arama

Fırtınayı Başlatan Adam: Adolf Hitler

  • paylaş
  • paylaş
  • Batuhan Özmen

Adolf Hitler Braunau am Inn, Yukarı Avusturya bölgesinde 20 Nisan 1889 yılında doğdu. Ev kadını Klara Pölzl ve gümrük memuru Alois Hitler’in çocuğu olarak dünyaya geldi. Dünya, bu küçük kasabada ileride dünyayı kan gölüne çevirecek bir bebeğin doğduğundan habersiz, daha bir dünya savaşı bile görmeden ikincisinin mimarı ile tanıştı.

Adolf Hitler aslında karizmatik soy adına şans eseri sahip oldu. Gayrimeşru bir evlat olan Alois Hitler 39 yaşına kadar annesinin soy adını (Schicklgruber) kullandı. Bir gün ziyaret ettiği doğum kayıtlarından sorumlu bir rahibin üvey babasının adının Johann Georg Hitler olduğunu kanıtlaması ile soy adını Hitler olarak değiştirdi.

hitler

Şimdi Hitler için zorluklar başlıyor ve onu bir diktatöre dönüştüren süreç işliyordu. İlk önce hastalık yüzünden babasını kaybetti. Kız kardeşi Paula Hitler ile beraber büyüdü. Hasta annesine inşaatlarda çalışarak bakmak zorunda kaldığı için pek de başarılı sayılamayacak eğitim hayatına son vermek zorunda kaldı. Ne kadar başarısız bir öğrenci olsa da kazandığı paranın büyük bir kısmını kitaplara, özellikle de tarih kitaplarına ayırıyor, tarihe karşı büyük bir sevgi besliyordu. Sefalet içinde geçen gençlik yılları Yahudi düşmanlığının filizlenmesi için yeterli olmuştu. Ona göre Yahudiler her yeri doldurmuş, onun gibilere yer bırakmamıştı. Yıllar sonra bu durum için şunları söyleyecekti:

“Ne zaman abartılı bir bir sanat faaliyeti olsa, altından Yahudiler çıkıyordu. Her alanı ele geçirmişlerdi ve birbirlerini kayırıyorlardı.”

Adolf Hitler

1907 senesinde annesini kaybetti ve hemen ardından hayallerinin peşinden giderek ressam olmaya karar verdi. Fakat ne kadar denese de çok istediği Viyana Güzel Sanatlar Akademisine kabul edilmedi. Resim yaparak karnını doyurduğu yılların ardından tarihler 1912 senesini gösteriyordu. Tüm dünya, ufukta beliren savaşa doğru korku, hırs ve bilinmezlik içinde yürürken, bu Adolf Hitler için tarihi bir dönüm noktası olacak, genç ressam boyaların renkli dünyasından, savaşın kan ve barut kokan siyah beyaz dünyasına geçecekti. Resmen sığındığı Alman ordusunda 16.Bavyera Piyade Alayına katıldı. İlk durağı olan Avusturya ordusuna yetersiz görülerek alınmamış, bu sayede Alman devletine ve ordusuna daha çok bağlanmıştı. Savaş boyunca batı cephesinden ayrılmadı. Piyade ve ulak olarak görev yaptığı süre zarfınca dört kez kahramanlığını kanıtladı. Birkaç kez yaralanmasına ve bir kere de gaz saldırısından sağ çıkmasına rağmen asla onbaşı rütbesinin üstüne çıkamadı. İlk kazandığı madalya olan İkinci Derece Demir Haç, Aralık 1914 tarihinde idi, diğeri olan Birinci Derece Demir Haç (Er rütbesindeki bir askere çok nadir verilen bir madalya) ise Ağustos 1918’e tekabül eder. 15 Ekim 1918’de savaşın sona ermesi ile birlikte büyük bir şoka uğradı. Zaten öncesinde geçirdiği geçici körlüğü yeni atlatmışken, ki bazı psikologlara göre bunun nedeni histeri krizidir, Almanya’nın hala düşman topraklarında iken teslim olması ona çok ağır gelmiştir ve ihanete uğradıklarını düşünmektedir.

