Ağustos Güzeldir. 17’si Olmazsa…

Yerin altı sabır taşı….

Bekleyişi dervişin zikrine benzer aslında. Uzun yılların sabrı, görmüş geçirmişliği vardır vakur duruşunda. Lakin ne zaman zikrinden sapıp varlığını kanıtlamaya çalışsa koca koca varlıklar bile bu öfkenin şiddetinden kaçıp secdeye varırlar.

Derler ki Marmara’nın dibinde büyük bir güç yatarmış taa kadim zamanlardan beri. İnsanlar bu güce hakim olup yaşadıkları yeri dünyanın başkenti yapma hayalleri varmış.

Hatta dünya başkenti yapmışlar.

Sonra bu büyük güç lanet olarak ayaklanır karıncaları bile yerlerinden etmiş. Barındıkları yeri namusu bilen köpekleri efsanalerdeki gibi uluyan kurtadamlara dönüştürmüş. Bunları gören ve duyanlar sanmışlar ki Zülkarneyn’in yaptırdığı o ulu sur Yecüc Mecüc tarafından yıkılıp serbest kalmış.

Rüyalarında kalanların ağıtlar betondan mezarlarda, yamulmuş demirlerin arasında, molozdan kümbetlerde kalmış. Sokakların rengi moloza dönmüş kırılgan bir kardelen çiçeğinin gövdesi gibi olmuştu. Üst üste dizilmiş 12 ciltli ansiklopedi gibi evlerin yıkılışlarına şahit olanların ruhları moloz kümbetlerde deniz kumunun kemiklere iyi gelmediğini yakınlarıyla paylaşamamışlar.

Doğa Ana’nın kartondan evlere alerjisi olduğunu öğrenmiş insan evladı. Ana’nın saniyelik müdahalesi kalıcı öğrenme sağlamamış anlaşılan. Ana’nın sıra dayakları işe yaramamış ki kaz gelecek yerden tavuğun yahnisi hoş olur deyip bildiğini koca koca binalara reklam afişleriyle sloganlarını ilan etmişler. Tüm insanlar bilir elbet zıt kutupların birbirini çektiğini zıt kutupların ise bir olmayacağını. Ama bilmek ile uygulamak farklı imiş. İnsan evlatları zıt kutupları bile bir kafese koymayı becermiş. Lakin o gün geldiğinde “Orada kimse var mı?” diye seslenildiğinde ne çekilecek kutup kalmıştı ne itilecek.

Bir ceset torbasının ağırlığı yok edebilirmiş haberdeki spikerlerin görüntüsünü. Bir köpeğin burnundaki sinir hücrelerinin çalışıp çalışmadığına bakarmış soluduğun oksijenin kalitesi. Ya da gözlerde hayal edilen son ışık tanesinin hesabı yapılırmış varsa ellerdeki pet şişeyle.

Gözlere çekilen ömür sürmesi, bacaklara asılan koçbaşı gibi duvarlarla son bir kez ya da ilk kez hissedilirmiş. Tozlu havanın altında bükülmeye hazır demir gibi izlemişler sürmelerinden akan anılarını.

Moloz kümbetlerinin dışında kalanlar ise gözlerine saplanmış olan soru işaretlerinin noktalarında kan ağlamışlar. Bir kadının çığlığı sırasında yırtılan ses telleri önemsiz olurmuş tozlu, kahverengi bir battaniyenin içinde uzanmış oğlunu görünce. Bir baba uzun bir süredir beklediği kızından haber alamayınca kızıyla beraber kendisini de toprağa verildiği görülmüş.

İnsanların bazıları ise omuzlarda ikinci kez doğup oksijenin yakıcı özelliğiyle gözyaşları yolları oluşmuş yanaklarında. Çünkü az önce Azrail’in kumar masasından yükde hiç değeri olmayan ama pahada sayılar evrenin değer biçemediği özellikte değerli bir kazançla kalkmışlar. Bu insanlar kendilerini dünyanın en zengin insanları saymışlar.

Derler ki o gün kulaklar ve rüyalar aynı haykırışı duymuşlar. Ses telleri ve el fenerleri o gün aynı haykırışlara kulak vermişler.

O gün 17 Ağustos imiş….

Sonsuz rahmetle….


Tengrininkulu
1994 yılında Adana'da dünyaya geldim. İlkokul, ortaokul ve lise eğitim öğretimimi Adana'da tamamladım. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Büyülü gerçekçilik ve gerçeküstücülük tarzında hikayeler yazmaktayım.