30 Ağustos Zafer Bayramı

Kurtuluş: kurtulmak işi,kötü yada tehlikeli bir durumu atlatma,bağımsızlığa kavuşma. Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı. Ülkenin her kesimi tarafından kutlanması gereken yegane bayramlarımızdan biri. Nitekim herkes sosyal medya hesaplarında bir fotoğrafla bile olsa kutlamaktan geri durmuyor. Bu çok güzel bir şey fakat gerçekten neyi kutladığımızı bilenlerin sayısının ne kadar olduğu tartışılır. Çünkü Google verilerine göre Türkiye’de her gün en az 75 kişi “Zafer Bayramı nedir?” diye arama yapıyor.

Bilmemek değil öğrenmemek ayıp ama görülen tarih dersleri boyunca da bu bilgilerin insanlara aşılanmaması üzücü. O yüzden bu yazıda ilk başta da söylediğim unsurları açıklamak niyetindeyim.

Bizim için kötü ya da tehlikeli olan durum neydi?

Daha Balkan savaşlarında askeri gücümüzü kaybetmeye başlamıştık.  Trablusgarp’ta diplomasi konusunda diğer devletlere boyun eğmiş daha savaş çıkmadan önce 1881 yıllarında da ekonomik boyunduruk altına girmiştik. Hal böyleyken bir de baş gösteren 1. Dünya Savaşında müttefikimiz Almanya geri çekilmiş dolayısıyla biz de geri çekilerek Mondros Ateşkesi’ni daha sonra da çok ağır bir anlaşma olan Sevr’i imzalamıştık.

Halk teslimiyete zorlanmakta ve dış mihraplara bir sürü ayrıcalık verilmekteydi. Bu ayrıcalıklara bir süre sonra topraklarımız da dahil olmaya başladı. Hal böyleyken birinin cesaret göstermesi, bir umut olması gerekiyordu. Güçlü, bilgili, vatansever, cesur ve lider vasıflı birinin… Mustafa Kemal Atatürk işte tam bu zamanda durumun vehametini sezmiş ve yola koyulmuştu. Milli Mücadelemiz 19 Mayıs 1919’da başladı. Ardından yapılan kongrelerle beraber ülkenin yeni yönetim kurulu olan ilk meclisimiz açıldı. 

Doğu Cephesi ve Güney Cephesi’nden zaferler yavaş yavaş birbirini izlercesine geldi. Ama Batı Cephemizde savaş devam etmekteydi. Kuvayi Milliye’nin başarısız olması sonucu yeni geçilen düzenli ordu sistemine karşı şüpheci tutum gösterilmeye başlanmıştı. Ama Atatürk’ün güveni bu konuda tamdı. Muharebeler hız kesmeden devam etti. Birinci İnönü muharebesine başlandı.

Bu savaşta düşman ilerlemesi durdurularak lehimize sonuçlandı. Ardından toplanan Londra Konferansı’nda çıkan anlaşmazlıklar,ki çıkması ülkemiz üzerinde çıkar gütmeleri ve bizim bunu reddetmemiz yüzündendir, sonrası itilaf kuvvetleri tekrar savaşa başladı. Ve İkinci İnönü Muharebeleri başladı. Burada verilen “mevzileri her şartta savunma” emri sayesinde bir kez daha savaş lehimize sonuçlanarak dış kamuoyunda yankı uyandırdı.

 Öyle ki meclisimiz varlığını resmen olmasa da Avrupalı ülkelere kabul ettirdi ve İngiliz hükümetine karşı kaygı duymaya başlandı(Bu Güney Cephesi’ndeki zafer için çok önemliydi.). Ama bunların üzerine Kütahya-Eskişehir savaşı oldu ve ordumuz Sakarya Irmağının Doğusuna kadar çekilmek zorunda kaldı.

İsmet Paşa her şeyin bittiğini düşünürken Atatürk, her şeyin şimdi kazanılacağını belirterek Tekalifi Milliye’yi ve birliklerin Polatlı’ya kadar çekilmesini emretti. Çoğu karşı çıkmasına rağmen emir yetine getirildi. Atatürk’ün asıl amacı muhaliflerinin döneminde söylediği gibi kaçmak değil düşmanın iletişimini ve silah naklini kesmekti. Çünkü o dönemde ülkede yollar yok denecek kadar azdı. Yani asıl amaç Yunan’ın bağlantılarını zayıflatmaktı. Yunan Askerlerinin gelmesi sonucu Sakarya Meydan Muharebesi de başladı. Ve Yunan, hattımızı ordu olarak dağıttı.

 Bu olay Dünya savaş prensiplerinde yenilgi olarak bilinse de Atatürk bu prensipleri yıkacak ve “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır o satıh bütün vatandır.” diyerek mücadeleye devam edecekti. Dünya savaş tarihinin en uzun muharebesi de bu olaydan sonra yaşanmaya başladı. Ve Yunan kuvvetleri Sakarya Irmağının Doğusundan çekilerek batısına konuşlandı.

Ve Türk Ordusunun 2. Viyana Kuşatmasından beriki geri çekilmesi sona erdi. Tabii bize kesin galibiyet için sağlam bir hazırlık gerekiyordu. Bu uzun hazırlık döneminde Doğu ve Güney cephesi birlikleri batıya getirilirken aynı zamanda bazı birlikleri gizlice Afyonkarahisar’ın Güney’ine  konuşlandırdı. Ve hareket günü olarak 26 Ağustos belirlendi ki bu tarih aynı zamanda Türklerin Anadolu’ya ilk giriş tarihiydi. Ve Atatürk kendi yönetiminde saldırıya başladı.

 Tabii Güney’e yapılan asker sevkiyatından habersiz olan Yunanlar bu taaruza geçen askerleri ilk muharebelerden kalan bir grup asker sandı ve başta çok fazla karşı koymadı ve Kuzeye doğru ilerlemeye çalıştıysa da gidemeden Güney’e dönmek zorunda kaldı. Kuzeye giden askerleri de o sırada orada bulunan ordumuz bastırdı.

Hali hazırda Doğu’da bekleyen askerlerinizde taaruza geçti. Ve bunun sonucunda Yunanlılar daha fazla dayanamayıp geldikleri gibi gittiler. 26 Ağustos’ta başlayan taaruzunun 30 Ağustos’ta zaferimizle son buldu. Atatürk orduya son bir emir verdi “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!”. Ve bu emrin akabinde de düşman 9 Eylül günü İzmirden denize döküldü. Yani bizim kutulduğumuz şey esaretti ve bizim için bundan daha kötü daha tehlikeli bir durum olamazdı. Bağımsızlığa diplomasi üzerinde kavuşmamız an meselesi olmuştu. 

Yani Kurtuluş gerçek anlamıyla bizim zaferimiz olmuştu. Ne yazık ki bir süredir bunu tam anlamıyla kutlayamadık. 2015-2016-2017-2018 yıllarında illerde kutlamalar yapılmadı. Nedenini tam olarak anlayamasam da böyle olayların olması gerçekten çok üzücü. Ama vatandaşlar bu yıl çok büyük bir coşkuyla zaferimizi kutluyor. Halkın birbirine kenetlendiği bu bayramlar da eskiden olduğu gibi bizim Türkiyemiz için her türlü birlik olacağımızı gösteriyor. Tüm ülkemizin  bu eşi benzeri görülmemiş kurtuluşu, 30 Ağustos Zafer Bayramı ilelebet kutlu olsun.

zafer