hitler

Bu sırada siyasi düşüncesi de şekillenmeye başlamış, dünyayı felakete götürecek fikir taşlarını dikmeye başlamıştır. Bu dönemde Hristiyan Sosyal Partinin kurucusu ve tarihin en şiddetli demagoglarından biri olan Karl Lueger ve anti-semitizm yazılarından dolayı da Lanz von Liebenfel’den ilham aldı. Buna anti-marxism de eklenince sosyalizmin ve özellikle de liderleri arasında Yahudi isimler bulunan Bolşevizmin ve bu yüzden de Sovyet Rusya’nın azılı bir düşmanı oldu. Daha sonra hapishanede kaleme alacağı Kavgam adlı kitabında anti-semitizmi ırkçı zeminde nasıl desteklemeye başladığını yazacaktı. Bu sıralarda ayrıca akıl hocalığını yapan, ona nasıl giyinmesini ve konuşması gerektiğini öğreten, onu geniş çevrelere tanıtan, partinin ilk kurucularından, aynı zamanda gizli Thule Society üyesi olan Dietrich Eckart ile tanıştı. Tabi bu esnada katıldığı NSDAP (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiter Partei/Nasyonel Sosyalist Partisi) ya da tüm dünyayı korkuya boğan adıyla Nazi partisi onun için her şeyin başladığı yer oldu. Yine bu dönemde tanıştığı Josef Goebbels, onun ateşli söylemlerini mükemmel bir şekilde kaleme alıyor, ileride, hatta bugün bile propaganda biliminin babası olarak anılmasını sağlayacak yeteneğini ve zekasını sonuna kadar kullanıyordu. Parti içinde ise olaylar biraz karışıktı. Hitler‘in parti içindeki gücünü gören yöneticiler onu diktatörlük ile suçladı. Bunun üzerine Hitler 11 Temmuz 1921’de partiden istifa etti. Hitler‘in istifası ile partinin yok olacağını anlayan yöneticiler Hitler’i geri çağırdı. Ve bu sefer partiye başkan olarak dönen Hitler, aralarında Anton Drexler gibi kurucu üyelerinde bulunduğu komiteyi bastırdı. Artık güç kullanmaya başlamıştı ve bunu çok sevecekti. Bu esnada Hitler’in bir dizi isteği parti içinde oylamaya sunuldu ve 1’e karşı 543 oy alan Hitler düşmanları ve rakipleri üstündeki ikna kabiliyetini de böylece kanıtlamış oldu.

Fakat Almanya kan ağlıyor, yeni bir lidere ihtiyaç duyuyordu. Bunun farkında olan ve daha fazla beklemeye hiç niyeti olmayan Hitler, Birahane darbesini yaptı. Fakat başarısız oldu ve hapsi boyladı. İçeride geçirdiği süre boyunca Kavgam adlı kitabını yazacak milyonlarca takipçisine yol gösterecekti. Bu arada Birahane darbesi sırasında özel korumalarının cesareti onu etkilemiş, bunların sayısını arttırmayı ve kurumsallaştırmayı kararlaştırmıştı. Nazi savaş makinesinin kalbi olacak Schutz-Staffel (Koruma Takımı) ya da en bilindik ve korkulan adıyla SS. Hapishaneden çıkıp kaldığı yerden devam eden Hitler’in popülaritesi gittikçe artıyor olsa da, Hitler patlama yaşamak için dünyayı kasıp kavuran 1929 Buhranını bekleyecekti. Ülke zaten savaştan çıkmış, çok ağır şartları kabul etmişti, bir de üstüne Büyük Buhran gelince, halk her şeyi düzelteceğine ve Almanya’yı süper bir güç haline dönüştüreceğine kendilerini inandıran Hitler’e sarıldı. Ama kimsenin ülkeyi aslında kime emanet ettiği hakkında en ufak bir fikri yoktu.

