Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi

Mitoloji Ve Sinema: Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi

Macera Oyunlarının Tarihi
Macera Oyunlarının Tarihi

Sinema bir sanattır. Bazı sinema filmlerinin de anlatmak istediği ancak direkt perdeye aktaramadığı konular vardır. Bu konular toplumun büyük kesimi tarafından ya kabul edilmemiş ya da kabul edilme sürecindedirler. Portrait of a Lady on Fire, bu konulardan biri olan eşcinsel iki kadının yaşadıklarını anlatma konusunda diğer sinema filmlerinden ayrılmış bir film çünkü alt metninde güzel hikayeler barındırarak seyirciyi yakalamayı başarıyor. Mitoloji de bu alt metinlerin en iyi işleneniydi. Bilmeyen insanlar için de bu yazı Portrait of a Lady on Fire filmi için güzel bir yol gösterici olacaktır. Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi film incelemesi. Orpheus (Orfe) ve Eurydice (Evridiki) kimdir? Yunan Mitolojisi filmde nasıl işlendi?

Mitoloji

Filme geçmeden önce filmin olay örgüsünün temel aldığı bir mitoloji var. Yunan Mitolojisi karakterleri Orpheus (Orfe) ve Eurydice (Evridiki) arasındaki aşkı ve yaşanan olayları alt metin olarak filmi izleyen seyircilere yansıttı. Orpheus ve Eurydice’nin aşkı da şöyledir:

Misafirler, düğünün mükemmel olduğunu düşünüyorlardı. Damat Orpheus’tu. Şairlerin ve müzisyenlerin en iyisiydi. Eurydice bir orman perisi ve gelindi. Herkes bu çiftin birbirine karşı gerçek ve derin bir aşk taşıdığını söylüyordu. Aniden Eurydice’nin ayağı tökezledi ve yere düştü. Orpheus onun yanına geldiğinde Eurydice çoktan ölmüştü. Onu ısıran yılan ise çimenlerin arasından sürünerek uzaklaştı. Eurydice’nin cenazesinden sonra Orpheus, insan dünyasının kaldıramayacağı bir acıyla zayıf düştü. Bu yüzden sevgilisini kurtarmak için daha önce giden hiçbir canlının geri gelemediği ölüler diyarına gitmeye karar verdi.

Orpheus yer altı dünyasının kapılarına vardığında lirini (antik çalgı) çalmaya başladı. Müzik o kadar harikaydı ki ölüleri koruyan üç başlı köpek Kerberos uykuya daldı. Orpheus da yanından yürüyerek geçti. Ölü ruhları Stiks Nehri‘nden karşıya geçirirken para isteyen kayık kaptanı Kharoon, müzikten çok etkilendi ve Orpheus’u ücretsiz geçirdi.

Hades ve Persephone’nin Sarayı

Orpheus, ölülerin kralı olan Hades’in ve Persephone’nin sarayına girdi. Eurydice’ye olan aşkını anlatan şarkılar söyledi ve Eurydice’nin ondan çok erken alındığını söyledi. Onun da burada ölüler ülkesinde tüm canlılar gibi sonsuza kadar hayatını sürdüreceği gün gelecekti. Hades’ten Eurydice’nin birkaç yıl daha bağışlanmasını istedi. Orpheus sözünü bitirdiği anda tüm cehennem durdu. Sisifos, taşı tepeye yuvarlamayı bıraktı. Tantalos, içmesine asla izin verilmediği suya uzanmadı. Şeytani intikam tanrıçaları Erinyeler bile ağladılar. Hades ve Persephone, Orpheus’un talebini bir şartla kabul ettiler. Yer altı dünyasından yukarıya tırmanırken Eurydice’nin kendisini takip ettiğini kontrol etmek için arkasına bakmayacaktı. Eğer bakarsa, Eurydice ölülerin dünyasından bir daha geri çıkmamak üzere dönecekti.

Orpheus tırmanmaya başladı. Her adımında Eurydice’nin arkasından gelip gelmediği konusunda daha çok endişeleniyordu. Hiç bir şey duymuyordu ve ayak sesleri yoktu. En sonunda, yer altı dünyasından parlak gün ışığına çıkmadan önce merakına yenik düştü. Orpheus yer altı dünyasına girmeyi tekrar denedi ancak girişi reddedildi.

