu. Şimdi oturup düşündüğümüzde bile Evie’nin oturaklı kişiliğini hala anımsadığımızı, kendisiyle daha iyi şartlar altında karşılaşmak istediğimizi söyleyebiliriz. Oyun hakkındaki akılda kalan tek şikayetimiz; mükemmel inşa edilmiş açık dünyasının oldukça ruhsuz ve cansız oluşu.

Assassin’s Creed Origins ve Odyssey

Son oyunlarının başarısızlığından sonra seride köklü bir değişime gerek olduğunu fark eden yapımcı firma; sonraki oyunları olan Assassin’s Creed Origins’te bizi günümüzden daha da çok uzaklaştırarak Antik Mısır’a götürdü ve AC2’den beridir süregelen savaş mekaniklerini oyuna RPG elementleri ekleyerek değiştirdi. Bizim Dark Souls oyunlarına benzettiğimiz bu dövüş mekaniklerini God of War, Bloodborne, Sekiro ve Jedi: Fallen Order gibi birçok oyunda (ufak esintilerle) da halihazırda görmüştük. Biz AC2’yi gerçekten çok seviyoruz, ancak dövüş konseptinin de yıllardan sonra eskidiğini kabul ediyoruz; yeni oyunlarla beraber gelen RPG elementlerinin Assassin’s Creed’e farklı bir hava kattığını düşünüyor ve aldıkları bu kararı kesinlikle onaylıyoruz. Bize göre, Origins’in seriye getirdiği köklü değişikliklerle beraber Assassin’s Creed’e tekrardan ilgi kazandırabilmesi yapımcı firma adına bir başarı hikayesi olarak değerlendirilebilir.

Ubisoft devamında gelen Odyssey ile beraber bir önceki oyunda yapılan yanlışları bir bir düzetmekle kalmayıp hem senaryo hem de oynanış olarak üzerine koymayı da başardı. Odyssey, oyuncuları yıllardan sonra tam oynanabilir bir kadın ana karakter olan Cassandra ile beraber, Antik Yunanistan’a doğru mükemmel bir serüvene çıkarttı. Cıvıl cıvıl açık dünyası, RPG ögeleri, önceki oyunlardan daha gelişmiş olan savaş mekanikleri ve elbette Cassandra ile Odyssey bizde gerçekten güzel izler bıraktı. Biz Odyssey ve Origins’in serinin gidişatına köklü değişiklikler getirdiğine, serinin yeni rotasını belirlediğine inanıyoruz.

Sonuç

Assassin’s Creed’in ilk oyunundan bu yana geldiği noktaya şöyle bir göz attığımızda; serinin hem gidişatının hem misyonunun hem de oynanışının çokça değişikliğe uğradığını görüyoruz. İlk iki oyununda senaryonun oturaklı bir şekilde sona ereceğinin sinyalini veren seri, ilerleyen süreçte hiç sona ermemek üzere her yeni üyesiyle oyuncuları farklı diyarlara götürme misyonunu kazandı. Ubisoft’un ikinci oyundan sonra çıkardığı her AC’nin, oyunlarda büyük farklar yaratacak mekanikler ve senaryo değişiklikleri olmamasına rağmen, kapış kapış satması da bu değişime ön ayak olmuş olmalı. Bize göre Assassin’s Creed, oyuncuları benzer oynanış mekanikleriyle beraber sadece farklı zaman ve mekanlara götüren bir seriye dönüşmüş durumda. İlk başlarda bu durumdan oldukça rahatsız olsak da (Unity’e kadar böyle geçti.), artık alıştık ve serinin yeni misyonunu kabul ettik.

Ubisoft, yeni oyunları Assassin’s Creed Valhalla ile bizleri Vikingler’in çağına götüreceklerini söyledi. Valhalla’nın seriye ne gibi yenilikler katacağını merak ediyor, bize sunacağı dünyayı heyecanla bekliyoruz. Umarız mükemmel açık dünyası, güzel senaryosu, harika atmosferi ve rahat oynanış mekanikleriyle akılda kalacak bir oyun olarak karşımıza çıkar. Assassin’s Creed Valhalla’nın oynanış videosunu göreceğimiz Xbox sunumunu heyecanla beklemekteyiz.


Emrecan Ulu
Krypton'un oğlu, Gotham'ın yarasası.