1930’da ikinci parti oldu. 1932’de ise hiçbir parti parlamentodaki çoğunluğu sağlayamasa da, yüzde 37 ile koltukların çoğunu Naziler almıştı. Bunları başarırken en büyük sloganı “Almanya’da kömünist devrimin eli kulağında” oldu. Tüm yaşananlar için bir günah keçisi arayan Alman halkına, istediği hedefi göstermişti: Yahudiler ve Kızıllar. Kriz ve iç savaş çıkmasından korkan Cumhurbaşkanı Paul von Hinderburg, Hitler’i Başbakan olarak atadı. Fakat Hitler ilk başta hükümeti kurmayı başaramadı ve hemen genel seçime gitti. Hitler artık oyunu öğrenmişti ve demokrasiyi diktatörlüğe ulaşmak için tepe tepe kullanacaktı. 27 Şubat 1933 akşamı Reichstag yangını (Alman Parlamento Binası), Hitler’e aradığı fırsatı resmen altın tepside sunmuştu. Hemen sorumlu olarak komünistler gösterildi. Daha sonra suçlunun bir meczup olduğu ortaya çıkacak fakat o zamana kadar Hitler istediklerini alacak, Hinderburg’a anayasadaki kişi hak ve özgürlüklerini askıya alan bir kararname imzalatacak, Nazi partisi ve milliyetçiler harici bütün siyasi akımları yasaklatacaktı. 5 Mart 1933’de yapılan seçimlerde yüzde 44 oy alan Nazi partisi milliyetçiler ile birlikte neredeyse parlamentonun sahibi oldu. Hitler, özel bir kanun ile meclisin tüm yetkilerini kabineye devretti ve meclisi tatile çıkardı. Tabii kanunu çıkarmak için sosyal demokrat ve kömünist milletvekillerinin oylama gününün ortadan kaybedilmesi gerekecekti. Artık sıra “Büyük Almanya ve üstün Alman halkı” sloganı ile faşist bir düzenin kurulmasına gelmişti. Bir zamanlar Alman ordusunun önemsiz bir onbaşısı olan Adolf Hitler, şimdi 3.Reich’ın Führer’iydi.

hitler

“Halkta ve Almanya’daki sıkıntıların kaldırılmasına dair kanun (Gesetz zur Behebung der Not von Volk und Reich) gösteriyordu ki Almanlara istediğini verecekti. Versay antlaşmasını açıkça ihlal etti. Bu ona çok güçlü bir ordu kazandırdı. İşsizliği neredeyse sıfıra indirdi. Ülkeyi boydan boya saran ve hala kullanılmakta olan devasa otobanları inşa ettirdi. Savaşın kaybedilmesinin sorumlusu tuttuğu bütün üst rütbeli askeri seçkinleri küçümseyerek ordunun komutasını eline aldı. Bu sırada soykırım canavarını da salmıştı. Hitler içindeki Yahudi nefretini somut şekilde dışa vurmuştu. Naziler için her şeyin sorumlusu Yahudilerdi. Onlar ise başlarına geleceklerden habersiz önce gettolarda yaşamaya zorlandılar. Savaşın başlaması ile nefret soykırıma dönüştü ve 6 milyon Yahudi canice katledildi. Ayrıca safkan Alman halkına hiç yakışmadığı düşünülen Çingeneler, homoseksüeller ve zihinsel engellilerde bu vahşetten kaçamayacaktı. Hitler taktiksel açıdan çok iyi bir asker olmasa da zırhlı savaş kavramını çok iyi anlamış, yıldırım saldırıları gerçekleştirebilmek için tank fabrikaları kurdurmuş, tarihi ilklere imza atacak hava kuvvetlerini güçlendirmiş ve donanmayı şaha kaldırmıştı. Bir dönem Atlantik’te müttefik kuvvetlere kan kusturan U-Bot’lar ve uzun süre Avrupa hava sahası üstünlüğünün Almanya’da olması bunu en büyük kanıtıdır. Her ne kadar teknolojiye çabuk adapte olsa ve toplu hücumun önemini anlasa da, Hitler genel anlamda zayıf bir kumandandı. Deneyimli ve gerçek askerlerden oluşan komuta kademesini ciddiye almadı. Bu ona çok pahalıya patlayacaktı. Artık sıra toprakları büyütmeye gelmişti. Almanya’nın yaşam sahası (Lebensraum) için kollarını sıvadı. 1936’da Rhinelad’ı işgal etti. 1938 yılında ise doğum yeri olan Avusturya’yı ilhak etti. Sonraki durağı Çekoslavakya’nın Almanca konuşan bölgesi Südetler (Sudentanland) olacaktı. 26 Eylül 1938, yani Südetler’i işgal etmeden 3 gün önce Berlin’den halka seslenecek ve “Asla bir korkak olmadım.” diyecekti. Halkına savaş çağrısı yaptığı bu konuşmayı, düzgün analiz edemeyen dönemin siyasileri bunun bedelini çok yakın zamanda ağır ödeyecekti. Peki tüm bunlar olurken dünya ne yapıyordu?

