Aklın Akıl Tarafından Yargılanması

Aklın akıl tarafından yargılanması konusunu Kant üzerinden yola çıkarak ele alacağız. Sınırların ulaşım sayesinde kolayca aşılması günümüzde toplumların kendi içlerindeki kabullerin daha fazla irdelenmesine, farklı toplumlara ait bireylerin hazır fikirlerinin uyuşmamasından kaynaklı olarak daha çok kutuplaşma ve hayal kırıklığı yaşandığını hepimiz az çok gözlemlemekteyiz veya yaşamaktayız. Durumu daha açık anlatmak için biraz daha somutlaştıralım. Örneğin mimari konusunda kendisini çok geliştirmiş ve mimariyi, bu dondurulmuş müzik sanatını, hayatının her yerine yaymış bir Mısırlıyı düşünelim. İçindeki bu aşkın mimari sevdası bir gün onu İtalya’ya seyahat etmeye teşvik edecektir. Hayallerini, zevklerini ve mimari hakkındaki düşüncelerini paylaşabileceği bir sürü insanı kolaylıkla bulabilme umudu ile gidecektir. Ancak gelin görün ki seyahati sonucunda bulduğu tek şey dili olmayan harika bir şehir olacaktır.

Piramitler diyarından gelen öznemiz kendisi ile aynı zevkleri paylaşan insanları bulamayacaktır. Doğal olarak sokaklardaki insanlar ya kendi dertleri peşinden gidiyordur, ya da sadece fotoğraf çekmeye gelen sığ turistlerden oluşuyordur. Üstelik mimari zevkini dile getireceği bir yabancı dile bile tam anlamıyla hakim değildir. Bir gezi rehberini takip etse de bu rehberin anlattıkları sokak cadde tarif etmekten başka bir şey değildir. Mısırlı dostumuz bir mimar ya da bu işin üstüne eğitim alan biri de değildir. Kendi ülkesinde toplumuna hakim olan dinden dolayı piramitlere ilgi gösterilmediğini düşünen dostumuz aynı ilgisizliği burada da görmüştür. Burada herkes bu mimari yapılar arasında yaşamaya alışmıştır ve çoğu yerli kişi bu yapıların güzelliklerini tartışmayı bırakmıştır. Peki şimdi gelin felsefeyi ele alalım. Felsefeye dair sorulara verdiğiniz yanıtlarınızı tartışmak umudu ile gittiğiniz Almanya’da, nitekim bu ülkenin geçirdiği marjinal dönemlerini de göz önünde bulundurursak, artık bu sorular tartışılmamaktadır. Zaten mükemmel bir işleyişin içinde yaşamaktadırlar. Dolayısıyla her Alman pratik olarak bu sistemin neyi gerektirdiğini bilir ve ona göre yaşar. Yani al kullan fikir sisteminin doğru işlediği bir yapı vardır.

Size “ben yürümekten çok yoruldum bu yüzden bisikleti icat edeceğim” desem muhtemelen bana gülerdiniz ve satın alsana diye cevap verirdiniz. Peki size “müebbet hapis cezası günümüz dünyasında gerekli midir” diye sorsam bana ne kadar süre boyunca üzerine düşündüğünüz fikirlerinizi sunardınız? Yoksa hazır bulduğunuz toplumun genelinin kabul ettiği savları mı öne sürerdiniz? Aslında mesele bireyin kendi kendisine bunun gibi soruları sormasıdır. Kant’ın deyimi ile aklın akıl tarafından yargılanması. Bu sürece de en başta bireyin aklının etkileşimde olduğu ortamın sorgulanması ile girilir. Zaten düşünülmüş ve işleyen ilkeler üzerine bireylerin tekrar düşünmesi, keşfetmesi sonucunda az sayıda da olsa herkesin ulaşabildiği fikirler, toplumun gerçek kabulünü oluşturacaktır yani genel bir filtre işlemi yapılmış olacaktır. Fikirler bilimsel bir çabanın sonucu ortaya çıkmadığı için söylemler aracılığı ile kabul edilmemeli, bir akıl faaliyeti sonucu tekrar icat edilip kabul edilmelidir. Bir bisikleti üretmek için sabahlara kadar düşünmeme gerek yoktur ancak müebbet hapis cezasının gerekli olup olmadığı hakkında belki de asırlar boyunca düşünmem gerekir. Çünkü bu konu hakkında benimsediğim düşünce gerçekten benim zihinsel üretimimden doğmadıkça, kanun yığınları içine doğmuş olmaktan başka ne işlevim olurdu? Yapmak zorunda olduğum eylem ve benimsediğim düşünce uyuşmasa bile bu onurlu bir yenilgi olarak görülebilir. Ancak bu çelişkinin hiç yaşanmadığı bir yerde zihne sahip bireylerin yaşadığı söylenemez.

akıl


Hangi topluma ait bir birey olursak olalım içine doğduğumuz veya bizimle birlikte inşa edilen fikirlerin ve ilkelerin ne kadarını yıkıp tekrar kendi zihnimizde inşa edebiliyoruz? Bizimle Atatürk ve Cumhuriyet hakkında hevesli biçimde konuşmak isteyen bir Mısırlıya, okul kitaplarından ve toplum kabulünden farklı olarak ne sayıda kendi zihnimizin süzgecinden geçen fikirler sunabiliriz? Yoksa Atatürkçülük veya Türk milliyetçiliği bizim de içinde yaşamayı kanıksadığımız yapılar haline mi geldi?