Orpheus’un Sonu ve Başlangıcı

Eurydice’den sonra, Orpheus başka bir kadını sevmemeye yemin etti. Bir ağaç korusunda oturdu ve aşıkların şarkılarını söyledi. Myrrah’ın, Pygmalion’un, Venus ve Adonis’in aşkını söyledi. Sanki Orpheus’un kendi aşkı ve kaybıydı anlattıkları şarkılar. Bazıları için, her nasılsa şiir yetmedi. Maenadlar adında bir grup vahşi kadın, bu kadar güzel aşk şarkıları söyleyen bir şairin kendilerine aşık olmayacağı düşüncesine katlanamadılar. Kıskançlıkları onları çıldırttı ve Orpheus’u öldürdüler.

Doğanın şarkıcıları olan kuşlar, Orpheus’un yasını tuttular. Dünya iki harika ruhu kaybetti. Orpheus ve Eurydice birbirlerini o kadar derinden sevmişlerdi ki ayrıldıklarında Orpheus her yerde aşıkların acılarını ve zevklerini anladı. Böylece yeni bir sanat olan aşk şiiri doğdu. Dünya ağlarken, Orpheus huzuru ve diğer yarısını yer altı dünyasında buldu. Orpheus, orada bugün bile Stiks Nehri‘nin kıyısında Eurydice ile yürüyor. Bazen yan yana yürüyorlar bazen Eurydice önde ve bazen de Orpheus arkasına dönüp ona doya doya bakmak için öne geçiyor.

Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi

Sinema

Film 18.yüzyılda Fransa’da yaşayan bir ressam olan Marianne ve düğün portresini çizmesi için görevlendirildiği Héloïse arasındaki ilişkiyi temel almakta. Filmin yönetmeni olan Céline Sciamma, hem yazar hem de yönetmen koltuğunda. Sanat yönetmenliği olarak da çok üst düzey bir sinema var karşımızda. Özellikle erkekler için hiç tanışık olunmayan diyaloglar ve olay örgüsü bulunmakta. Bu konuda tür olarak birbirleriyle alakaları olmasa da verdikleri etki aynı tatta.

Hollywood filmleri ile Fransız filmleri arasında olay örgüsü açısından çokça fark olur. Bundan ötürü Fransız filmleri bazı seyirciler tarafından bayık olarak nitelendirilir. Tempo tutumu olarak Fransız sinema kültürü çok cimridir. Bazı seyircilere ruhsuz olarak gelebilecek düşük tempo onların bir sinema kültürüdür. Seyreden insanlar filmdeki düşük tempodan ve yoğun işlenen dramadan ötürü patlayıcı bir final bekler. Evet, “Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi” bu patlamayı çok iyi veriyor.

Mitolojiyi Filmde İşleme

Bu yazıda aman aman hiçbir spoiler olmayacak. Filmin kurgu iskeleti de üç karakter üzerinden ilerliyor: Ressam Marianne, gelin Héloïse, hademe Sophie. Film ilk kısımlarında küçük mitolojik detaylar veriyor. Filmin ortasına geldiğimizde direkt kitaptan Orpheus ve Eurydice aşkını okudukları sahneyi izledikten sonra filmin mitolojiye dokundurduğu hikaye kurgusunu çok takdir ettim. Ardından ateşin başında şarkı söyleyen kadınlar da Orpheus’un hikayesindeki Maenadlar gibi resmedilince filmden aldığım tat oldukça arttı. Film ile mitoloji arasındaki bağı birazcık daha kavramaya başlayınca Sciamma’nın aslında birbirlerine aşık olan iki kadının yer altı dünyasının (cehennem) gerçek dünya olduğunu ve bu durumdan kurtuluşun olmadığını seyirciye mitoloji ile harmanlayıp da vermesi çok başarılı.

Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi

Claire Mathon görüntü yönetmeni olarak çok büyük bir yükün altından kalkmış. Renk uyumluluğu o kadar iyi ki her sahnesi bir resim tablosunu andırıyor. Bu filmi eşcinsel ilişki var diye ön yargılı şekilde izlemenizi asla tavsiye etmeyiz. 2019 yılında çıkan Fransız yapımı Portrait de la Jeune Fille en Feu (Alev Almış Bir Genç Kızın Portesi) son zamanlarda görüntü yönetmenliğinden set tasarımına kadar en beğendiğim yapımlardan birisi oldu.

Mitoloji Ve Sinema: Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi” adlı yazımın sonuna geldik. Bir Parça Tuhaftık sayfamızı Instagram ve Twitter hesabımız üzerinden takip edebilirsiniz. Diğer içeriklerimize de göz atmayı unutmayın!


Berk Taşdemir
Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde Veteriner Fakültesi'nde Veteriner Hekim öğrencisi.