Dünya kamuoyu bu sırada Almanya’nın askeri gücü karşısında korku ve hayranlık arasında bocalıyor, açıkçası bir dünya savaşı daha istemiyordu. Resmen havaya bakıp ıslık çalıyorlardı. Bu yüzden Hitler’in ilk taleplerine göz yumdular. Fakat Almanya’nın 1939’da Polonyayı işgal etmesi bardağı taşıran son damla oldu. Fransa ve İngiltere Almanya’ya savaş açtı. Ancak bu bir şeyi değiştirmedi. Çünkü Avrupa, Nazi savaş makinesinin dişlileri arasında paramparça oluyordu. Hitler 1940’da İskandinavya, Belçika, Hollanda ve Fransayı 1941’de ise Yunanistan ve Yugoslavyayı işgal etti. Dahice bir hava savunması ve doğal bir engel oluşturan Manş denizi ise İngiltere’nin Nazi savaş makinesinden kurtuluşu olmuştu. Almanya, yüz ölçümüne bakılırsa çok büyük bir bölgeyi işgal etmişti. Fakat bu Führer’e yetmedi. Haziran ayında Sovyetler’e, Japonların Pearl Harbor’a yaptığı sürpriz saldırı sonrasında da Amerika’ya savaş açtı. Hitler gücünün zirvesindeydi fakat ordusu Moskova’nın dış mahallelerinde, önce Kızıl Ordu’nun inatçı savunması ile daha sonra da kışın soğuk gazabı ile durdurulmuştu. Fakat ona göre üstün Alman ırkından oluşan ordusu için doğal ve insani faktörler ya da açlık, kış ve yorgunluk bahane olamazdı. O yüzden geri çekilmeyi reddediyordu, askerler ya ölecek ya da esir düşecekti. Geri dönüş yoktu kaybetmek gibi bir ihtimali aklından geçirmiyordu. Bu yüzden kendisine sürekli bahaneler ile gelen generallerinin hepsini azad etti. Dünyanın dört bir yanında çarpışan ordularına tek başına hükmetmeye çalıştı. Karl Döenitz, Erwin Rommel, Erich von Manstein ve Heinz Guderian gibi çok yetenekli kurmaylarına gereken önemi vermedi. Ara sıra da olsa tavsiye vermek isteyenlere ise aldırmadı. Çünkü Führer yanılmazdı.

hitler

Sonraki yıllarda ise iki cephede savaş Nazi Almanyası’nın belini bükmüş, Nazi savaş makinesinin hızını kesmişti. Normandiya ve Sicilya çıkartmaları ile Avrupa’nın kuzeyi ve İtalya’nın güneyi özgürlüğüne kavuşmuştu. Doğuda Rusya, batıda da Amerika ve diğer müttefik kuvvetleri karşısında çekilmeye başlayan Almanya için yenilgi kaçınılmazdı. Bunu farkında olan bir grup Hitler’e karşı bir suikast düzenledi. Fakat Hitler öncekiler gibi bundan da sağ çıkacak, hemen ardından ise düşmanları dahil çoğu kişinin saygısını kazanmış Erwin Rommel’i bu suikastin planlayıcısı olarak görecekti. Erwin Rommel ya intihar edecek ve şerefli bir asker olarak ölecekti ya da karşı çıkıp kurşuna dizilecek ve hain damgası yiyecek, ailesi ise katledilecekti. İntiharı seçen Erwin Rommel Berlin’de büyük bir cenaze töreni ile şanına yaraşır bir şekilde gömüldü. Hitler, her şeyin farkında olan Rommel’in karısına bizzat mektup yazarak üzüntüleri belirtecekti. Savaşta sona yaklaşılmış, hatta müttefikler Berlin’e ilk kimin gireceğine karar vermeye çalışırken bile Hitler, zaferden son derece emindi. Rus topları yer altındaki sığınağını dövmeye başlayınca ancak yenildiğini ilk defa kabul etti. Tarihler 30 Nisan 1945’i gösterdiğinde henüz birkaç gün önce evlendiği Eva Braun ile birlikte bin yıl sürecek olan 3.Reich’ın kalbinde 56 yıllık yaşamına, önce siyanür ardından ise tek bir mermi ile son verdi. Eva Braun’da aynı şekilde intihar etmişti. Her şey başladığı yerde bitmiş Hitler’in düşünmediği seçenek başına gelmişti. Ölmeden önceki emri ile Eva Braun ile birlikte cesetleri yakıldı. Peki dünyayı kana bulayan bu adam aslında ne istiyordu. Ne yaşamıştı?

Buna daha 1943 yılında merak salan müttefikler, onun psikolojik durumunu değerlendirmesi için Harvard Üniversitesi Psikoloji Kliniği direktörü Dr.Henry A. Marray’ı görevlendirildi. Dr.Henry ulaşabileceği tüm kaynakları kullanarak ki burada Amerikan Gizli Servisinin çabaları çok önemlidir, Hitler’e Narsist Psikopat (Counteractive Narcizm) tehşişini koydu. Ayrıca elindeki bilgileri “ihtiyaçlar teorisi” ile birleştirerek Hitler’in savaşı kaybetmesi durumunda intihar edebileceğini öngörmüştü. Raporlara göre Hitler ezik bir kişilikti. Eleştiriye tahammülü yoktu, sürekli odak noktası olmak istiyor, etrafındakilere diş biliyor, hatta onları aşağılıyor ve suçluyordu. Mizah ve şaka kaldıramıyor, intikam duygusu ile hareket ediyor, yenilgi karşısında ise kararlılık gösteriyordu. En önemlisi ise suça karşı meyilli oluşu onu karşı konulmaz bir kişilik yapıyordu. Bu konuda Winston Churchill’in isteğiyle, 11.000 belgeyi tarayarak The mind of Hitler / The secret wartime report (Hitlerin Zihni / Gizli savaş dönemi raporu) isimli bir çalışma yapan psikanalist Walter C. Langer’de, Hitler’in intihar edeceğini söylemişti. Sonuç olarak sevgi, şefkat ve takdir duygusundan uzak büyümüş bir adamın, ezik bir kişiliğe bürünerek ressam olacak iken cani bir diktatör oluşunu okudunuz. Yahudi nefretini, komünizm düşmanlığını ve hastalıklı düşüncelerini nasıl oluşturduğunu okudunuz. Masumiyetin yitirilişini, büyük güçlerin yanlış ellerde ne kadar yıkıcı olduğunu gördünüz. Almanya gibi eğitim seviyesi yüksek bir toplumun bile, Narsist Psikopat bir adamı tüm kalpleri ile destekleyecek kadar zor durumda kaldığını da gördünüz. Belki Hitler Viyana Güzel Sanatlar Akademesi’ne kabul edilse derinlerdeki bu eziklik psikolojisini çok iyi bir ressam olarak tatmin edecek, böylece 62 milyon kişinin katili olmayacaktı. Unutmamalıyız ki bizi aciz yapan çoğu zaman başarısızlıklarımız değil başarılarımızdır.

Hitler’in, ülkenin tek hakimi olduğunda kendi ile ne kadar gurur duyduğunu, ne kadar sevindiğini kanıtlamaya gerek yoktur sanırım. Fakat bunun için işlediği cinayetler, attığı iftiralar, söylediği yalanlar, onu aciz birisi yapmaz mı? Peki buradaki tek suçlu Hitler midir? Buna göz yuman, eğitim seviyesi yüksek, koca bir millet suçlu değil midir? Diğer yandan Nazilerden aşağı kalmayanlar da var. Mesela Japonya’ya attıkları ve etkileri bugün bile devam eden atom bombası için kim Amerikalılara hesap sordu?Ya da 2 milyon Alman kadına tecavüz eden ve bunları meşru gören, hatta kendini Tanrı ilan eden Stalin’e? Bunların hiçbiri en ufak bir ceza görmedi, hatta konuşulmadı bile. Böylece dünya, eğer olur da gelecek olursa, ikinci bir Hitler’e istediğini vermiş oldu: İntikam duygusu.

  • Yunus Emre
    5 gün önce

    Ellerine sağlık bilmeme rağmen okurken heyecanlandım

    1
    yorum beğen
  • Fatih Reha Coşkun
    7 gün önce

    Güzel bir yazı olmuş. Emeğine sağlık.

    1
    yorum beğen
  • İlker
    2 hafta önce

    Çok kaliteli bir yazı olmuş elinize sağlık

    1
    yorum beğen
  • Kira
    2 hafta önce

    Başarılı buldum ama çok eksik bilgi var Hitleri adeta savaş makinası olarak gostermissiniz onbaşiyken gazi oluşunu ve buna rağmen savaşmak istemiş fakat komutanı ona metropolde gizli görev vermişti bütün siyasi partileri denetleyip olan biteni komutanına rapor ediyordu NSDAP ile tanışması bu şekildedir eklemeyi unuttunuz herhalde. Polonyayi sovyetlerle bolustuler beraber işgal ettiler az tarih bilen biri almanya rusyaya saldirmasa rusların ataga geçeceğini bilir burda uzun uzun anlatmak isterdim lakin sizin detaylı araştırıp ekleme yapmanızı öneririm. Not: Avrupa’daki yahudiler ayrımcılık gördüğü ve soykırım düşüncesi ile kendilerini parcalarken Amerika ve çoğu ülke yahudilere sırt çevirmiştir bu soykırıma destek verenler bile olmuştur (kudus müftüsü)
    tarihî kazananlar yazdı ve ihaleyi Almanya ve Japonya’ya yıktılar bende sizin gibi kurtarıcı amerika iyilik meleği sovyetler insan hakları britanya saçmalıklariyla yalan tarih öğretmişler propaganda dolu filmlerle bazı insanlar tarihi çok yanlış biliyor.

    1
    yorum beğen
  • Alper Mert Belen
    2 hafta önce

    Genel olarak başarılı buldum, tebriklerimi tarafınıza iletirim…

    1
    yorum beğen
  • Hafize
    2 hafta önce

    Başarılarının devamını diliyorum
    Yazılarını da çok beğenerek okuyorum. Seninle gurur duyuyorum. Tarih bölümünün gurur kaynağı .

    0
    yorum beğen
  • Furkan
    2 hafta önce

    Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş bir çırpıda okutuyor kendini çıkarımlarınız çok güzel peki hitler belli ideolojilerinde haklı değil miydi sizce

    0
    yorum beğen
  • Kevser Güzel
    2 hafta önce

    Harika bi yazı ellerinize sağlık.

    0
    yorum beğen
  • Batuhan Özmen
    2 hafta önce

    Bu güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Eleştirinizi dikkate alacağım.

    0
    yorum beğen
  • Zeynep
    2 hafta önce

    Çok güzel ve bilgilendirici bir yazı.
    Peki sonlara doğru yazıda sitemvari konuşmanız konuya pek obejektif bakmadığınıxı gösteriyor

    2
    yorum beğen